**4 Mayıs, Pazartesi**
Soğuk bir mart akşamıydı. Kadir, ıslak kaldırımların kenarındaki bankta oturmuş, araba far ışıklarının yağmurda kaybolup gitmesini izliyordu. Rüzgâr, ince montunun altına sızıyordu ama o, bu üşüyüşü hissetmiyordu. Bekliyordu. Ne için? Kendisi de bilmiyordu. Belki bir işaret, belki içini kemiren o sorunun cevabını: “Şimdi ne olacak?”
Kadir’in hayatı, sıkışmış bir plak gibi aynı nakaratı tekrar ediyordu. Ofisteki işi midelerini bulandırıyordu, evde ise boş bir dairenin sessizliği onu karşılıyordu. Bir zamanlar havai fişekler kadar parlak olan hayalleri, şimdi solmuş bir resim gibi soluktu. Her gün bir öncekinin aynısıydı ve her sabah yataktan kalkmak biraz daha zor geliyordu.
Telefonunu çıkardı, haber akışını anlamsızca kaydırdı. Mesajlaşma uygulamasında annesinin sorusu yanıp sönüyordu: *“Nasılsın oğlum? Çok zaman oldu aramayalı.”* Cevap vermedi. Ne diyecekti? *Her şey kötüye gidiyor* mu? Yoksa *Kendime bile anlatamıyorum, bu boşluğu yaşamak için mi varım?* diye mi?
Durağa bir otobüs yaklaştı ama Kadir kalkmadı. Nereye gidecekti ki? İçi, terk edilmiş bir ev gibi bomboştu.
“Hey gardaş, saat kaç biliyor musun?” diye çatlak bir ses duydu.
Başını kaldırdı. Karşısında yıpranmış bir ceket giymiş, sırtında ağır bir sırt çantası olan yirmili yaşlarda bir genç duruyordu. Yorgun görünüyordu ama gözlerinde bir kıvılcım vardı.
“On biri on geçiyor,” diye mırıldandı Kadir, saatine bakarak.
“Sağ ol. Ben Volkan,” dedi genç, elini uzattı.
Kadir isteksizce sıktı, kendi adını söylemeden.
“Burada tek başına ne yapıyorsun?” diye sordu Volkan, yanına otururken.
“Düşünüyorum.”
“Neyi?”
Kadir acı bir tebessümle:
“Bu lanet rutinden nasıl kurtulacağımı.”
Volkan çantasını yere bıraktı ve ona ilgiyle baktı.
“Tanıdık geldi. Ben de öyle bir bataklıktaydım. Peki biliyor musun ne anladım?”
“Ne?”
“Eğer bir anlam bulamıyorsan, kendin yarat. Ben her şeyi bıraktım: işi, toparladım çantayı, yola koyuldum. Bugün buradayım, yarın başka bir şehirde. İstediğim gibi yaşıyorum.”
“İşe yaradı mı?”
Volkan başını salladı, gözlerinde samimi bir inanç vardı:
“Artık bu, benim hayatım. Sadece geçirilmesi gereken günler değil.”
Kadir sessiz kaldı. İçinde bir şey acıyla sıkıştı, kalbi yeniden nasıl atacağını hatırlamış gibi.
Uzun saatler soğuk bankta oturup konuştular. Volkan, ofisten nasıl ayrıldığını, korkunun nasıl elini kolunu bağladığını ama pişmanlık dolu bir hayat fikrinin daha korkunç olduğunu anlattı.
“Ölürken *‘Ya deneseydim?’* diye sormak istemiyorum,” dedi. “Sen de yapabilirsin. Sadece bir adım at.”
Kadir ona baktı ve yıllar sonra ilk kez göğsünde küçük, kırılgan ama canlı bir umut belirdi.
“Belki…” diye mırıldandı.
Ayrıldıklarında Kadir eve doğru yürüdü, zihni buzlar çözülen bir nehir gibi coşuyordu. Anlamıştı: Şimdi bir şeyleri değiştirmezse, bu boşluğa sonsuza kadar saplanıp kalacaktı.
Eve varınca masaya çöktü, bilgisayarını açtı ve tren bileti sitelerine baktı. Nereye olursa. Yeter ki kaçabilsin. Parmağı “Satın Al” butonunun üzerinde titredi. Kalbi, göğsünden çıkacakmış gibi çarpıyordu.
“Hadi,” diye hırıldadı kendi kendine.
Ve bastı.
Ertesi gün tren vagonunda oturmuş, camdan geçen ışıkları izliyordu. Küçük bir sahil kasabasını seçmişti—çok uzak değildi ama yeni bir nefes almak için yeterince yabancıydı. Cebinde, bir yılda biriktirdiği küçük bir para vardı. İşsiz uzun süre dayanamayacağını biliyordu.
İlk gün bir pansiyonda yer buldu. Dar sokaklarda dolaştı, kafelere girdi, dükkânlara uğradı ve iş aradığını sordu. Akşama doğru yorgun ama umutsuz değilken bir ilan gördü: *“Tekne tamir atölyesine yardımcı aranıyor. Tecrübe şart değil.”*
“Eleman mı arıyorsunuz?” diye sordu sakallı atölye sahibine.
“Aranıyor,” diyerek onu süzdü adam. “Bir şey biliyor musun?”
“Denemedim ama çabuk öğrenirim.”
Ertesi gün Kadir iş başı yaptı. İlk başta zordu: elleri acemiydi, aletler yabancı geliyordu. Ama her geçen gün yeniden canlandığını hissetti. Yıllar sonra ilk kez uyandığında önünde *sıradan bir gün* değil, *gerçek bir şey* olduğunu düşünüyordu.
Hayatı bir anda değişmemişti. Ama en önemli adımı atmıştı—bilinmezliğe atlamıştı. Ve bu, dünyanın ona yeniden gülümsemeye başlaması için yeterliydi.




