Her Şeyi Değiştiren İsim

**Adı Her Şeyi Değiştiren**

“Canım benim, zavallı kızım…” diye fısıldadı gözyaşları içinde Aslı, yeni doğan kızını göğsüne bastırırken. “Çoktan biliyorum, hayatın sana hazırladığı kadın kaderini…”

Bebek, annesinin memesine iştahla yapışmıştı, bazen buruşuyordu çünkü gözyaşları yanaklarına damlıyordu ama açlık galip geliyordu. Aslı bunu bile fark etmemişti; ruhu geçmişin anıları, endişeler ve o lanetli soy yalnızlığının mührüyle parçalanıyordu.

Odadan içeri beyaz önlüklü bir hemşire girdi ve yeni annenin üzerine sert bir bakış attı.

“Yine gözyaşı seli mi başlattın? Şimdi de çocuğu boğarsın böyle. Ne oldu ki? Kızın sapasağlam, sütün de bol, sen ise cenaze evindeymiş gibi oturuyorsun. Yeter artık, sevin işte!”

Aslı irkildi, sanki yeni kendine gelmiş gibi. Belirsiz bir gülümseme yayıldı yüzüne; kimeydi bu, çocuğa mı yoksa hemşireye mi? Hafifçe, “Mutluyum, gerçekten… Sadece korkuyorum, bizim ailedeki tüm kadınların kaderini tekrarlayacak diye,” dedi. “Hepimiz babasız doğduk, hepimiz yalnız büyüdük. Bir erkek olsaydı belki bu kısır döngü kırılırdı diye düşünmüştüm… Ama yine kız…”

Hemşirenin sesi biraz yumuşadı: “Görüyorsun işte, iyi bir annesin sen. Ama üzerine soyunun lanetini yükleme şu minik meleğin. Adı ne olacak peki, düşündün mü?”

Aslı gözlerini indirdi:

“Annem ve nenem ısrar ediyor, ‘Elif’ diye. Hepimiz Elifler, Emelalar, Eminelerle dolu bir aileyiz… Ama geçenlerde okudum, bu ismin bir anlamı da ‘terkedilmiş’ olabilirmiş. İstemiyorum. Adını Sevgi koyacağım. Sevgi olsun. Belki onun hayatı farklı olur…”

Hemşire başını salladı: “İşte böyle, aferin. Sevgi hem adında, hem yüreğinde olsun.”

Sevgi gerçek bir kahraman gibi büyüdü. Tıpkı hemşirenin dediği gibi; güçlü, kararlı, kendinden emin. Okulda en iyiydi, sınıfta lider. Tek sorun, nenesinin “evlendirilecek kız” hayallerine pek uymuyordu: geniş omuzlar, dar kalçalar, tipik bir delikanlı gibi yürüyordu. Çoğunlukla erkeklerle takılıyor, pantolon ve spor ayakkabı giyiyordu.

“Sevgi, kız mısın sen, oğlan mı?” diye dertlenirdi ninesi Hacer. “Dolabında elbiseler diz boyu, sen hâlâ tişörtler, kotlar. Nerede kadınlık, nerede bele kadar saçlar?”

Sevgi elini sallardı: “Ah be nene, ne takıyorsunuz! Önemli olan benim kimi seçtiğim, kimin beni seçtiği değil.”

Aslı ise iç çekerek mırıldanırdı: “Fazla kendine güvenme kızım, hayat her zaman isteklerimize boyun eğmez.”

Lise son sınıfta, Sevgi âşık oldu. Kim olduğunu tahmin edebilir misiniz? Sessiz, utangaç, gözlüklü bir çocuktu: Mehmet. Okul balosunda duvara yapışıp “ben buraya yanlışlıkla geldim” havalarındaydı. Sevgi yanına gitti, elinden tuttu ve dansa kaldırdı. Mehmet’in yapabileceği bir şey yoktu, kabul etti. O günden sonra ayrılmaz oldular.

Üniversiteyi birlikte kazandılar, üçüncü sınıfta Sevgi, ipucu bile beklemeden, kendisi evlenme teklif etti.

“Ne kadar daha böyle sevgili kalacağız?” dedi Mehmet’e. “Aklını başına al, evlenme vakti geldi.”

Mehmet çok mutluydu. Alışmıştı; Sevgi karar verir, o kabul ederdi. Aileleri de öyle mutlu oldu ki… Eğer biri bu aile yalnızlığını kıracaksa, o Sevgi’ydi.

Beşinci sınıfta bir oğulları oldu. Sevgi doğum iznine çıktı, Mehmet’e ise üniversitede asistanlık teklif edildi. Her şey mükemmel gidiyordu… Ta ki Sevgi bir şeylerin değiştiğini hissedene kadar.

Kocası geç gelmeye, surat asmaya, uzaklaşmaya başladı. Bir gün ise konuşmayı tamamen kesti; ne öğrencilerinden bahsediyordu, ne tezinden. Hep yorgun olduğunu söylüyordu. Sevgi anlamıştı. Ve harekete geçti.

Dekanın sekreteri, eski bir arkadaşı, fısıldadı: “Mehmet’in Işık isminde bir öğrenciyle aşkı var, gözlüklü, soluk benizli bir kız. Üniversitede ‘gözlüklü amip’ diye çağırıyorlar.”

Sevgi düşünmedi bile. Işık’ı yurt önünde karşıladı, herkesin gözü önünde birkaç tokat attı ve o, saçları dağılmış bir halde, uzun süre ortadan kayboldu.

Mehmet’le konuşması kısaydı: önce bir morluk, sonra bir tane daha.

“Ben… sadece yardım etmek istiyordum… tıpkı senin bana yaptığın gibi,” diye kekeledi Mehmet, yerde otururken.

Sevgi dişlerini sıktı: “Bir daha birine yardım etmeye kalkarsan, seni öyle bir keserim ki pişman olmazsın.”

O günden sonra Mehmet kılı kırk yararak yaşadı. Bir daha riske atmadı; biliyordu, Sevgi’yle dalga geçilmezdi. Doğumhanede ona “kadınların kaderini tekrarlayacak” diyenler yanılmıştı. Sevgi sadece yalnızlık zincirini kırmakla kalmamış, aynı zamanda kendisinin merkezinde olduğu bir aile kurmuştu: bir dayanak, bir koruyucu ve… bir Sevgi.

Rate article
Lifequest
Her Şeyi Değiştiren İsim