**Sonbahar Affı**
— Nergis Hanım, neden böyle bir şey istiyorsunuz? Bırakın Doktor Kerem ameliyat etsin! — Hemşire Ayla’nın sesi heyecandan titriyordu. Cerrahi servisinin başhekimi ve hastanenin en iyilerinden biri olan Nergis’in peşinden koşturuyordu.
— Ayla, ameliyathaneyi hazırlasınlar. Kan nakli için kan lazım. Bir de hemen Eren’i bulsunlar, ameliyatta bana yardım edecek, — diye emir verdi Nergis, adımlarını yavaşlatmadan.
Kabul odasındaki sedyede otuzlu yaşlarda, siyahlara bürünmüş, bir ayağı çorapsız bir kadın yatıyordu. Bilinci kapalıydı.
— Yaya geçidinde çarptılar. Şoför sarhoşmuş, — diye hızla bilgi verdi sağlık görevlisi. — Tansiyonu düşüyor, iç kanama şüphesi var.
— Hemen ameliyathaneye! — diye emretti Nergis ve sedyeyi iki erkek hemşire hemen kaptı.
— Nergis! Nergis! — Arkasından bir çığlık yükseldi. Onu hemen tanıdı. Serkan. Eski kocası. Öbür kadın için onu terk eden adam.
— Bu doğru mu? — diye omuzlarından tuttu. — Leyla’ya mı çarptılar?
— Serkan, elimizden geleni yapıyoruz. Şimdi izin ver, çalışmam lazım.
— Sen mi? Sen mi onu ameliyat edeceksin? Hayır! İzin vermem! Onu öldürmek mi istiyorsun?! — Sesindeki korku, öfkeden daha baskındı. Nergis, hemşireye işaret edip ona sakinleştirici yapmasını söyledi.
Ameliyathaneye girdiğinde, konuşmalar anında kesildi. Bakışları hissetti. Yargılanmayı hissetti. Ama pes etmedi.
— Evet, bu o kadın. Evet, onu ben ameliyat edeceğim. Çünkü ben bir cerrahım. Bu şehirdeki en iyilerdenim. Eğer biriniz bunu başaramayacağımı düşünüyorsa, şimdi söylesin. Yoksa çalışıyoruz. Hayatını kurtarıyoruz. Anlaşıldı mı?
Ameliyat üç saat sürdü. İki kez hastanın değerleri kritik seviyenin altına düştü. Ama Nergis, elinden geleni yaptı. Ve kazandı. Leyla hayatta kaldı.
“Birkaç gün yoğun bakımda kalacak, sonra eski haline dönecek,” diye yazdı Serkan’a, ki kapının önünde oturuyordu.
— Nergiscim… Beni affet. Aptalım. Sana minnettarım, ömrüm boyunca minnettar kalacağım! — Ellerine sarılıyor, ağlıyor, diz çöküyordu.
— Serkan… Yeter. Hepsi geçmişte kaldı. Git eve. Şimdi onu göremezsin zaten. Bir değişiklik olursa haber veririm.
Nergis, ucuz bir kahve yaptı, doktor odasındaki eski kanepeye oturdu ve bir simitle ilk kez o gün açlığını hissetti. Gözlerini yumduğu anda Ayla içeri girdi.
— Siz bir kahramansınız! Size hayranım! Ama neden? Neden bu yılanı kurtardınız? O sizin hayatınızı mahvetti…
— Ayla, ben bir doktorum. Hasta iç kanamayla geldi. Dediklerinse… Serkan’la her şeyi biz mahvettik. Onu gerçekten sevdiğimden bile emin değilim.
— Siz gerçekten büyük bir kadınsınız! — diye fısıldadı Ayla ve Nergis’i sıkıca sarıldı.
Birkaç gün sonra Leyla taburcu edildi. Serkan iki buket çiçekle geldi — gösterişli kırmızı güller ve naif kır çiçekleri.
— Bu senin, Nergis. Unutmadım…
— Gerek yoktu. — Ama buketi aldı.
— Nergis Hanım… Beni affedin. Bana hayatımı bağışladığınız için teşekkür ederim… — Leyla, ihanet ettiği kadının gözlerine bakmakta zorlanıyordu.
— Hepsi geçmişte kaldı, — diye fısıldadı Nergis. Önce kendine söylüyordu.
Mesai bitti. Eve gitmek istemiyordu. Orada boşluk ve sessizlik vardı. Nergis, eski şehir merkezinde yürüyüşe çıktı. Burasını seviyordu. Şu oyunu oynamayı severdi: İnsanların ne iş yaptığını tahmin etmek. Kazanan kendine bir kahve ısmarlardı.
Bankta bir adam oturuyordu. Paltolu, pahalı saatli, dosyalı. Avukat mı? Kesinlikle.
— Affedersiniz… — Nasıl yaklaştığını fark etmemişti. — Siz… avukat mısınız acaba?
— Tam isabet, — diye gülümsedi adam. — Siz de sanırım doktorsunuz?
— Nerden anladınız… — şaşkınlıkla güldü.
— Daha da fazlası, cerrah. Ve adınız… Nergis mi?
— Durun, nasıl… Siz medyum musunuz?
— Hayır, sadece okumayı biliyorum. Göğsünüzde kimlik var, — diye güldü. — Bu arada, ben Alper.
— O zaman sizden sadece kahve değil, bir de poğaça alacağım! — diye karşılık verdi.
Yıllardır ilk kez gerçekten gülüyordu. Sanki kalbi sevinci yeniden hatırlamıştı. Pencerenin ardındaki sonbaharın bir önemi yoktu. İçinde bir bahar vardı.




