İhanete Açılan Kapı

Kapıdaki İhanet

Üç aylık vardiyasının ardından yorgun ama görevini tamamlamış olmanın huzuruyla Artun Korkmaz, memleketi Konya’ya dönüyordu. Hava bulutluydu ama Artun’un içinde güneş açmıştı: elinde maaşının olduğu zarfla, karısı Nazlı’yı ne kadar mutlu edeceğini düşünüyordu. Nazlı, uzun boylu, dik başlı ve her şeyin en iyisini isteyen biriydi. Yakın zamanda şehrin kenar mahallesindeki bir apartmanda iki odalı bir daire almışlardı. Artun bizzat kendi elleriyle duvarları düzlemiş, tavanları germiş, fayansları döşemiş ve tüm elektrik işlerini halletmişti. Geriye tek bir şey kalmıştı: Nazlı’nın istediği gibi mobilyalar…

“Artun’cuğum, ucuz iş istemiyorum! Hande ile Murat’ın evi gibi olsun, her şey birinci sınıf!” diye tembihlemişti.

Artun başını sallayıp kabul etmiş, vardiyasına dönmüş, canla başla çalışmıştı ki Nazlı onunla gurur duysun. Buz gibi sondaj sahasındaki konteynerde hasretten kavrulmuştu: ne sıcak bir yuva, ne sevdiğinin yüzü, ne de sabahları taze pişmiş kahvenin kokusu… Sadece telefonlarda duyduğu, çoğu zaman huysuz ve talepkâr bir ses…

İstasyonda çiçekçinin önünde durdu. Gülleri tek tek kontrol edip en tazelerini seçti. Kocaman kırmızı bir buket alıp taksiye bindi. On beş dakika sonra apartmanın önündeydi, kalbi güm güm atıyordu. Dördüncü kata hafif adımlarla çıktı, içi heyecanla doluydu. Anahtarı kilide sokacaktı ki vazgeçip kapıyı çaldı.

Sessizlik. Tam anahtarı çıkaracaktı ki kapı aniden açıldı. Eşiğinde, onun bornozunu giymiş yabancı bir adam duruyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu, üstsüz ve küstah bakışlı biriydi.

“Sen de kimsin amca? Yanlış kapıya mı geldin?” diye homurdandı adam.

Artun’un dünyası başına yıkıldı. Donakaldı. Elleriyle tuttuğu çiçekler yere düştü.

“Galiba sadece kapıyı şaşırmadım…”

Kapı çarpıldı. Artun orada öylece kalakalmıştı. Nabzı şakaklarında atıyor, elleri titriyordu. Gözünün önüne gece gündüz boyadığı duvarlar, tertemiz yaptığı fayanslar, kredi çekip aldığı mutfak geliyordu… ve şimdi bir yabancı, onun evinde, onun bornozuyla rahat rahat geziyordu.

Çiçekleri en yakındaki çöp kutusuna fırlattı. Bir taksi çağırıp en yakın arkadaşı Mehmet’in evine gitti. Yolda bir markete uğrayıp rakı, lakerda ve turşu aldı. Mehmet heyecanlandı:

“Vay be! Şerefe o zaman!”

İkinci kadeh rakıdan sonra Artun dayanamayıp olanları anlattı. Mehmet, yarı Çerkez olmanın verdiği asabiyetle yerinden fırladı:

“Ne?! Senin evinde mi?! Ben olsam… ben onu…” diyerek masaya yumruğunu vurdu.

Artun onu kolundan tuttu:

“Mehmet, sakin ol. Ama… intikam alır mıyız?”

“Alırız. Hem de nasıl!”

Sarhoşluk etkisiyle iki adam bir taksi çağırıp Artun’un evine doğru yola çıktı. İntikam planları biraz bulanıktı ve kafaları allak bullaktı.

Dördüncü kata çıktılar. Yatak odasının ışığı yanıyordu. Artun kükredi:

“Şimdi size göstereceğim…”

Mehmet kapıyı yumruklamaya başladı:

“Aç kapıyı alçağın evladı! Kimin karısına göz koyuyorsun? Çık dışarı, erkek gibi konuşalım!”

Kapı açıldığı gibi bir yumruk savruldu. Mehmet burnunu tutarak geriye sendeleyerek düştü.

“Vay canına… Hoş geldin partisi…” diye mırıldandı, kanını silerek.

Artun’un damarı attı. Tek hamlede kapıyı menteşelerinden söktü. Gürültüyle koridora düştü. İki adam bir kasırga gibi içeri daldı, odalarda koşuşturup bağırıyorlardı.

“O herif nerede?!”

Nazlı mutfakta titreyerek telefonuna birilerini arıyordu. Mehmet koridora fırladı:

“Balkondan atladı mı acaba?”

Tam o sırada bir inilti duyuldu. Yerde, devrilen kapının altında o sevgili kıvranıyor, hem ağırlık hem de kendi küstahlığı altında eziliyordu. Bornozu darmadağın, yüzü korkudan bembeyaz, ağzı kan içindeydi.

“İşte intikam!” diye güldü Mehmet, kapının sağlam tarafına dokunarak.

Tam o sırada, apartmandan tiz bir çığlık yükseldi:

“İmdat! İyi insanlar! Adam öldürüyorlar!” diye bağırıyordu Artun’un kaynanası, sesinden tanınmıştı.

Ayılma vakti gelmişti. İki arkadaş polis gelmeden apar topar kaçtı. Ertesi gün Artun boşanma davası açtı. Onu aşağıladıkları, bornozunu bir yabancının giydiği bir evde daha fazla kalamazdı.

Bir hafta sonra tekrar vardiyaya dönüyordu. Mehmet, morarmış gözü ve sarılı parmaklarıyla onu uğurladı.

“En azından epik oldu!” diye güldü. “Bir daha evlenirsen… Nazlı gibi biri olmasın ama! Beni mutlaka çağır, yine yardım ederim!”

Rate article
Lifequest
İhanete Açılan Kapı