**Yüreğe Uzanan Yol**
Hayatım bir anda altüst oldu, sanki bir kumdan kale gibi dağıldı. Eşimden ayrıldığımda ayaklarımın altından toprak kaydı gitti. Geçmişimin parçalarını toplayıp, memleketim olan Muğla’nın küçük bir köyüne döndüm. Yanımda tek dayanağım, babaannem Gülsüm Hanım’dı. O, beni ve oğlum Emre’yi canı gibi severdi.
“Emre, babası Barış’ın tıpkısı,” diye iç çektim bazen, ona bakarken. “O evlilikten geriye kalan tek ışık o.”
“Ben sana demedim mi bu serserinin peşinden gitme?” diye söylenirdi babaannem, başını sallayarak. “Belli çocuktan alkolik olacağı. Gençliğinden beri içiyorsa, daha da kötü olur. Sen ise ‘Aşk, aşk!’ diye tutturmuştun, aklını kaybetmiş gibi.”
“Baba, bunları şimdi ne diye anlatıyorsun?” diye karşılık verdim iç geçirerek. “Hayatım boyunca bunu yüzüme vuracak mısın? Ama Emre var, o bize yeter.”
“Kızım, üzülme,” dedi babaannem sarılıp sıkıca kucaklayarak. “Bir daha ağzıma almam. Bak sen ne güzelsin! Barış nerede bulacak senin gibi birini? Aptalın tekidir o.”
“Okulda sınıfın yarısı peşimden koşardı,” diye güldüm, saçlarımı düzeltirken. “Ama şimdi aşk romanları bana göre değil. Kimseye güvenemiyorum. Hepsi önce tatlı dilli, sonra…” diye elimi havada salladım.
“Hepsi Barış gibi değil,” diye itiraz etti Gülsüm Hanım. “Mesela Hakan. Hatırlıyor musun, sana nasıl tutkundu? İşini bilen, tertemiz bir adam. Hâlâ bekar. Sınıfınızdan bekâr kalan tek o.” diyerek göz kırptı.
“Off, baba, başlama yine,” diye savuşturdum. “Kimseyle ilgilenmek istemiyorum. Emre’yi okula hazırlamalıyım, evi toparlamalıyım. Annemle babam şehre yerleştiler, fabrikada çalışıyorlar. Artık burada ben varım. Sana da bakacağım…”
“Yardım etmek güzel,” diye onayladı babaannem, “ama acele etme. Önce kendini topla. Ben sağlığım yerinde, yetmiş yaş dünyanın sonu değil. Sizleri görmek bile benim için mutluluk. Annenle baban da destek olur. Belki emekli olunca buraya dönerler. Hep beraber yaşarız: siz büyük evde, ben kulübemde.”
“Aman baba, sen bizim kollayıcımızsın,” diyerek Gülsüm Hanım’ı sıkıca sarılıp yanağından öptüm.
“Yine de Hakan’ı düşün,” diye hafifçe omzuma vurdu, tıpkı çocukken yaptığı gibi. “Onun gibiler her yerde bulunmaz.”
Köyde üçüncü ayımı dolduracaktım. Hakan, köyün traktörcüsü, gözünden kaçırmıyordu beni. O da Gülsüm Hanım gibi, benim evliliğimin bir hata olduğunu düşünüyordu. Nasıl ve ne zaman anlaştılar bilinmez, ama sürekli bakkald**Yüreğe Uzanan Yol**
Hayatım bir anda altüst oldu, sanki bir kumdan kale gibi dağıldı. Eşimden ayrıldığımda ayaklarımın altından toprak kaydı gitti. Geçmişimin parçalarını toplayıp, memleketim olan Muğla’nın küçük bir köyüne döndüm. Yanımda tek dayanağım, babaannem Gülsüm Hanım’dı. O, beni ve oğlum Emre’yi canı gibi severdi.
“Emre, babası Barış’ın tıpkısı,” diye iç çektim bazen, ona bakarken. “O evlilikten geriye kalan tek ışık o.”
“Ben sana demedim mi bu serserinin peşinden gitme?” diye söylenirdi babaannem, başını sallayarak. “Belli çocuktan alkolik olacağı. Gençliğinden beri içiyorsa, daha da kötü olur. Sen ise ‘Aşk, aşk!’ diye tutturmuştun, aklını kaybetmiş gibi.”
“Baba, bunları şimdi ne diye anlatıyorsun?” diye karşılık verdim iç geçirerek. “Hayatım boyunca bunu yüzüme vuracak mısın? Ama Emre var, o bize yeter.”
“Kızım, üzülme,” dedi babaannem sarılıp sıkıca kucaklayarak. “Bir daha ağzıma almam. Bak sen ne güzelsin! Barış nerede bulacak senin gibi birini? Aptalın tekidir o.”
“Okulda sınıfın yarısı peşimden koşardı,” diye güldüm, saçlarımı düzeltirken. “Ama şimdi aşk romanları bana göre değil. Kimseye güvenemiyorum. Hepsi önce tatlı dilli, sonra…” diye elimi havada salladım.
“Hepsi Barış gibi değil,” diye itiraz etti Gülsüm Hanım. “Mesela Hakan. Hatırlıyor musun, sana nasıl tutkundu? İşini bilen, tertemiz bir adam. Hâlâ bekar. Sınıfınızdan bekâr kalan tek o.” diyerek göz kırptı.
“Off, baba, başlama yine,” diye savuşturdum. “Kimseyle ilgilenmek istemiyorum. Emre’yi okula hazırlamalıyım, evi toparlamalıyım. Annemle babam şehre yerleştiler, fabrikada çalışıyorlar. Artık burada ben varım. Sana da bakacağım…”
“Yardım etmek güzel,” diye onayladı babaannem, “ama acele etme. Önce kendini topla. Ben sağlığım yerinde, yetmiş yaş dünyanın sonu değil. Sizleri görmek bile benim için mutluluk. Annenle baban da destek olur. Belki emekli olunca buraya dönerler. Hep beraber yaşarız: siz büyük evde, ben kulübemde.”
“Aman baba, sen bizim kollayıcımızsın,” diyerek Gülsüm Hanım’ı sıkıca sarılıp yanağından öptüm.
“Yine de Hakan’ı düşün,” diye hafifçe omzuma vurdu, tıpkı çocukken yaptığı gibi. “Onun gibiler her yerde bulunmaz.”
Köyde üçüncü ayımı dolduracaktım.
Hakan, traktörünün motor sesiyle kendini belli etmişti.




