Ben Tatya Değil, Nasya’yım

Bugün günlüğüme yazacak çok şey var…

Adım Nergis, Nergis olarak doğdum, Taşkın değil.

Nergis’in yüzü mutluluktan parlıyordu—tüm sınavlarını geçmişti! Hepsi pekiyi olmasa da, anne ve babasının gurur duyacağı kadar iyiydi. Eve kapıyı açarken, annesinin tanıdık sesini duydu… ve bir de yabancı, donuk, adeta geçmişten gelen bir ses. Kızcağız, rahatsız etmemek için sessizce odasına geçti. Ama sonra o cümleleri işitti:
—”Sana son kez söylüyorum, Tülay…” diye sertçe konuştu annesi.

Girişte bir ayak sesi—babası öğle yemeği için gelmişti. Nergis koridora baktı ve beyaz, yıpranmış bir başörtüsü takan bir kadınla göz göze geldi. Yüz hatları tanıdık gelmişti. Onu daha önce bir yerden hatırlıyordu… Eski bir anı, bir gölge gibi zihnine saplandı, acı ve rahatsız edici. O kadın, yapışkan, dik dik bakan gözleriyle… Ona “Taşkın” diye seslenmişti.

—”Merhaba, Taşkın. Merhaba, kızım,” dedi misafir.
—”Git artık, Tülay,” diye soğuk bir ifadeyle ekledi babası.
—”Gidiyorum, gidiyorum… Görüşürüz, kardeşim,” diyerek çıkıp gitti kadın.

Nergis şaşkınlıkla orada dikiliyordu.
—”Baba, bu kimdi?”
—”Annenin bir tanıdığı.”
—”Ama ona ‘kardeşim’ dedi.”
—”Kızlar bazen öyle derler… Herhalde.”

Ama annesinin endişeli bakışları ve evdeki gergin sessizlik, durumun öyle olmadığını gösteriyordu. Belliydi ki bu sıradan bir tanıdık değildi. Bu, bir sırdı.

Birkaç gün sonra Nergis, Tülay’la yüzleşti.
—”Merhaba, Taşkın,” diye yaklaştı kadın.
—”Ben Taşkın değilim, Nergis’im.”
—”Beni hatırlıyor musun?”
—”Bilmiyorum… Anneme gelirdiniz.”
—”Annene mi? Ben senin annenim, Taşkın… Gerçek annen…”

Tülay, onun ellerini sıkıca tuttu. Telaşla, yalvararak, bozuk bir üslupla konuşuyordu. Nergis, anlamadan, ona eşlik etti.

—”Buyur, gir kızım,” diyerek onu eski, küçük bir odaya götürdü. “İki yaşına kadar burada yaşadın… Hatırlıyor musun?”

Nergis’in zihninde bir anı seli koptu: kirli zemin, izmaritler, birilerinin bağırması, kapıyı tekmeliyorlar, küçücük bir çocuk olarak yerde yiyecek bir şeyler arıyor… Birisi kirli parmaklarını onun ağzına sokuyor… ve o ısırıyor—kan gelene kadar. Korku. Gözyaşları. Soğuk. O zamanlar Taşkın’dı.

Odaya giren sert bir ses onu geri çekti:
—”Tülay, yine mi gezindin? Para getirdin mi?”
Sarhoş, buzlu gözlü bir adam içeri dalmıştı.
—”Bu kim? Bana hediye mi?” diyerek Nergis’e uzandı.

Hızlıca çantasını açtı, bir miktar lira çıkardı:
—”Alın! Artık gelmeyin. Ne bize, ne anneme, ne babama. Her şeyi hatırladım. Ve siz benim için hiçbir şeysiniz.”

—”Taşkın…”
—”Adım Nergis!”

Eve koşarken gözyaşlarına boğulmuştu. Titriyordu, ateşi çıkmıştı. Annesi onu ağlarken buldu.
—”Anne, onun yanına gittim… Hatırladım… kirli eller… ağzıma sokuyorlardı… ısırdım…”
—”Kızım…” diyerek onu küçük bir çocuk gibi salladı.

Sonra gerçeği anlattı. Yetimhanede iki kız kardeş olduğunu—Tülay ve Lale. Birlikte evlat edinilmişlerdi. Tülay başta sevecendi, sonra değişti. Sigaraya, hırsızlığa başladı, kaçtı, sonra geri döndü—hamileydi. Çocuk kimindi, bilinmiyordu. Ailesi affetti. Lale, o zamanlar üniversite öğrencisiydi, yardım etmeye karar verdi… ve bebeği alıp büyüttü. Taşkın, Nergis oldu. Tülay’ın velayeti alındı, üstelik para bile istedi.

O günden sonra Nergis, onların kızı oldu—hem sevgiyle, hem de yasal olarak.

Tülay ara sıra geri gelirdi. Ağlar, özür dilerdi.
—”Taşkın, kızım…”
—”Ben Nergis’im. Özür dilerim, Teyze Tülay.”

Annesi hep sabretti.
—”O benim kardeşim. Belki de normal bir hayata tutunabilmesi için son şansı…”

Bir gün Kenan geldi, o kirli elli adam.
—”Tülay hastanede. Durumu kötü.”
Hastaneye gittiler.
—”Affet beni, kızım,” dedi Tülay, ayık ve solgun bir halde. “Yaşadığın için teşekkür ederim. Senin gibi bir kızım olduğu için… en azından bir süre.”

—”Her şey düzelecek. Yaşa. Seni buradan çıkaracağız.”

Ama yaşayamadı.

Sonraları Nergis, Kenan’la bir daha karşılaştı. Ayıktı.
—”Bıraktım. Onun sayesinde… affet, Taşkın…”
—”Ben Nergis’im.”
—”Biliyor musun… Ben baban değilim, ama nerede olduğunu biliyorum. Göstereyim mi?”

Onu yakışıklı bir adamın mezarına götürdü. Orada yaşlı bir kadınla karşılaştı.
—”Onun kızı mısın?”
—”Sanırım evet…”
—”Ben senin babaannemim…”

O günden sonra Nergis’in iki mezarı oldu. İki hayatı: birinden kaçtığı, diğerinde büyüdüğü.

Şimdi ona hayat verenleri ziyaret ediyor. Onlara kendini anlatıyor. Onurlu bir hayat süreceğine söz veriyor—ve bu sözünü tutuyor.

Rate article
Lifequest
Ben Tatya Değil, Nasya’yım