Evime Gelen Yabancılar

O cumartesi günü, Leyla anne evine gitmeye karar verdi. Annesinin vefatının üzerinden sadece üç ay geçmişti ve bu süre boyunca annesinin eşyalarını toplamaya bir türlü cesaret edememişti. Ev bomboş duruyordu, kimsesiz. Komşular ise yaşlı insanlardı; bazıları çocuklarının yanına taşınmış, bazıları evlerini kiraya vermişti. Eskiden yan tarafta Mehmetoğlu ailesi otururdu, çocuklarıyla birlikte oynardı, ama şimdi o evde de tuhaf tipler vardı. Göz kulak olmasını isteyebileceği kimse yoktu.

Kocası şafak vakti balık tutmaya gitmişti, ergenlik çağındaki kızı kulaklıklarıyla dünyadan kopmuş, birlikte vakit geçirme teklifini bile duymazdan gelmişti. Leyla, “Artık ertelemenin anlamı yok” diye düşündü. Giderim, bakarım, belki başlarım toplamaya, sonra arkadaşım Elif’e uğrarım, sürekli çay içmeye çağırıyor zaten. Bir taksi çağırdı, apartmanın önünde beklerken çocukluğunun geçtiği o sıcacık, sessiz sokağı hatırladı. Her dakika evine biraz daha yaklaştıkça göğsündeki sıkıntı artıyordu. Anne babasını özlemişti, canı yanarcasına.

Evden birkaç sokak önce indi, yürüyerek gitmeye karar verdi. Yaklaştıkça içindeki tuhaf huzursuzluk büyüdü. Bahçe kapısının önünde taş kesildi.

“Bu da ne?” diye mırıldandı.

Evdeki pencere aralıktı, perdeler açıktı, oysa emindi, her yeri sıkıca kapattığını hatırlıyordu. Kilit kırılmıştı. İçeride biri vardı. Ya da daha kötüsü, hâlâ oradaydı.

Kocasını aradı, ulaşılamıyordu. Etrafına baktı, sokakta kimsecikler yoktu. Güz güneşi altında herkes başka yerlere dağılmıştı. Leyla düşündü; karakolu aramalı mıydı? Sonra buz gibi bir ihtimal zihninde çaktı.

“Ya… Murat’sa?”

Son zamanlarda gerçekten tuhaf davranıyordu. Bazen dalgın, bazen birden neşeli, tam tezat. Belki de “balık tutmak” bahaneydi, sevgilisiyle buradaydı? Bu düşünce göğsünü yaktı. Onu böyle hayal edemiyordu. Ama şimdi bu fikri bir kenara atamazdı artık.

On dakika kadar pencereye dikildi. Birden… bir kadın kahkahası duydu. Neşeli, keyifli, tıpkı hayatın tadını çıkarıyormuş gibi… onun anne evinde! İçi kaskatı kesildi.

Sonra birden kapı çarptı. Evden kısa sabahlığı ve elinde havlusuyla genç bir kadın çıktı. Bahçedeki küçük hamama doğru yürüdü.

“Canım, hadi gel benimle! Tek başıma sıkılıyorum!” diye seslendi içeriye.

Leyla’nın kanı dondu. Genç, güzel… Tabii ki böyle birini bulmuştu! Şimdi her şey yerli yerine oturdu.

Dişlerini sıktı, kararlı adımlarla bahçe kapısına yürüdü. Göz ucuyla avluyu taradı, bir sopa buldu ve hamamın kapısını dayadı ki o “misafir” engel olmasın. Sonra verandada babasının eski kemerini gördü—kalın, ağır tokalı. “Tam da buna uygun,” diye geçirdi içinden.

Kapıyı hızla açıp içeri daldığında, kurulmuş bir masa, şampanya ve açık televizyon gördü. Salonun kanepesinde ise uyuyakalmış bir adam yatıyordu.

“Alçak! Kızın neredeyse yetişkin, sen hâlâ böyle şeyler!” diye bağırdı ve kemeri savurdu.

“Aaa! Ne yapıyorsun sen?! Leyla… Ben Eren’im!”

Leyla duraksadı. Murat değildi bu. Eren’di—kocasının yeğeni.

“Burada ne işin var? Nasıl girdin?”

“Kapı zaten kolayca açılıyordu! Kalacak yerim yok! Ev bomboş diye düşündüm, birkaç gün kız arkadaşımla…”

“Kız arkadaşıyla mı?!” Leyla’nın yüzü bembeyaz oldu. “Bunu normal mi sanıyorsun? Burası otel değil!”

“Ayyy, abartma, otur çayını iç, biz de biraz kalırız işte.”

“Hayır! Hemen toplanın! Ve yeni bir kilit benden değil, senden gelecek!” diye gürledi Leyla.

“Aslı…” diye mırıldandı Eren. “Nerede o?”

“Hamamda. Kapalı. İşini görmesin diye kilitledim. Bir daha bilir nereye gideceğini!”

Kısa süre sonra Aslı kendini dışarı attı, kıpkırmızı ve öfkeli bir şekilde içeri daldı.

“Bu ev benim, Eren, ona söyle! Mobilya için bile para gönderdim!”

“Senin mi?” diye alaycı alaycı güldü Leyla. “Ev annemin tapusunda, sen ise sadece bu kurnaz yeğenin tuzağına düşmüş birisin.”

Aslı öfkeyle bağırdı:

“Paramı geri ver, dolandırıcı! Şikâyet edeceğim seni!”

“Sen de mi…” diye homurdandı Eren.

Ortalık durulunca, Leyla Elif’e gidip yaşadıklarını anlattı—korkusundan, hamam macerasına, kemere kadar. Elif kahkahalara boğuldu.

“Leyla, sen bir kahramansın! Ben olsam direk polisi arardım. Ama sen her şeyi tek başına hallettin.”

“Önemli olan Murat olmamasıydı,” diye rahat bir nefes aldı Leyla. “Ama kilidi değiştireceğim. Kapıyı da. Çelikli olsun!”

“Gözüpek kadınlar için!” diye kadeh kaldırdı Elif.

“Bizim için!” diye karşılık verdi Leyla, gülümseyerek.

Hayat bazen bize en beklenmedik anlarda gücümüzü hatırlatır. Cesaret, bazen bir sopayla kapı dayamak kadar basit şeylerde gizlidir. En karanlık anlarda bile dimdik durmayı bilenler, kendi hikâyelerinin kahramanı olurlar.

Rate article
Lifequest
Evime Gelen Yabancılar