Bölünmüş Mutluluk: Kaybolan Bağların Dramı

Yasemin şafak vakti uyandı, güneşin ilk ışıkları perdelerin arasından süzülüyordu. Kocası Eren hâlâ yatakta keyif çatarken, o mutfağa koşup kahvaltı hazırladı: incecik, neredeyse uçacak kadar hafif gözlemeler. Yarısı kıymalı, yarısı peynirli. Evin içine yayılan mis gibi kokular, her köşeyi sıcaklıkla doldurdu. Eren, koku yatak odasına ulaşınca uyandı. Yüzünü yıkayıp sofraya oturdu, iştahla gözlemeleri yedi, yanında da demli bir çay içti. Son lokmayı çiğnedikten sonra karısına baktı ve:

“Yasemin, seninle ciddi bir konuşmam var,” dedi.

Bulaşıkları yıkayan Yasemin arkasını döndü, ellerini havluyla kuruladı.

“Konuş,” dedi, içinde bir endişe filizlenirken.

“Senden ayrılıyorum. Boşanma davasını ben açacağım,” diye soğukkanlı ama kararlı bir şekilde bildirdi Eren.

“Nasıl ayrılıyorsun? Niye? Nereye?” Yasemin donakaldı, gözleri şokla büyüdü.

Cumartesi sabahı her zamanki gibi başlamıştı. Yasemin dokuzda kalkmış, Eren’i uyandırmamak için sessizce mutfağa geçmiş, gözlemeleri hazırlamıştı. Bu anları seviyordu—sabahın sessizliğini, yemeğin kokusunu, evlerinin sıcaklığını.

Eren, gözleme kokusu daireyi kaplayınca mutfağa geldi. Sessizce sofraya oturdu, yedi, çayını yudumladı ve birden patlattı:

“Yasemin, senden ayrılıyorum.”

Yanlış duyduğunu sandı. Dönüp ona baktı.

“Çok adice davrandığımı biliyorum,” diye devam etti Eren, gözlerini kaçırarak. “Yirmi beş yıl beraberiz, ben her şeyi yıkıyorum. Ama kendime engel olamıyorum. O… O inanılmaz. Onun yanında kendimi yeniden canlı, genç hissediyorum. Seviyorum Yasemin, bu çılgın bir mutluluk!”

“Peki bu mutluluğun kaç yaşında?” diye buz gibi sordu Yasemin, kendini tutmaya çalışarak.

“Yirmi sekiz.”

“Yani bizim Elif’ten sadece beş yaş büyük. Senden ise yirmi yaş küçük. İlginç. Ailesiyle tanıştın mı peki? Kızlarının seçiminden memnunlar mı? Bizim Elif senin yaşında birini eve getirseydi, hiç memnun kalmazdım.”

“Aşk içinde yanıyor, yaş ne ki?” diye haykırdı Eren, sesi duygusal bir titremeyle. “Senin içinde Defne’deki o ateş yok. Sen hâlâ eski kafalarla yaşıyorsun.”

“Harika,” diye kesip attı Yasemin. “Boşanıyoruz ve mal paylaşımı yapacağız.”

“Paylaşmaya gerek yok,” diye itiraz etti Eren. “Daireyi sana bırakıyorum—Defne’nin kendine ait iki odalı evi var. Arabayı alıyorum, sana pek lazım değil zaten.”

“Hayır, öyle olmaz,” diye başını salladı Yasemin. “Şimdi bana daireyi bıraktın diyorsun, birkaç yıl sonra geri gelip bardakları bile paylaşmak istersin. Ben avukatım, böyle ‘asil’ insanları çok gördüm. Hemen her şeyi bölelim: hem daireyi, hem arabayı. Zaten paramız yok—hepsini Elif’e ev kredisine verdik.”

Eren onun bu sakınlığı karşısında şaşkına dönmüştü. Gözyaşları, bağrışlar, suçlamalar bekliyordu ama Yasemin sadece eşyalarını toplamasına yardım etti. Vedalaşırken ona iyi şanslar diledi ama kapı kapandığında gözyaşlarına engel olamadı. Yirmi beş yıl beraberdiler—mutlulukta ve dertte. Yanında her zaman güvenebileceği bir insan vardı. Şimdi ise—boşluk.

“Yalnızlık mı?” diye düşündü Yasemin, gözyaşlarını silerken. “Benim Elif’im var, damadım var, torunum Efe var.”

Yatak odasında, Eren’in alelacele topladığı dağınık eşyaların arasında oturuyordu. Anılar bir sel gibi üzerine çöktü. Düğünleri—Yasemin ikinci sınıftayken, Eren dördüncüdeydi. Kısa süre sonra Elif doğdu. Yurt odasında yaşıyorlardı, derslere yetişmek için bebeği birbirlerine teslim ediyorlardı. Sonra, dekanlığın yardımıyla kızlarını kreşe yazdırdılar.

İlk evleri—bir gecekondunun daracık odasıydı. Yatak odası, çocuk odası ve mutfak dedikleri köşe hepsi 18 metrekarede. Tuvalet koridorun sonunda, banyo bodrum kattaydı. O zamanlar Eren “ateş” eksikliğinden şikayet etmiyordu.

Boşanmaları çabuk oldu. Mal paylaşım davası da uzun sürmedi. Arabayı hemen sattılar, üç odalı daireyi ise ancak üç ayda satabildiler—alıcı bulmak zordu.

Kendine aynı semtte şirin bir iki odalı ev aldı. Küçük bir kredi çekmek zorunda kaldı ama üstesinden geldi. Boş zamanı artmıştı—işten sonra kendini oyalayacak şeyler arıyordu. Eski hobisini hatırladı—örgü örmeye başladı, kitap okudu.

Bir gün üniversite arkadaşı Selda aradı, yıllardır görüşmemişlerdi, birlikte havuza gitmeyi teklif etti. Su gerçekten iyi geliyordu. Aylar geçtikçe Yasemin içinde yeniden huzur ve güven hissetti. İşi keyif veriyordu, hayat düzene giriyordu.

Eren’i gittikçe daha az düşünüyordu. Ara sıra arasa da rahatsız etmemesini söyledi.

Üç yıl geçti. Yasemin doğum gününü bir kafede iki arkadaşıyla kutluyordu.

“Boşandığına pişman mısın?” diye sordu Özlem.

“Seçme şansım var mı?” diye gülümsedi Yasemin.

“Başka bir şey sormak istedim. Şimdi yalnızsın. Eskisinden daha mı iyi, yoksa daha mı kötü?” diye üsteledi arkadaşı.

“Hi”Hayatta her şeyin bir bedeli var—sen ateşi seçtin, ben de huzuru,” diye düşündü Yasemin, havuza doğru yürürken.

Rate article
Lifequest
Bölünmüş Mutluluk: Kaybolan Bağların Dramı