Kucaklayan Tanıdık Olmayan Büyükanne

Mutfakta köftelerin kokusu yayılıyordu ki kapı açıldı—Yusuf’un kızları eve dönmüştü. Büyükannelerinde misafir kalmışlardı ve mutlu olmaları gerekiyordu. Fakat yüzlerinde neşe değil, kırgınlık vardı.

“Baba, büyükanne bizi sevmiyor!” dediler hep bir ağızdan Elif ile Ayşe.

Yusuf mutfaktan çıktı, ellerini havluya silerek.

“Neden böyle düşünüyorsunuz?”

Kızlar birbirine baktı, sonra biri sessizce anlatmaya başladı. Büyükanne, halalarının çocukları olan Emre ve Zeynep’e koşma, zıplama, istediklerini yeme izni veriyordu. Ama onlara—ne gürültüye, ne şekere, ne de çikolataya müsaade yoktu. Üstelik diğerlerini otobüs durağına kadar geçirirken, onların arkasından kapıyı çarpıp dönmüştü.

Yusuf donup kaldı. Kayınvalidesi Semiha Hanım’ın pek şefkatli bir kadın olmadığını biliyordu, ama işin bu kadar ileri gittiğini tahmin etmemişti.

Aralarındaki ilişki hep mesafeli olmuştu; ne yakın, ne de düşmanca. Ama kız kardeşinin çocukları doğduğunda her şey değişti. Büyükanne adeta gözleri kör olmuşçasına onlara tutuldu. Saatlerce herkese ne kadar zeki olduklarını, annelerine ne çok benzediklerini anlatıp durdu.

Yusuf ile eşi Zehra’nın ikizleri olduğunda ise Semiha Hanım omuz silkti:

“İki tane birden mi? Vay halinize… Ben ikisiyle birden baş edemem.”

“Zaten kimse senden bunu istemiyor,” diye kesip attı Yusuf.

“Keşke kızıma daha çok yardım etsem… Onun çocukları peş peşe oldu sonuçta…”

“Bizim çocuklarımız çocuk değil mi?” diye dayanamadı Zehra.

“Erkeğin görevi kız kardeşine yardım etmektir,” dedi kayınvalide buz gibi bir sesle.

İşte o an Zehra anladı ki bu kadından destek beklemek boşunaydı. Neyse ki kendi annesi yanındaydı, şehrin öbür ucundan gelir, elinden geleni yapardı.

Semiha Hanım ise Emre ve Zeynep’i övmeye devam etti, her fırsatta vurgulayarak: “İşte kızımdan olan torunlarım böyle!”

Oğlundan olan torunlarını soranlara ise hep aynı cevap: “İdare ediyoruz…”

Zamanla bu ayrımı tanıdıklar bile fark etti. Bir gün Semiha Hanım öfkeyle, “Kim bilir, bunlar gerçekten torunum mu, üstelik oğlumun üstüne kayıtlılar,” deyince, bu sözler Yusuf’a kadar ulaştı. Öfkeden deliye döndü. Annesinin kapısına dayandı, hesap sordu. Kadın savunmaya çalıştı, ama lafı uzatamadı.

Her ziyaretlerinde Zehra ile Yusuf’un içinde ağır bir his kalıyordu. Sürekli şikayetler: Kızlar gürültü yapıyor, izinsiz şeker yiyor, büyükanneye çok yük oluyor… Ve hemen ardından “mükemmel” torunlarla kıyaslama.

Emre ile Zeynep giderken, büyükanne onları bizzat uğurlar, hediyeler verirdi. Ama Elif ile Ayşe’yi terk edilmiş bir arsadan, köpeklerin gezdiği yoldan yalnız yürüttü. Altı yaşındaydılar. Tek başlarına. Hiç uyarmadan. Bu son damla oldu.

Yusuf annesini aradı.

“Anne, hasta mısın?”

“Nereden çıkardın bunu?”

“O zaman neden çocukları tek başına gönderdin? Orada köpekler var!”

“Çocukları küçük yaşta özgür yetiştirmek lazım.”

“Altı yaşındalar! Margarita’nın çocuklarını tek başına bırakmazsın!”

“Sen bana hesap mı soruyorsun?! Bunlar hep senin karının…”

Ve telefonu kapattı.

Yıllar geçti. Kızlar büyüdü, ortaokula başladılar. Semiha Hanım hastalandı. “Yedek” torunlarını hatırladı. Oğlunu aradı:

“Elif’le Ayşe gelsin, evi toplasınlar. Ne biçim çocuklar, büyükannelerine yardım etmiyorlar.”

“Sen bir düşün, neden gelmediklerini,” diye sakince cevapladı Yusuf. “Senin sevdiğin torunların var—onlardan medet um.”

Öfkelenen Semiha Hanım Zehra’yı aradı:

“Sen mecburSemiha Hanım sonunda anladı ki sevgi paylaştıkça büyür, ama artık kimsesi kalmamıştı.

Rate article
Lifequest
Kucaklayan Tanıdık Olmayan Büyükanne