Aşkının Peşinden Gitti, Yalnız Kaldı: Lena’nın Gerçek Mutluluğu Bulma Hikayesi

Lena, hatırlıyor musun, birbirimize her zaman dürüst olacağımıza söz vermiştik?.. Sana gerçeği söylemem gerekiyor: başka birine aşık oldum. Beni affet ama gidiyorum. O, benim hayatımın aşkı. Onunla yaşlanmak istiyorum. O özel biri, sanki… bir evren gibi. Bu hisler gerçek, koskocaman, tıpkı kainat gibi…

Cem bunları söylerken gözleri delice bir mutlulukla parlıyordu. Lena ise karşısında, sandalyenin arkasına tutunarak ayakta duruyor, düşmemek için kendini zor tutuyordu.

— Aklını mı kaçırdın Cem? Hayatının aşkı da ne demek? Peki ben neyim? Kızımız olduğunu hatırlıyor musun? Bir buçuk yıl, Cem. Bir buçuk. Evde oturuyorum, çalışmıyorum, sen ise otuz beş yaşında birden göklere çıkıp aşk peşinde koşmaya karar verdin?

— Lena, ben… — Bir şeyler daha söylemeye çalıştı ama gerçeklerden kaçar gibi telefonuyla banyoya kilitlendi. Galiba mesajlaşarak “evren”le iletişim kuruyordu.

Akşam, Lena uyuyan Elif’i kucağına alıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Gece boyunca gözünü kırpmadı. Sabah ise Elif’i aceleyle giydirip topuzunu gelişigüzel topladı ve kaynanasının evine gitti.

— Lena, ne yapıyorsun sen? Adamı sıkı tutmalıydın. Üstüne başına bakmıyorsun, eski kıyafetlerle geziyorsun, sonra da adamın gittiğine şaşacaksın öyle mi? Zaman değişti artık, her şey çok hızlı. Cem de boşuna beklememiş, aradığını bulmuş. Kocası tarafından terk edilen ilk kadın değilsin, son da olmayacaksın. Elif’i getir, ben bakarım. Belki sen de birini bulursun, — dedi Zeynep Hanım, sanki aileden değil de son kullanma tarihi geçmiş bir üründen bahsediyormuş gibi.

Lena eve dönerken içinde bir şeylerin öldüğünü hissetti. Umut. Hayaller. Her şey bitmişti.

Üç gün daha ağladı. Sonra ayağa kalktı, yüzünü sildi ve en önemli adımı attı: nafaka davası açtı. Aynı zamanda boşanma davası da. Artık her şeyin düzelebileceği hayalini bırakmalıydı. Cem istediği özgürlüğe kavuşsun.

Kaynanası ara sıra yardım ediyordu ama bu daha çok sadakayı andırıyordu. Bir paket bebek bezi “lütuf” gibi sunuluyor, birkaç bin lira “şeker parası” diye önemli bir edayla uzatılıyordu. Lena’nın annesi başka şehirde yaşıyor, ara sıra para gönderiyor, her telefon görüşmesinde haksızlıklardan yakınıyordu. Lena dişlerini sıkıyor, dinliyor ve devam ediyordu.

Bir yıl geçti. Elif’i kreşe yazdırdı, işe başladı. İlk aylar tam bir kabustu: hastalıklar, öksürükler, gözyaşları, uykusuz geceler… Sonra her şey düzene girdi. Lena alışmıştı. Bu yeni hayatta güzel şeyler de vardı: özgürlük, netlik, yalanların olmaması. Bazen kreşteki babaları görüyor, sarhoş ve asık suratlı adamların arasından geçerken, “İyi ki yalnızım,” diye düşünüyordu.

Sonra bir gün kaynanası aradı:

— Lena! Ne mutlu bize! Cem baba oluyor, inanabiliyor musun?

— Harika. Annesine ve bebeğine sağlık, — diye mırıldandı Lena. Ve fark etti ki içinde hiçbir şey hissetmiyordu. Canı yanmıyordu. Demek ki atlatmıştı.

Bir hafta sonra yeni bir telefon. Bu kez çığlıklar, ağlamalar…

— Lena! Felaket! Cem kaza geçirdi! Yoğun bakımda! Arabası paramparça olmuş, kendisi zor kurtuldu. Artık engelli mi kalacak, belli değil. Yazık bize…

Lena donup kaldı. İnsanlık adına üzüldü. Ne de olsa çocuğunun babasıydı. Ama üzülmek, geçmişi unutmak için neden değildi. O hayata asla dönmeyecekti.

İki gün sonra telefon yine çaldı:

— Lena, Cem’i eve almak zorundasın. Bakacaksın, iyileştireceksin. Ben de elimden geleni yaparım. Onu kurtarmalıyız!

— Zorunda mıyım? Neden?

— Ama neredeyse karı kocaydınız. Resmiyet eksik kaldı sadece. Bir de kızınız var! Hep Elif’i soruyordu, onu çok seviyor. Seni de. Sadece bir hata yaptı. Hepimiz yaparız.

— Hata mı? Tamam. O zaman hayalindeki kadın baksın ona. Benimle işim bitti.

— O kadın onu terk etti! “Bana engelli biri lazım değil,” dedi. Bir kez hastaneye geldi, sonra görünmedi. Bir de çocuk bekliyorlarmış, ondan da kurtulmak istiyormuş!

— Anlıyorum. Ama bu benim sorunum değil. Bizi terk etti, bizi unuttu. Elif’i bir kez gördü, nafakası da sembolik. O zaman neredeydi insanlık borcu?

— Çok acımasızsın! Kalpsiz! Kızına anlatacağım, babasını zor gününde nasıl yalnız bıraktığını! Büyüyünce her şeyi öğrenecek!

— Anlat Zeynep Hanım. Ama önce nasıl bizi terk ettiğini anlat. Elif hasta olduğunda, geceleri ağladığında neredeydi onu da söyle. Korkmuyorum. Doğruları bilsin.

Sonunda Zeynep Hanım oğlunu eve aldı. Durum o kadar kötü değildi: Cem iyileşti, bastonla yürümeye başladı. Bir süre sonra Lena eski bir arkadaşıyla tanıştı. İşte onun anlattıkları:

— Lena, biliyor musun, Zeynep Hanım mahallede herkese senin Cem komadayken onu terk ettiğini mi söylüyor? Sanki hiç başka bir kadın yokmuş da sen bilerek boşanmışsın gibi?

— Ne?!

— Evet! Bir de senin Cem’i Elif’le görüştürmediğini, onun zavallı olduğunu, senin ise açgözlü bir şeytan olduğunu söylüyor. Kazayı bile senin yüzünden oldu diyorlar, üzüntüden falan…

Lena şok içinde eveElif’in sıcacık kollarında bulduğu sevginin hiçbir yalanla kıyaslanamayacağını bir kez daha anladı ve gülümsedi.

Rate article
Lifequest
Aşkının Peşinden Gitti, Yalnız Kaldı: Lena’nın Gerçek Mutluluğu Bulma Hikayesi