Fırsatı Kaçırdın: Geri Dönüş Yok

Bugün hastane çıkışıydı. Doktor, “Leyla Hanım, tedaviniz bitti, kendinize dikkat edin artık,” diyerek kapıyı araladı. Omzuma dostane bir dokunuş yaptı. Boğazımda bir düğüm vardı. Hastaneye sinir krizi ve kalp şikayetleriyle düşmüştüm, ama itiraf etmeliyim ki bu bir ay dinlenmek iyi gelmişti. Son yıllarda kendimi tüketene kadar çalışmıştım. Tıpkı bir yük atı gibi. Tansiyon, baş dönmesi, halsizlik… Hiçbirini umursamamıştım. Annem neredeyse benim yüzümden hastanelik olacaktı.

Ama Cem, kocam, umurunda bile değildi. Sanki karısı ortadan kaybolmamış gibi. Belki de gerçekten fark etmedi—ben gider gitmez kaynanası hemen eve taşınmıştı. Tencere, paspas ve vaazlarla beraber.

“Levocuğum, anlasana, bizim Cemcik daha çocuk. Kim ona bakacak ben olmayınca?” diye telefonda şımarık bir sesle konuşuyordu.

Dişlerimi sıktım. Yıllarca kocama öğrettiğim her şey yok olmuştu. Özgüven, ev işlerine yardım… Hepsini unutmuştu. Şimdi yine kötü cadı rolündeydim, oysa kaynanası iyi periydi. “Küçük oğlunu” eşinin zulmünden kurtaran bir melek!

Evliliğimizin ilk yıllarını düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. Kaynanası o zamanlar bizi gözünden bile sakınmıyordu. Yatak odamıza kadar telefon açıp, “Uyuyor musunuz? Yoksa orada olmaması gereken bir şey mi var?” diye sorardı. Dehşet vericiydi.

Tanışmamız ise komikti. O zamanlar bir “arkadaşımın” ihaneti yüzünden dışarı çıkmıştım. Sokakta yürürken hayatın ne kadar adaletsiz olduğunu düşünüyordum ki, bir anda üzerime bir adam düşmek üzereydi. Daha doğrusu, düşen bir daldı. Başımı kaldırdım—Cem orada, ağaca takılıp kalmıştı.

“Delirdiniz mi? Ölmek mi istiyorsunuz?” diye çıkıştım.

“Kedi kurtarıyordum!” diye mızıldandı.

Kedi yoktu tabii ki. Tekir kaçmış, ama Cem kalmıştı. Bir merdiven ve iple onu indirmeye yardım ettim. Böyle tanıştık. Hikayemiz böyle başladı—güzel, ama içinde kurtlu.

Evlendikten sonra kocamın sadece sorumsuz olmadığını anladım. Tam bir çocuktu. Bulaşık yıkamak, çöp atmak… Hep mızmızlanarak. Tüm yük üzerimdeydi: ev kredisi, iş, hasta annem. O ise annesine şikayet ederdi, o da bana. Sonunda Cem’i eğitmeye karar verdim. Ve itiraf etmeliyim, başarılı oldum.

Cem değişmeye başladı. Yemek yapmayı, temizliği öğrendi, hatta bazen inisiyatif bile aldı. Kaynanası geri çekildi—tabii arada bir köşede oğluna acıyarak ağlıyordu. Ama her şey kontrol altındaydı. Ta ki hastanelik olana kadar.

Şimdi her şey yeniden başlıyordu. Cem’i aradım—cevap yok. Pazartesi izinliydi, genelde bu saatte kahvaltı ediyor olurdu. Kaynanayı aradım—o da açmadı. Kalbim hızlandı. Bir taksiye atlayıp eve gittim. İçimde bir endişe vardı.

Kapıya vardım, anahtarı çevirdim—tam o sırada kapı açıldı. Karşımda yabancı bir kadın duruyordu.

“Sen kimsin?” diye soğuk bir sesle sordum.

“Ben Elif. Cem’in sevdiği kadın. Senin burada işin bitti, tatlım. Lütfen hayatımızdan çık.”

Donup kaldım. Duyduklarımı anlamaya çalışırken kapı yüzüme çarptı.

“Eşyalarını hemen dışarı çıkaracağım,” diye bir ses duydum içeriden.

Birkaç dakika sonra çantalar teker teker kapının önüne bırakıldı. Elif’in ayağına hafifçe basarak, ben de eski püskü çantalarımdan birine oturdum ve polisi aradım. Bu kadar emek verdiğim her şeyi bir hainin önüne seremezdim.

Polis geldiğinde ikisini de dışarı attım—hem Cem’i, hem de bu “Pamuk Prenses”i. Cem sessizdi, ama yeni sevgilisi laf yetiştiriyordu.

“Bu ev de onun! Bizi atamazsın!”

“Atarım,” dedim sakince. “Ev benim üzerime. Annenize gidin, ona şikayet edin.”

Kapı arkamdan çarpılır çarpılmaz, uzun zamandır ilk kez rahat bir nefes aldım. Odaları havalandırdım, yatak çarşaflarını çöpe attım ve boşanma davası açtım. İlk başta acıttı. Ama sonra… özgür kaldım.

Bir ay geçti. Pazar günlerinden birinde, yatakta uzanırken hak ettiğim tatilin tadını çıkarıyordum. Telefon çaldı.

“Cem,” diye mırıldandım kendi kendime. Açtım.

“Leylacığım, özledim… Beni kimse sevmiyor burada. Hep annemin suçu. Affet beni. Geri al beni…”

Sessizce dinledim. Sonra kahkaha attım.

“Ciddi misin? Seni geri mi alayım? Bunca şeyden sonra?”

Okul çocuğu gibi sızlanmaya devam etti. Telefonu kapattım, yastığa yaslandım ve gülümsedim.

“Demek ki,” dedim kendime. “Hayatımın bittiğini sanıyordum. Oysa yeni başlıyor.”

Rate article
Lifequest
Fırsatı Kaçırdın: Geri Dönüş Yok