Kırık Kalpli Torunlar
Leyla kızlarıyla eve döndüğünde, ikisi de hemen ağlamaya başladı. Az önce babaannelerinden gelmişlerdi ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Anne, babaanne bizi sevmiyor…” diye hıçkırdılar. “Efe ve Elif’e her şeyi yapmalarına izin veriyor, ama bize hiçbir şey yok! Onlara hediyeler, çikolatalar… Bize sadece ‘dokunma’, ‘rahatsız etme’, ‘başka odaya gidin’ diyor.”
Leyla dudaklarını sıktı. Kalbi acıyla burkuldu. Bunu daha önce defalarca hissetmişti, ama duygularını kızlarının ağzından duymak çok daha ağırdı.
Kayınvalidesi, Sevim Hanım, hiçbir zaman Leyla’nın kızlarına karşı sevgi göstermemişti. Ama kendi kızının çocukları olan Efe ve Elif’i göklere çıkarıyordu. Onlara her şey, diğerlerine ise hiçbir şey. Belki kırıntılar bile değil.
Leyla bir zamanlar buna aldırmamaya çalışıyordu. Kendini, “Babaannenin karakteri böyle, zor bir insan,” diyerek avutuyordu. Ama yıllar geçtikçe gerçek daha da netleşmişti: Sevim Hanım için torunlar “kendi torunları” ve “ötekiler” diye ikiye ayrılıyordu. Ve hatta aynı kanı taşıyanlar bile—eğer “yanlış” kadından doğmuşsa—sayılmıyordu.
Kızları anlatıyordu: Nasıl babaanne, yüksek sesle güldükleri için onlara kızmış, ama beş dakika sonra Efe’nin yerde arabaları gürültüyle sürmesine izin vermişti. Ya da masaya bir pasta koyup onu “misafirlere” ikram etmiş, kendi torunlarına ise sadece çay vermişti.
En kötüsü, babaannenin Leyla’nın kızlarını tek başlarına eve göndermesiydi. Soğuk bir yoldan, boş bir arsadan geçerek… Yedi yaşındaydılar. Köpeklerden korkuyorlar, üşüyorlardı. Ama Sevim Hanım ebeveynlerini aramayı bile düşünmemişti.
Leyla bunu öğrendiğinde gözyaplarını tutamadı. Kayınvalidesini aradı, ama o sadece burun kıvırdı:
“Biraz özgüvenli olmaları lazım. Ben onların yaşındayken tek başıma pazara giderdim.”
Bu konuşmadan sonra, Leyla’nın kocası Murat, ilk defa annesiyle ciddi bir tartışmaya girdi. Bağırmadı. Sadece dedi ki:
“Anne, eğer tüm torunlarına aynı şekilde davranamıyorsan, hiç babaannelik yapma.”
Yıllar geçti. Kızlar büyüdü, akıllı ve nazik insanlar oldular. Artık babaannelerine gitmek istemiyorlardı. Sevim Hanım ise… iyice yaşlanmıştı. Doktorlar sık sık evine geliyor, şekerlemelerin yerini ilaçlar almıştı, televizyon ise insanlarla konuşmanın yerini tutuyordu.
Torunlarını çağırmaya çalıştı. Efe’yi aradı—meşguldü, Elif derslerini bahane etti. O zaman “öteki” torunlarını hatırladı.
“Gelsinler, temizlik yapsınlar, birkaç şey alsınlar. Sonuçta ben onların babaannesiyim…”
Leyla bunu duydu, bir süre sustu ve sonra cevap verdi:
“Onların babaannesi misiniz? Peki siz onlar için kimdiniz? Hatırlıyor musunuz, onlara ‘Ben sizi çağırmadım’ demiştiniz. İşte, gelmeyecekler. Çünkü bunu çok iyi hatırlıyorlar.”
Telefon sustu. Ve babaannenin evinde artık gerçekten sessizlik vardı. Ama bu sefer—umutsuzca…




