Aşk Peşinde Yalnız Kaldı: Lena’nın Direnişi ve Gerçek Mutluluğu Buluşu

Bugün günlüğüme yazma ihtiyacı hissettim. Çünkü hayat bana çok şey öğretti ve bunları paylaşmalıyım.

“Elif, hatırlıyor musun, birbirimize hep dürüst olacağımıza söz vermiştik…” diye başladı Cem. Gözleri bir çocuk gibi parlıyordu. “Sana doğruyu söylemeliyim. Başka birine âşık oldum. Beni affet ama gidiyorum. O, benim için her şey. Onunla yaşlanmak istiyorum. O öyle biri ki… sanki evren kadar büyük…”

Cem bunları söylerken adeta uçuyordu. Elif ise karşısında, sandalyeye tutunarak ayakta durmaya çalışıyordu.

“Aklını mı kaçırdın, Cem? Ne ‘hayatımın aşkı’? Peki ya ben? Kızımız olduğunu unuttun mu henüz? Bir buçuk yıl, Cem. Bir buçuk yıl! Evde oturuyorum, çalışmıyorum, sen de otuz beş yaşında aşk peşinde koşmaya başladın?”

“Elif, ben…” diyebildi sadece Cem. Gerisini getiremedi ve sanki gerçeklerden kaçıyormuş gibi telefonuyla banyoya kilitlendi. Galiba “evren”le mesajlaşıyordu.

Akşam, uyuyan Zeynep’i kucağına alıp ağladı Elif. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Sabah, alelacele toparlanıp çocuğunu giydirdi ve kaynanasına gitti.

“Elif, kızım, ne yapıyorsun sen? Erkek dediğin sıkı tutulur. Sen de bakımsızsın, üstüne başına dikkat etmiyorsun, sonra niye gitti diye şaşırıyorsun? Zaman değişti artık, her şey hızlı. Cem de anladı ki gerçek aşkını bulmuş. Sen ilk veya son değilsin. Zeynep’i getir, ben bakarım. Sen de kendine birini bulursun belki,” dedi Gülsüm Hanım, sanki konuşulan şey bir aile değil de çöpe atılacak bir eşyaydı.

Elif eve dönerken içinde bir şeylerin öldüğünü hissetti. Umut, hayaller, her şey…

Üç gün daha ağladı. Sonra kendini toparladı ve en önemli adımı attı: nafaka davası açtı. Boşanma için de başvurdu. Artık “belki düzelir” diye beklemeyecekti. Cem özgürlüğünü istiyordu, alsındı.

Kaynanası ara sıra yardım ediyordu ama bu daha çok sadaka gibiydi. Bir paket bez, birkaç lira “şeker parası”… Annesi başka şehirdeydi, telefonla “Ah kızım, ne haksızlık!” diye sızlanırken biraz para gönderiyordu. Elif dişlerini sıkıp devam etti.

Bir yıl geçti. Zeynep’i kreşe yazdırdı, işe başladı. İlk aylar cehennem gibiydi: hastalıklar, uykusuz geceler… Ama zamanla her şey yoluna girdi. Elif alıştı. Yeni hayatında özgürlük vardı, berraklık. Bazen kreşteki babaları görüyor, sarhoş ve asık suratlı hallerine bakıp “İyi ki yalnızım,” diye düşünüyordu.

Sonra bir gün kaynanası aradı:

“Elifciğim! Müjde! Cem baba oluyor!”

“Harika. Anne ve bebeğe sağlık,” diye mırıldandı Elif. Ve fark etti ki içi hiç sızlamıyordu. Demek ki iyileşmişti.

Bir hafta sonra yine bir telefon. Bu sefer ağlayarak:

“Elifciğim! Felaket! Cem kaza geçirdi! Yoğun bakımda! Arabası parçalandı, kendisi zor kurtuldu. Artık sakat kaldı. Vah bize vah!”

Elif sustu. İnsanlık adına üzüldü. Sonuçta kızının babasıydı. Ama üzülmek, geçmişi unutmaya yetmezdi.

İki gün sonra yine telefon:

“Elif, Cem’i alıp evine götürmelisin. Bakmalısın ona! Ben de yardım ederim. Onu kurtarmalıyız!”

“Ben mi? Neden?”

“Karı-koca gibi yaşadınız işte! Sadece kağıt eksik. Hem kızınız var! Zeynep’i hep sorardı, seni de seviyordu aslında. Sadece hata yaptı. Hepimiz yaparız.”

“Hata mı? Peki. O zaman hayatının aşkı baksın ona. Benimle işim bitti.”

“O kadın terk etti onu! ‘Bana engelli lazım değil’ dedi. Bir kez hastaneye geldi, sonra görünmez oldu!”

“Anladım. Ama bu benim sorunum değil. O bizi terk etti. Zeynep’i bir kez gördü, verdiği nafaka beş kuruş. O zaman neredeydi insanlığı?”

“Sen taş kalplisin! Kızına anlatacağım nasıl babasını zor durumda bıraktığını!”

“Anlat Gülsüm Hanım. Ama önce nasıl bizi terk ettiğini anlat. Zeynep hasta olduğunda neredeydi? Korkmuyorum. Gerçekleri bilsin.”

Sonunda Gülsüm Hanım, oğlunu eve aldı. Cem ölmedi, bastonla yürümeye başladı. Derken Elif eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Ona dedi ki:

“Elif, biliyor musun, Gülsüm Hanım mahallede ne diyor? Senin Cem komadayken onu terk ettiğini söylüyor! Kadın falan yokmuş, sen çıkmış boşanmışsın!”

“Ne?!”

“Evet! Bir de senin Zeynep’i görüştürmediğini, Cem’in zavallı olduğunu anlatıyor. Kazayı da senin yüzünden oldu diyorlar!”

Elif donup kaldı. Nasıl böyle yalan söylenebilirdi?

Eve dönerken Zeynep yanında şarkı söylüyordu.

“Anne, neden üzgünsün? Babam yüzünden mi?”

Elif sadece başını salladı.

“Üzülme. Ben iyi bir kız olacağım. Seni çok seviyorum anneciğim!” dedi Zeynep sarılarak.

İşte o an Elif’in yükleri hafifledi. Artık kızmıyordu. İnsanlar ne derse desin, gerçek buydu: kızının sıcak sarılışı, ona bakan sevgi dolu gözler…

Mutluluk buydu. Masallardaki sonsuz aşk değil. Bir çocuğun koşulsuz sevgisi ve “her şey güzel olacak” inancı. Ve mutlaka olacak…

Rate article
Lifequest
Aşk Peşinde Yalnız Kaldı: Lena’nın Direnişi ve Gerçek Mutluluğu Buluşu