İhanetin Gölgeleri

Sonbahar akşamı, İstanbul’u yumuşak bir fener ışığıyla sarıyordu. Yapraklar ayaklar altında hışırdıyor, yalancı bir huzur havası estiriyordu. İbrahim, koyu renk paltosunun içinde, sevgilisi Ayşegül’ün apartmanının önünde beyaz zambaklardan oluşan bir demet tutuyordu. Bugün özel bir gündü, ailesiyle tanıştıracaktı onu. Kalbi heyecandan hızla çarpıyor, Ayşegül’ü annesine ve babasına tanıtışını, hep birlikte akşam yemeğinde kahkahalar atışlarını hayal ediyordu. Ancak kader ona zor atlatılacak bir darbe hazırlıyordu.

Apartman kapısı gıcırdadı, Ayşegül göründü. Ama beklediği gibi değildi: şık bir elbise yerine eski bir eşofman, makyajsız bir yüz ve dağınık toplanmış saçları vardı. Sanki hiçbir yere gitmeyi düşünmüyor gibiydi.

“Zambaklara gerek yok,” dedi soğuk bir tavırla, demeti iterek. “İbrahim, seni kandırmak istemiyorum. Başka biri var. Daha olgun, daha başarılı, bana hayal ettiğim her şeyi verebilir. İyisin ama… biz birbirimize uygun değiliz. Üzgünüm.”

Sözleri bıçak gibi kesmişti İbrahim’in yüreğini. Hiçbir şey söylemedi. Tartışmadı, açıklama istemedi. Bir an önce sevgisini simgeleyen çiçekler, çöp kutusuna fırlatıldı. Onunla birlikte tüm hayalleri de paramparça oldu. Oradan uzaklaşırken göğsünde ağır bir acı hissetti.

“Lavanta” kafesi, sıcaklığı ve taze kahve kokusuyla onu karşıladı. Burası onun ve Ayşegül’ün yeriydi; gelecek hayalleri kurup kahkahalar attıkları yer. Şimdiyse her şey ihaneti hatırlatıyordu. İbrahim, cam kenarındaki bir masaya oturdu, bir espresso sipariş etti ve düşüncelere daldı. Nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Neden daha önce söylememişti? Neden tam da bugün, ailesiyle tanıştıracağı gün?

Evde ailesi bekliyordu. Annesi muhtemelen sofrayı hazırlamış, en güzel tabakları dizmiş, “oğlunun mükemmel kızını” görmek için heyecanlanıyordu. İbrahim kendini suçlu hissediyordu. Az önce tanıştırdığı kişi aslında bir saatliğine rol yapan bir yabancıydı.

Tam o sırada karşı masadaki kız dikkatini çekti. Kumral saçlarını gevşek bir topuz yapmış, gözleri camdan dışarıya yaşlı bakıyordu. İçinden, “Ne gün ama, herkesin kalbi kırık,” diye geçirdi.

Kahvesini bitirip çıkarken, kızın çantasına çarptı.

“Özür dilerim, ben…” dedi.

“Sorun değil, görünüşe göre bugün özür günü,” diye cevap verdi kız, zorla gülümsedi. Yumuşak, titrek sesi İbrahim’in içine işledi.

Neden onunla konuştuğunu kendisi de anlamadı. Belki de o üzgün gözler kendi acısını yansıttığı için. Adı Elif’ti. Ona, evlilik hayalleri kurduğu sevgilisinin, “Sen benim için fazla sıradansın,” diyerek terk ettiğini söyledi.

“Ben sıradanlığın samimiyet olduğunu sanıyordum,” dedi Elif, bir tel saçını düzeltirken. “Ama ona göre oyuncak bebek lazımmış, ben değil.”

Elif, gönlünü döker gibi anlatıyordu ve İbrahim onun her kelimesinin kendi hikâyesiyle örtüştüğünü fark etti. Kendi yaşadıklarını da paylaştı ve aralarında bir bağ oluştu. Bir yabancıya açılmak, garip bir şekilde daha kolay gelmişti.

Tam o sırada telefonu çaldı. Annesi.

“İbrahim, neredesiniz? Bekliyoruz! Çorba soğuyor!” dedi heyecanlı bir sesle.

Annesinin mutfakta koşturduğunu hayal etti ve onu hayal kırıklığına uğratamayacağını anladı.

“Geliyoruz,” dedi, sonra Elif’e baktı. Aklına çılgın bir fikir gelmişti.

“Bir saatliğine nişanlım olur musun? Sonra hayatından çıkarım.”

Elif şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı, sonra gülmeye başladı:

“Sen senaryo yazarı mısın? Nerden çıktı bu fikir?”

“Ailem çok heyecanlı… Onları üzmek istemiyorum,” diye açıkladı İbrahim.

Elif bir an düşündü, sonra başını salladı:

“Tamam. Gözlerindeki acıyı görünce hayır diyemedim. Zaten bugün ikimiz de aynı dertten muzdaribiz. Yardım ederim. Yemeğin boşa gitmesine izin veremeyiz!”

Ailesinin evine giderken yolda hızlı hızlı konuştular. “Sahilde yürümeyi seviyoruz… Kitapçıda tanıştık… Evet, Elif, ama herkes ona Elif diyor.” Elif dikkatle dinliyor, sanki tiyatroda bir rol için prova yapıyormuş gibi.

“Yalan söylemeye hazır mısın?” diye sordu İbrahim, kapıdan önce onun tel saçını çekiştirdiğini görünce.

“Bugün gerçeklerden yoruldum,” dedi Elif, koluna girerek. “Ve ‘sen’ diye hitap et, sonuçta sevgilileriz, unutma!”

Annesi, en güzel elbisesiyle “nişanlıyı” kucakladı. Genellikle mesafeli olan babası bile gülümsüyordu:

“Sonunda İbrahim böyle bir güzelle çıkmaya başladı! Elif, anlat bakalım, nasıl tanıştınız?”

Masada Elif adeta açıldı. Kütüphanede çalıştığını, eski plakları ve kedileri sevdiğini anlattı, babasının şakalarına güldü. İbrahim ona bakarken, daha birkaç saat önce dünyası yıkılmışken şimdi gülümsediğine inanamıyordu. Bu yabancı kız, nasıl da hayatına doğal bir şekilde girmişti.

Ailesi çok beğenmişti. İbrahim biraz vicdan azabı çekiyordu ama bu yalanın bir önemi kalmamıştı. Elif, samimiyeti ve sıcaklığıyla onu büyülemişti. Ayşegül hep şartlar koşar, daha fazlasını isAyşegül’ün ona bıraktığı boşluğu Elif’in samimi gülüşü doldurmuştu, ve İbrahim artık geçmişi geride bırakıp yeni bir başlangıca adım atmaya hazırdı.

Rate article
Lifequest
İhanetin Gölgeleri