“Hayatta dağ evi yok!”
Yeliz anahtarını kilide çevirir çevirmez içinde bir tuhaf his belirdi. Ev boş değildi. Mutfaktan konuşma sesleri geliyordu. Biri erkek, diğeri yaşlı bir kadın… Demek ki kaynanası misafire gelmişti. Yeliz’in yüzü buruşmuştu. İlişkileri gergindi: yüzeyde nazik, ama sürekli sitemler ve nasihatlerle dolu. Göz göze gelmek istemiyordu. Market bahanesiyle dışarı çıkıp kaynanasının gitmesini beklemeye karar verdi.
Fakat koridora adımını atar atmaz donakaldı. Kocası İbrahim’le kaynanasının konuşmasını duydu. Tonlarındaki bir şey tüylerini diken diken etti. Kulak kabarttı ve duydukları karşısında donmuş gibi kaldı.
— “Merak etme, Yeliz bir şekilde dağ evine razı olur,” diyordu İbrahim sakince.
— “Önemli olan tapuyu senin üstüne yaptırması,” diye ekledi kaynanası. Yeliz’in kaşları isyanla kalktı. Gerçekten mi şimdi bu?
— “Nasıl ikna ederim bilmiyorum, ama düşüneceğim. Olmazsa neyse, evlilik içinde alırız, paylaşırız. Ama onun dairesi boşanınca ona kalacak, bu adil değil. İki yıldır benim evimde yaşıyoruz, benim de bir payım olmalı.”
Yeliz’in içi buz kesti. Ne boşanması?..
— “Tabii ki haklısın. Sen ve Merve daha büyük bir şey alabilirsiniz sonra. Peki onunla aran nasıl?”
**Merve de kimdi şimdi?!**
— “İşte idare ediyor. Tabii o boşanmamı istiyor, ama sabretmesini söylüyorum. Dağ evini alınca hemen boşanacağım. Yeliz’e paramın kendi hesabımda daha güvenli olduğunu söyleyip, her şeyi oraya aktarmasını sağlayacağım. Sonuçta biraz saf sayılır.”
Yeliz duvara yapışmıştı. Kulaklarında uğultu vardı. Gözlerinin önünden tanıştıkları ilk günden, geçen hafta gittikleri emlakçıya kadar her şey geçti. “Sürpriz” yapıp dairesini satarak dağ evi almayı planlıyordu. Eve gelirken aldığı pasta hâlâ çantadaydı.
**Annesi haklıymış.** Satmamalıymış. Dairesi onun kalesiydi.
Sessizce yatak odasına geçti, valizini çıkardı, eşyalarını toplamaya başladı. Bir dakika sonra İbrahim kapıda belirdi.
— “Yeliz? Geldin mi? Ne yapıyorsun?”
— “Ne mi yapıyorum?” Sesinden öfke taşıyordu. “Dairemi mi istiyordunuz? Senin üstüne yazdırmayı mı planlıyordunuz? Yok öyle şey! Tüm mobilyaları ben aldım, faturalar bende! Aldığımız her şeyi paylaşacağız. Hediyenin sonu işte.”
Kaynana, ses tonundaki keskinliği duyunca hemen savuştu. İbrahim palavra atmaya, yalan söylemeye başladı. Ama artık çok geçti.
Ve o an Yeliz her şeyi hatırladı.
Yirmi yaşına geldiğinde, ailesi ona bir stüdyo daire almıştı. **”Bu senin güvenceğin,”** demişti annesi. **”Asla satma. Dönmek için bir yerin hep olsun.”** O zamanlar gereksiz gelmişti ama şimdi… Şimdi her kelimesi bir kehanet gibiydi.
İbrahim’le üniversiteden sonra tanışmıştı. Aşık olmuş, birlikte yaşamaya başlamışlardı. Isimleriyle evine taşınmasını istemişti – **”Erkek, kadını kendi evine götürmeli.”** Yeliz dairesini kiraya vermiş, kirasını ortak harcamalara ve birikime ayırmıştı.
Sonra nikâh… Davette toplanan para İbrahim’in evinin tadilatına gitmişti. Annesi yine endişelenmişti: **”Niye kendi malına yatırım yapmıyorsun?”** Ama Yeliz omuz silkmekle yetinmişti: **”Zaten ben de burada yaşıyorum.”**
Sonra her şey değişmeye başladı. İbrahim soğumuş, sinirli davranmış, gecikmeleri artmıştı. Sonra, bir anda, yeniden sevecen hale gelmişti. Çiçekler, komplimanlar… Ve sürekli dağ evi konuşmaları: **”Temiz hava, mangal, çocuklar…”** Üstü kapalı baskı yapıyordu: **”Senin dairYeliz valizini kapıp çıktığında, içindeki buzların yerini **”Bir daha asla…”** diyen sıcak bir öfke aldı.




