Elif yedinci kat gökteydi. Sonunda sevdiği adam, Emre, ona evlenme teklif etmişti – sadelikle, içtenlikle, gösterişsiz, sesinde o tanıdık sıcaklıkla ki Elif’in kalbi sıkıştı. Tabii ki kabul etti – ve ertesi gün telaş başladı: davetliler, gelinlik provaları, menü tartışmaları. Her şey bir masal gibiydi.
“Elif’im, sanırım annem ve babamla tanışma vakti geldi,” dedi bir gün Emre. “Cumartesi akşam yemeğine davet ettiler.”
“Çoktan olmalıydı,” diye güldü Elif, yanağına bir öpücük kondurdu.
Cumartesi akşamı Emre’nin ailesinin evine vardılar. Elif heyecanla kapıyı açtı – ve donakaldı. Koltuğunda oturan, sert bakışlı, yorgun elleriyle Emre’nin babasıydı. Gözlerini kaldırdığında yüz ifadesi aniden değişti. Elif, ayaklarının altındaki zemini kaybetmiş gibi hissetti.
Bu adam, ailesinin düşmanıydı.
Elif henüz on bir yaşındayken, bir trajedi çocukluğunu paramparça etmişti. En yakın arkadaşı Can’ın ailesi, motosikletle şehir dönüşünde kazada hayatlarını kaybetmişti. O korkunç günde, Elif’in annesi Ayşe avluda ağlarken, babası Mehmet ise sessizce dudaklarını büzüyordu. Can’ın babası, Kenan’ı hiç sevmemişti – okul yıllarından kalma eski bir rakipti. İkisi de aynı kıza, Fatma’ya âşık olmuşlardı. O başkasını seçmiş, Mehmet bunu asla unutmamıştı.
Ailesi öldükten sonra Can bir süre onlarda kalmış ama Mehmet rahatsız olmuştu. Hatta çocuğu yurda yerleştirmek için ısrar etmişti. Ayşe’ye şöyle demişti:
“Kızımın bu adamın oğluyla arkadaşlık etmesini istemiyorum.”
Can’ın Elif’i aramasını bile yasaklamıştı. Ve bir ay sonra başka bir şehre taşındılar.
Bağ kopmuştu.
On dört yıl geçti. Elif üniversiteden mezun oldu, büyük bir ticaret firmasında işe başladı. Ekip genç ama soğuktu. Bazıları onun güzelliğini kıskanıyor, bazıları ise işte kalamayacağını düşünüyordu. İlk gün bir cehennemdi.
Dördüncü gün, belgelerle ofise giderken koridorda genç bir adama çarptı. Kağıtlar yere saçıldı, ikisi de eğildi – ve Elif dondu. Kalbi göğsüne vurdu.
“Can?!” diye fısıldadı.
Gözlerini kaldırdı. Ve onu hemen tanıdı.
“Elif… Tanrım, sen misin gerçekten?”
Koridorda, şaşkın bakışlara aldırmadan sarıldılar.
İş çıkışında Can onu bekliyordu. Bir kafeye gittiler, saatlerce konuştular. Evlat edinildiğini, aynı firmada çalıştığını açıkladı. Elif onu evine davet etti – ailesine tanıştırmak için. Annesi sevindi ama babası Mehmet buz gibiydi. Sertçe sordu:
“Ne iş yapıyormuşsun?”
“Kuryeyim,” dedi Can, hiç kıpırdamadan. Oysa Elif biliyordu ki alçakgönüllü davranıyordu.
Zamanla birlikte olmaya başladılar. Mutluydular. Elif’in yüzü ışıldıyor, Can ona her şeyiyle destek oluyordu. Yine birbirlerinin yarısı olmuşlardı. Ve bir gün Elif’in elini tuttu:
“Benimle evlenir misin, Elif?”
“Tabii ki, Can! Tabii ki!”
Annesine koştu anlatmak için. Annesi mutluluktan ağladı. Babası ise:
“Ne istersen yap. Ama o adamdan hiç hoşlanmadım.”
“Neden bu kadar nefret ediyorsun ondan?!” diye bağırdı Elif.
“Hesap vermek zorunda değilim. Sen büyüdün. İstediğini yap.”
Akşam yemeği davetini Can kendisi ayarladı – evlat edinen ailesiyle tanışmasını istedi. Elif eve geldiğinde… kapıda dondu. Can’ın babası, firmanın genel müdürü Yusuf Bey’den başkası değildi. Ofiste ona bir kral gibi saygı gösteriliyordu. Ve Can – kurye değil, onun yardımcısı ve şirketin ortağıydı.
“Neden söylemedin?” diye fısıldadı Elif.
“Sen hiç sormadın ki,” diye güldü Can.
İş arkadaşları aslında her şeyi biliyordu. İşte bu yüzden ona kıskançlıkla bakıyorlardı. Ve babası… babası masada tek kelime edemedi. Yanıldığını anlamıştı. Sadece hata yapmamış, çocukluk arkadaşlığını da yıkmıştı. Onları neredeyse sonsuza dek ayıracaktı.
Düğün görkemli oldu. Can’ın ailesi onlara muhteşem bir daire hediye etti. Mehmet hâlâ şoktaydı. Sonunda kızına itiraf etti: Yurda gidip Can’ı aramasını yasaklamış, taşınmayı planlamıştı. Kaderi alt edebileceğini sanmıştı.
“Affet kızım,” dedi. “En iyisini yaptığımı düşünmüştüm.”
“Sen sadece artık olmayan bir adamdan intikam alıyordun. Ama acı çeken biz olduk. Yine de kader bizi buldu. Çünkü aşk her şeyden güçlüdür. Hatta senin kininden bile.”
Şimdi Elif ve Can’ın her şeyi yolunda. Geleceklerini birlikte inşa ediyorlar, geçmiş ise sadece bir hatıra – gerçek sevginin tüm engelleri, ayrılıkları ve yılları delip geçeceğinin bir kanıtı olarak.




