Unutulmuş Tebrik Kartı

**Unutulan Tebrik Kartı**

Ayşe Hanım eve dönüşünde içi buruk bir haldeydi.
“Hoş geldin! Akşam yemeği yiyecek misin?” diye gülümseyerek karşıladı kocası Mehmet holde.
“Sen mi hazırladın? Normalde mutfağa uğramazsın,” dedi şaşkınlıkla bakarak.
“Bugün doğum günün ya. Böyle bir günde senin ocak başında ter dökmeni istemedim,” diye neşeyle cevapladı Mehmet.

Ayşe, koridordaki tabureye çöktü ve birden gözyaşlarına boğuldu.
“Ayşe, ne oldu?” diye telaşlandı kocası.
“Bana bir tebrik bile etmedi… Tek bir kelime bile söylemedi…” diye hıçkırarak fısıldadı.
“Kim? Kimden bahsediyorsun?” diye şaşkınlıkla sordu Mehmet. Eşinin böyle, sözde mutlu bir günde ağlamasına anlam veremiyordu.

Sabahın erken saatlerinden beri Ayşe’nin içi karanlıktı. Bugün altmış yaşına basmıştı. Evde büyük bir kutlama yapılmamıştı, mütevazı bir şeyler düşünmüşlerdi. Ama işyerinde masa hazırlamış, tebrikleri kabul etmiş, konuşmaları dinlemişti. Tüm bu koşuşturma onu yormuştu, sadece eve gelip sessizce uzanmak, kendiyle baş başa kalmak istiyordu.

Akşam kız kardeşi aradı.
“Ee, Ayşe, bugün kutladılar mı seni?” diye sordu.
“Tabii kutladılar. İş yerinde her şey normaldi. Mehmet çiçek getirdi, bir de kaplıca tatili hediye etti—yaz gidiyoruz,” diye sakin bir tonla cevapladı Ayşe.
“İşte bu harika! Bizim yaşımızda artık kendimizi şımartmalıyız. Peki çocuklar? Yağız hâlâ vardiyada mı?”

“Evet, bir ay daha çalışacak. Sabah aradı, akşam da saksıda güzel bir orkide gönderdi.”
“Gelinin? O yakında yaşıyor. Hiç uğrayıp tebrik etmedi mi?”
“Mesaj bile yazmadı…” diye içini çekti Ayşe, sesindeki burukluk belliydi. “Mehmet’le onlar için ne çok şey yaptık, ama o… Bir tebrik kartı bile göndermedi.”

“Yok artık!” diye öfkelendi kız kardeşi. “Benim iki gelinim var, her şeyi yaşadım, ama böyle bir şey yapmadılar. Hiçbir şey denemedi mi?”

Gece geç saatlerde, neredeyse on birde, Ayşe’nin telefonu bip sesi çıkardı. Bir mesaj. İçinde internetten alınmış, “Doğum günün kutlu olsun” şeklinde standart bir resim vardı. Tek bir kişisel kelime yoktu. Ne bir arama, ne de samimi bir dokunuş. Sadece paylaşılmış bir görsel.

“İşte onun bakışı bu,” diye gücenik bir tavırla söyledi Mehmet’e yatmadan önce. “Büyükannenin evinde yaşadıklarını çabuk unuttular, hiçbir şart koşmadan verdik biz o evi.”

“Niye böyle takılıyorsun? Artık gençler böyle, bir resim atıyorlar, beğeniyorlar ve kutladım sanıyorlar,” diye onu sakinleştirmeye çalıştı Mehmet.
“Hayır, Mehmet. Bu normal değil. Saygısızlık bu. Altmış yaş sadece bir tarih değil. Bir dönüm noktası. Böyle ufak bir şey çok şey anlatıyor.”

Ertesi sabah Ayşe’nin morali düzelmemişti. İçindeki kırgınlık büyüyordu. Dün olanları zihninde tekrar tekrar yaşıyor, detayları büyütüyor ve kendini gözyaşlarına boğuyordu. Mehmet bunu görüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Hatta oğlunu aradı.

“Annem yine mutsuz,” diye yorgun bir sesle konuşmaya başladı Yağız. “Yine Sibel’i mi eleştiriyor?”
“Eleştirmiyorum. Sadece yüz metre ötede yaşayan birinin tebrik etmeye tenezzül bile etmemesi canımı sıkıyor,” diye dayanamayıp telefonu eline aldı Ayşe. “Ona söyle: ben her şeyi hatırlıyorum. Bu günü de.”

“Anne, belki uO gün, Ayşe’nin içindeki kırgınlık biraz olsun hafiflemişti, ama bir daha asla eskisi gibi olmayacağını biliyordu.

Rate article
Lifequest
Unutulmuş Tebrik Kartı