Bende Olmayan Ailenin Hikayesi

Ayşegül, yorucu bir iş gününün ardından eve döndüğünde misafirlerin geldiğini hemen anladı. Evde yabancı bir koku vardı, mutfaktan televizyonun sesi ve mırıltılar geliyordu. Derin bir nefes aldı ve anladı: yine kayınvalidesi gelmişti. Emine Hanım. Hiç haber vermeden, kendi evindeymiş gibi gelirdi. Ayşegül paltosunu çıkardı, ayakkabılarını çıkardı ve mutfağa girmek üzereyken kendi adını duydu. Donup kaldı. Kayınvalidesinin sesi sert, neredeyse öfkeliydi:

“Oğlum, yanında kimin olduğunu bir düşünsen. O… senin için doğru kişi değil. Bu belli bile…”

Ayşegül hareketsiz kaldı, eli kapı kolunda asılı kaldı. Göğsünde bir sıkışma hissetti. Emine Hanım ondan bahsediyordu. Oğluyla onu tartışıyor, yargılıyor, sanki pazarda mal seçer gibi konuşuyordu. Ve Murat… sessizdi. Onu savunmuyordu.

Ayşegül dinlerken düşündü: bir zamanlar onun ailesini kaderin bir hediyesi sanmıştı. Nazik, sevecen, içten. Kendi ailesi gibi değil. Orada her sofrada kavga, küskünlük, arkasından konuşmalar, zehir zemberek espriler vardı. Yardım beklemek boşunaydı. Sadece “kim kime ne borçlu” konuşmaları…

O, destek görmenin normal olmadığı bir ailede büyümüştü. Annesi alaycı bir gülümsemeyle, “Tamir için yardım mı istiyor? Camları da bedavaya değiştirmiyor diye şükret” derdi. Çocukken kız kardeşi ona bakması istendiğinde hemen hastalanırdı.

Murat’ın ailesine ilk katıldığında, bunun bir oyun olduğunu sanmıştı. Her şey çok parlaktı: gülümsemeler, sarılmalar, sıcak sözler. Ona göre fazla yabancıydı. Bir gün bu iyiliğin kaybolacağını, bir köşede “Ne buldun bu kızda, Murat?” diyeceklerini bekledi.

Ama olmadı. Ne ilk, ne onuncu, ne de yüzüncü seferde. Alışmaya başladı. İnanmaya başladı. Ama içinde hep bir kuşku vardı: “Ben onlara göre değilim. Ben yabancıyım.”

Ayşegül’ün annesi de Murat’ı gülümseyerek karşılıyordu, ama o kapıdan çıkar çıkmaz hemen söylenirdi:

“Çok zayıf bu çocuk. Böyle biriyle zor iş yaparsın. Hem çok sıkıcı.”

Ayşegül sinirlenirdi ama tartışmaktan yorulmuştu. Bir gün Murat’ın annesinin oğluna dediğini duydu:

“Ayşegül iyi bir kız. Onu kaybetme. Sen ona layık olamazsın.”

Bu sözler onun içini alt üst etti. Ağladı. Kendi annesi bile onun hakkında böyle konuşmamıştı…

Murat, babasına yazlıkta kulübe yaparken Ayşegül itiraz etmişti: “Bu bizim tatilimiz!”

“O istedi, ben yardım ederim. O da bana eder, gerektiğinde.”

Haklıydı. Evde elektrikler kesildiğinde Murat’ın babası iş çıkışı gelip tamir etmişti. Şikayet etmeden. Sadece “Aile biziz” diye.

Ayşegül öğreniyordu. Zordu. Tüm hayatı ona “Herkes kendi başının çaresine baksın” diye öğretmişlerdi. Ama burası farklıydı. Yardım etmenin yük değil, sevmenin bir yolu olduğu bir dünya.

Murat’la evlendiler. Onun ailesi düğün hazırlıklarında yardım etti: hem iş gücüyle hem de para. Ayşegül’ün ailesi “hediye” verip “Siz büyük insanlarsınız, kendi işinizi kendiniz görün” dedi.

Ayşegül belki haklı olduklarını düşündü. Ama içi acı doluydu.

Sonra İtalya’ya gitmek için para biriktirdiler. Neredeyse tamamdı. Ama sonra felaket. Murat’ın kız kardeşi kaza geçirdi. Araba hurdaya çıktı. Sigorta hiçbir şey karşılamıyordu. Kendisi hayattaydı. Önemli olan buydu. Ama arabasız çalışamazdı. Küçük bir çocuğu vardı, işi hep yollardaydı.

“Toplanalım,” dedi Murat. “Ona bir araba alalım.”

“Peki ya tatil?” diye fısıldadı Ayşegül.

“Sonra olur.”

Sustu. İçi öfkeyle doluydu. Bunu istemiyordu. İtalya’yı, denizi, sessizliği istiyordu. Ama başını salladı.

Ayşegül’ün annesi çılgına döndü:

“Aklını mı kaçırdın? Kendi tatilin için biriktirmiştin, şimdi ona araba mı alacaksın? Bu onun sorunu! Aptal mısın sen?”

Yine sustu. Evet, öfkeliydi. Ama biliyordu: bu ailede başka türlü olmazdı. Burada insanlar yardım ederdi. Ve eğer bu ailenin bir parçası olacaksan, kuralları kabul etmelisin.

Murat’ın kız kardeşi teşekkür etti. “Gücüm yetince öderim” dedi. Ama Murat ve ailesi el salladı: “Gerek yok.” Ayşegül de onlarla birlikte başını salladı. Tam anlamasa bile.

Zaman geçti. İtalya’ya gittiler. Sonra Fransa, İspanya… Ve sonra hamilelik. Doğan çocuklarına Ali dediler.

Bir yaşına geldiğinde korkunç bir teşhis kondu. Tedavi pahalıydı, devlet karşılamıyordu. Evlerini satışa çıkardılar, yine de yetmedi.

Ayşegül annesine gitti. Annesi hemen reddetti:

“Biz evimizi satmayız. Bize lazım. Kendi akrabalarından topla, biraz veririz. Ama ev asla.”

Sonra Murat, eve dalıp bağırdı:

“Kabul ettiler! Kız kardeşim ailesine taşınıyor. Kendi evini satıyor. Yazlığı da elden çıkarıyor. Oğlumuzu kurtaracağız!”

Ayşegül nefes alamadı. Sisler içinde Murat’ın kız kardeşini arayıp teşekkür etmeye çalıştı. O sadece dedi ki:

“Biz aileyiz. Hayat söz konusu olduğunda seçenek yok.”

Ali’ye tedavi yapıldı. İyileşti. OnMurat ve Ayşegül, kiralık bir evde mutlu yaşamaya devam ettiler, çünkü artık gerçek bir aileleri vardı.

Rate article
Lifequest
Bende Olmayan Ailenin Hikayesi