Mezarından Çıkarılan Dede: Torun, Büyükannesine Yaşama Sevincini Nasıl Geri Getirdi?

Rüyasına Giren Dede: Torunun Ninesine Yaşama Sevinci Vermesi

Lale ile Mehmet, oğulları Can’ı alıp annesi Lale’yi ziyarete köye gittiler. Can’ı yaz tatili için ninesinin yanında bırakacaklardı. Yolda alışveriş yaptılar: sucuk, ninenin sevdiği pasta… Her şey tamamdı. Ancak Sevil Hanım onları pek de neşeli karşılamadı. Masada sadece çay vardı, hiçbir ikram yoktu. Buzdolabını doldurmuşlardı ama o neredeyse hiçbir şeye dokunmadı. Yorgun görünüyordu, hemen koltuğa uzandı.

Dışarıda damlalar düşüyordu—güneş karları eritiyordu. İlkbahar… Lale pencerenin önünde durdu, parlak ışık gözlerini kırpıştırdı. “Ne güzel!” diye düşündü, birkaç yıl önce kaybettikleri babasını hatırlayarak. Babası her zaman baharı sevinçle karşılardı: “İşte kışı atlattık!” Onun neşesi, şakaları, sarılışları… Annesi ise sertti ama canlıydı, söylenirken bile gülümsemesini bilirdi. Birbirlerini gerçekten severlerdi. Şimdiyse Sevil Hanım sönmüş gibiydi. Kocasının ölümünden sonra kaybolmuştu sanki.

Ablası Ayşe aradı, sesi telaşlıydı:
“Lale, annem çok kötü. ‘Yaşamaktan yoruldum’ diyor. Hiçbir şey onu sevindirmiyor—babamın yanına gitmek istiyor…”

“Mehmet’le hafta sonu mutlaka geleceğiz,” diye söz verdi Lale. Ama içi sızladı. Belki de annesini yanlarına almalıydı? Tek başına dayanamıyordu…

Evde de iş çoktu. Büyük kızları Deniz, inatçıydı, babasıyla sürekli tartışıyordu. “18 olunca gidiyorum,” diyordu, “baskıya dayanamıyorum.” Küçük Can ise telefonuna yapışmış, günlerini öyle geçiriyordu.

“Annenin yanına gidelim, Can’ı da alalım. Ekrandan biraz uzaklaşsın,” dedi Mehmet.

Can gözlerini devirdi:
“Orada ne yapacağım ben?!”

“Dinlenirsin!” diye çıkıştı Deniz. “Biz de senden kurtuluruz…”

Hafta sonu, yiyecek dolu çantalarla köye vardılar. Anne yine karşıladı ama yüzündeki ifade solgundu. Mehmet Lale’ye göz kırptı—”numara yapıyor.” Yine de bitkin görünüyordu, yemek yemedi, sadece çay içti. Lale, Can’ı bırakıp bırakamayacaklarını sorunca, Sevil Hanım elini salladı: “Bırak.”

Somurtarak kalan Can, bir süre sonra bağırdı. Nine odasından fırladı. Can parmağını sıkıştırmış, öfkeli ve acıklı bir halde duruyordu.

“Niye bu kadar sinirlisin, Canım? Aç mısın?” diye yumuşakça sordu.

“Onların yedikleri midemi bulandırıyor… Yemeyeceğim,” diye homurdandı. “Keşke şu sütlü şehriyeni yapsan. O tatlı, yağlı olanından…”

Nine’nin yüreğine bir sızı girdi. Eşi Hasan da o şehriyeyi severdi. Üzgün olduğunda isterdi. Nine inleyerek ayağa kalktı.

“Ama benimle ye, tamam mı? Yalnız yemek sıkıcı,” diye ekledi Can.

Böylece ikisi birlikte yaşamaya başladılar. Lale her gün aradı. İlk başlarda Nine kısa cevaplar verdi. Sonra şikâyet etmeye başladı:

“Bir türlü ayakkabılarını silmeyi öğretemiyorum! ‘Karnım ağrıyor’ diyor. Ben de tedavi ediyorum: şeker vermiyorum, hemen iyileşiyor. Artık eve çamur da taşımıyor. Akıllanıyor!”

Mehmet güldü:
“İşte bu güzel! Şimdi birine söylenebileceksin—hayat devam ediyor!”

Bir hafta sonra ailesi Can’ı almaya geldi. Ama o gitmek istemiyordu! Nine gözyaşlarını zor tutuyordu.

“Tıpkı Hasan… Hem inatçı, hem şefkatli, hem de kurnaz!”

“Ağlama, nine. Yakında geri geleceğim,” diye ciddiyetle söz verdi Can.

“Bekliyorum, Canım. Seninle yapacak çok işimiz var—bahçe, kapı, her şey… Bana yardım edeceğini söylemiştin!”

“Hepsini yapacağım, nine. Söz veriyorum!”

Sevil Hanım gözyaşları arasında gülümsedi.

“Bana artık telefonla ulaşacak, o yüzden telefonunu geri verin!” diye sertçe emretti.

“Vay canına, ne plan yaptın böyle!” diye eve döndüklerinde güldü Lale kocasına.

“Kibarlıkla değil, kurnazlıkla! Bizim Can’ı kimse durduramaz. Hatta anneni koltuktan kaldırdı. Oysa öteki dünyaya hazırlanıyordu…”

Şimdi onun için yaşayacak bir şeyi vardı. Çünkü Can, dedesinin aynısıydı. Nine de terbiye etmesini biliyordu. Bak, bana ne güzel bir eş yetiştirdi!” diye ekledi Mehmet.

Ve güldüler. Hayat, yavaş yavaş yeniden rayına oturuyordu…

Rate article
Lifequest
Mezarından Çıkarılan Dede: Torun, Büyükannesine Yaşama Sevincini Nasıl Geri Getirdi?