Fırınlanmış Gerçek: Bir Morinanın Aileyi Alt Üst Edişi
Emre işinden eve döndüğünde yorgun ama mutluydu. Mutfaktan nefis bir koku yayılıyordu. Ellerini ovuşturup içeri baktı:
“Mmm, ne güzel kokuyor! Ne pişiriyorsun, Elifçiğim?”
“Balık pişirdim,” diye sakince cevapladı eşi.
Ama hangi baharatları kullandığını sormaya fırsat bulamadan, evin derinliklerinden tuhaf sesler geldi. Emre diken üstünde oldu:
“Komşular mı yine gürültü yapıyor?”
“Hayır, komşular değil. Arkadaki odada sana bir sürpriz var,” dedi Elif gizemli bir gülümsemeyle.
“Ne sürprizi?” diye şaşırdı Emre.
“Git de kendin gör.”
Emre koridorda yavaşça ilerledi, kapıyı usulca açtı—ve donup kaldı. Koltuğunda, hiçbir şey olmamış gibi oturan annesi—Sevgi Hanım—ona bakıyordu.
Daha önce, kapıya haber vermeden gelmişti. Elif, kargo sanıp hemen açmıştı kapıyı.
“Sevgi Hanım, hoş geldiniz. Neden haber vermediniz? Ya evde olmasaydık?”
“Emre çalışıyor, sen de evdesin. Kendim gelirim, daha ölmedim. Benim odam nerede?”
“Şimdilik buraya buyurun, sonra hallederiz.”
“Üç odanız var, birini ayarlayamıyor musun? Peki o neden habersiz?”
“Kendisi de bilmiyordu. Ona söylemediniz mi?”
“Ne gerek var? Misafirliğe gelmedim. Artık sizde yaşayacağım.”
Elif içinden gelen öfkeyi bastırdı. İşini bitirmesi gerekiyordu, kayınvalidesine biraz beklemesini söyledi. Kadın alaycı bir bakış atıp ekledi:
“Buzdolabı bomboş…”
“Şimdi sipariş gelecek.”
Kurye geldiğinde, Elif hızla basit bir sofra kurdu: peynir, sucuk, ekmek koydu, çay demledi.
“Yulaf ya da peynirli gözleme ister misiniz?”
“Zahmet etme. İstersem kendim yaparım.”
Elif başını sallayıp gitti. Yarım saat sonra işini bitirip mutfağa döndüğünde, kayınvalidesinin banyo yanındaki odayı—Emre’nin bilgisayar başında vakit geçirdiği odayı—sahiplendiğini duydu.
“Darmadağınık, kir içinde, bulaşıklar yığılmış. Hiç kendisi temizliyor mu?”
“O çalışıyor, burada dinleniyor.”
“Çalışıyor mu? Oyun oynuyor işte. Sen evdesin, internetten sipariş veriyorsun. O ise gündüz gece çalışıp duruyor, zavallıcık.”
Elif sessizce dayandı. İçinde biriken öfkeyi şimdi dökmeyecekti. Geçen hafta annesine, kocasının hobilerinden şikayet ettiğinde annesi ne demişti?
“Hiç değilse dışarıda değil. Sessizce oynuyor,” diye teselli etmişti.
“Ya çocuklar olunca?”
“Çocukluğunu yaşayamamış…”
Ve doğruydu. Annesinin ev için verdiği parayı Emre pahalı elektronik eşyalara harcamıştı. “Çocukluk hayalim,” demişti o zaman. Ama daire Elif’in üzerine yazılmıştı, çünkü onun ailesi de katkı sağlamıştı.
Yemekten sonra Sevgi Hanım “yeni” odasında uykuya daldı. Emre işten dönünce horultuyu duydu:
“Bu da ne, komşular mı?”
“Hayır, annen. Gir konuş.”
Tam o sırada annesi uyandı. Selamsız sabahsız:
“Emekli oldum. Seyahat edeceğim, arada da sizde kalacağım. Evimi satacağım, zaten sana para verdim. Demek ki burda da hakkım var.”
“Anne, ciddi misin? Biz o odayı çocuk odası yapacaktık. Elif karşı çıkar.”
“O zaman paramı geri ver. Adalet olsun.”
“Zaten aylık harçlık gönderiyorum. Bizim ailemiz var.”
“Aile mi? Elif evde oturuyor. Sen tek başına çalış. Hadi belgeleri getirin. Umarım her şey düzenlidir?”
Elif sessizce gidip dosyayı getirdi.
“İşte belgeler. Daire benim üzerime. Paramı ailem koydu.”
“Benimkiler nerede?”
“Harcandı. Senin sevgili oğlun harcadı. ‘Çocukluğuna’.”
Emre ayağa kalktı, mahcup bir bakış attı:
“Özür dilerim anne. Ama o zaman çok istiyordum. Şimdi—doydum. Artık istemiyorum.”
“Hah!” diye atıldı Elif. “Eğer bırakmazsan—boşanma davası açarım. Annene, oyuncaklarına geri dönersin.”
“Elif, yapma! Hepsini satacağım. Söz. Hadi yemeğe. Bugün bilgisayar yok.”
Akşam yemeğinde kayınvalide somurtarak oturdu.
“Demek ben hiçbir şeyim burada? Ben hanımefendi gibi yaşarım sanmıştım.”
“Eşimin annesisiniz. Ama bizim ailemiz var. Ve sizin dediklerinize göre yaşamayacağım.”
“Emre, sen karının kuklasısın!”
“Sevdiğim kadının kuklası olmak, annemin kontrolünde olmaktan iyidir. Sen hep benim adıma karar verdin. Artık yeter. Büyüdüm.”
Sevgi Hanım sessizce ayağa kalktı, çantasını aldı:
“Böyle evlat görmedim. Bana taksi çağır. Buradan gidiyorum. Ama bir gün beni hatırlarsın…”
Emre annesini sessizce taksiye kadar geçirdi. Eve dönüp sofraya oturdu:
“Balık da yiyeceğim, et de. Çok acıktım.”
“Oyunlar konusunda—ciddi misin?”
“Evet. Hepsini satacağım. Çocuklar için lazım olacak. Şimdi hazırım. Annemle de bir şekil hallederiz. Önemli olan senin yanımda olman.”
Elif gülümsedi. İçinden bir his geçti: Bu “yasak meyve” nihayet olgunlaşmıştı.




