Her Şeyi Kaybettin: Terk Edilen Kadının Yeni Bir Gelecek İnşası

Bugün, uzun bir aradan sonra kendimi özgür hissettim. Memleketimin temiz havasını derin bir nefesle içime çekerek omzumdaki çantamı düzelttim ve mezarlığa doğru yürüdüm. Çocuklar, rahmetli annemin kız kardeşi olan teyzem Ayşe’nin yanında kaldılar. Tatilde oldukları için nihayet bir an nefes alabilecektim. Birkaç günlüğüne gelmiştim: anne babamın mezarlarını ziyaret etmek ve çocukluğumda ikinci bir anne gibi olan teyzemi görmek için.

Ama eve döndüğümde her şey bir anda yıkıldı.

“Anahtarları ver, Nurgül,” dedi Serkan, soğuk bir ifadeyle. Kapının eşiğinde duruyordu. “Bu son. Lale hamile. Ben yeni bir hayata başlıyorum, sen de artık özgürsün.”

“Ne?..” Çantamı neredeyse düşürüyordum. “Serkan, nasıl yaparsın?..”

Gözünü bile kırpmadı.

“Bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyordun. Ama merak etme, zaten hiçbir şeyin yok. Ev kira, iş amcanın, hesaplar annenin üzerine. O yüzden hadi, sahne çıkarma. Eğer engel olmaya çalışırsan çocukları alırım.”

Bir zamanlar üniversitenin yıldızıydım. Sarışın, yeşil gözlü, zarif, terbiyeli ve ağırbaşlı. Geleceğim, planlarım vardı. Babam – Mehmet Bey – saygın bir adamdı. Bir gün beraber iş kuracağımızı hayal ederdim.

Ama bir yılda her şeyi kaybettim. Önce babam öldü, ardından neredeyse hemen annem. Yaslı gözlerle diplomasını alırken, elindeki kalemi nasıl tuttuğunu bile fark etmiyordum. O zaman Serkan ilk kez yanıma gelip teklif etmişti:

“Benimle evlen. Zaten burada acıdan başka bir şey yok. Yeniden başlarız.”

Düşünmedim – sadece kabul ettim. Babamın aldığı bir yurt odası vardı. Taşındık, çalışmaya başladık, sonra beraber bir nakliye şirketi açtık. Nurgül, yatırım yapmak için anne babasının evini bile sattı.

İşler iyi gidiyordu, başta her şey eşit paylaşılmıştı. Sonra doğum, çocuklar derken her şey yavaş yavaş Serkan’ın amcasının üzerine geçti. Üstüne düşmedim: evde yemek vardı, huzur vardı, çocuklar sağlıklıydı. Ta ki kızım doğana kadar anlamadım – sadece malı değil, kendimi de kaybetmiştim.

Dış görünüşüm değişmişti. Vücudum gece beslemelerinden, bitmek bilmeyen çamaşırlardan, ev işlerinden yorulmuştu. Ama Serkan tam tersine “açılıyordu”: spor salonu, uzun saçlar, bronz ten, kadınların ilgisi.

“Kendini bırakmışsın,” demişti bir gün tiksintiyle. “Seninle dışarı çıkmak bile utanç verici. Hiç olmazsa bir maske yaptır.”

Kayınvalidem de fırsatı kaçırmıyordu:

“Aynaya ne zaman baktın son? Oğlum yakışıklı, sen ise… Sanki onun annesi gibi görünüyorsun! Ona layık değilsin!”

Çabaladım. Tedavi oldum. Diyet yaptım. Ama yorgunluk, ihanet ve kayıtsızlık, fazla kilolardan daha hızlı yıpratıyordu.

Şimdi ise beni kapının önüne atıvermişti. Bağırışsız, pişmansız. Çantamda sadece birkaç kıyafet ve çocuk albümleri vardı. Ev yok, para yok, işte hak yok, hatta istikrar bile yok. Sadece eski kocamın zaten almaya hazırlandığı iki çocuk.

Teyzeme gittim ve o önerdi:

“Çocukları bırak benim yanımda. Sen kendine gelene kadar ben bakarım.”

Ve baktı. Hatta bir iş önerdi: taşınma organizasyon firması. Teyzem birikimlerini ortaya koydu, ben de eski yurt odasını satarak katkı sağladım. Küçük başladık – iki araba, birkaç hamal. Sonra işler açıldı…

Beş yıl sonra Nurgül’ün bölgede bir ağı, bir çağrı merkezi, kendi garajı vardı. Serkan ise… Serkan her şeyini kaybetmişti. Lale doğum yaptı ama hızla boşanarak ondan bir daire aldı. “Amca”nın işleri o kadar kârlı değildi ve bir süre sonra yeğenini kapı dışarı etti.

“Sen kayıtlı bile değilsin. Sadece bir bekçisin,” demişti amcası. “Sadece sana güvenmiyorum.”

“Anne, bir şey söyle!” diye bağırmıştı Serkan.

“Ne diyeyim?” diye omuz silkti kayınvalidesi. “Her şey gözünün önündeydi. Kendin kaybettin.”

“Güzel hayat”ın kalıntıları yerini bir hosteldeki ranzaya ve tır şoförlüğüne bıraktı. Ama sağlığı bozulunca, şehrin en büyük lojistik firmasında şoför olarak işe girmeye karar verdi.

Mülakata gitti ve karşısında… Nurgül’ü gördü.

Şık, bakımlı, kendinden emin bir kadın, resmi bir takım elbise içinde. Ona sakin, hatta hafif bir gülümsemeyle baktı.

“Merhaba, Serkan. İş mi arıyorsun?”

“Harika görünüyorsun…” diye mırıldandı. “Belki eski hatırına beni alırsın? Şehri bilirim, tecrübem var…”

“Nafaka borçlularını işe almıyoruz,” diye sakince cevap verdi Nurgül. “Senin borçların var.”

“Ama ödemeye çalıştım!” diye parladı. “Hepsini değil, elimden geldiğince!”

“Çocuklar on sekiz yaşına geldi, sen hâlâ ‘çalışıyorsun.’ Bizim böyle çalışanlara ihtiyacımız yok.”

Yumruklarını sıktı.

“Benden intikam mı alıyorsun?”

“Hayır, Serkan. Sadece sınır koymayı öğrendim. Her şeyi kendin yaptın. Ben ise ayakta kaldım. Sen olmadan yükseldim.”

“Yeni kocan mı yardım etti?”

Nurgül güldü ve ayağa kalktı. Saçları omuzlarına dökülüyordu, gençliğindeki gibi bir vücudu vardı. AVe o gün, Serkan yürürken anladı ki gerçekten her şeyi kendisi kaybetmişti.

Rate article
Lifequest
Her Şeyi Kaybettin: Terk Edilen Kadının Yeni Bir Gelecek İnşası