Anne Değilsin Artık: Hayatını Adayan Kadının Kızının İhaneti

Bir zamanlar, Ayşe doğduğunda daha yirmi yaşındaydım. Bir çocuk kadar saf, ama onun babasına delicesine âşık. Kızım bir yaşına bile basmadan beni terk etti. Öylece toplanıp gitti. “Hazır değilim, hayat daha yeni başlıyor,” dedi. Tek başıma kaldım, desteksiz, ailesiz – annem erken ölmüştü, babam ise bizi çocukken terk etmişti.

İki işte birden çalışıyordum, bir gecekonduya sığınıyordum, Ayşe sık sık hastalanıyordu. Onu doktor doktor gezdirdim, hastane koridorlarında uyuyakaldığım geceler oldu. Kendime zaman ayıramadım. Onun için yaşadım. Bir elbise almak, Ayşe’nin ilacından vazgeçmek demekti. Bir randevuya gitmekse onu birine emanet etmekti, ama ben kimseye güvenemezdim.

Ayşe başarılı bir çocuktu. Okulda hep takdir alırdı. Dershaneler, özel hocalar, kurslar… Yetiştirebilmek için gece gündüz çalıştım. Üniversite sınavını kazandığında, tıp fakültesine yerleştiğinde, ondan daha çok sevindim.

Sonra her şey değişti.

İkinci sınıfta bir erkek arkadaşı oldu – Emre. Ondan on yaş büyük, boşanmış, bir çocuk babası. Şoktaydım.

“Ayşe, emin misin? Bu adam sana göre değil.”

“Hayatıma karışma! Ben artık çocuk değilim!” diye bağırdı bana.

Ve her geçen ay biraz daha uzaklaştı. Emre’yi gözünde öyle büyüttü ki, her şeyin suçlusu başkalarıydı. Eski karısı – cadının tekiydi. İşi – haksızlıktı. İnsanlar – kıskançtı. Ben ise onu hep kontrol etmeye çalışan, kötü bir anneydim. Bunları hep Emre söylüyordu.

Susmayı denedim. Ama bir gün dayanamadım:

“O seni kullanıyor, Ayşe. Seni zorluyor. Bu aşk değil.”

“Beni kıskanıyorsun! Sen hiç böyle bir adamla olmadın, bu yüzden çıldırıyorsun!”

Canım çok yandı.

Bir yıl sonra evleneceklerini söyledi. Ve onunla yaşamaya taşınacaktı.

Eşyalarını toplamasına yardım ettim, yorgan aldım, tabak çanak… Vedalaşırken bile bana sarılmadı.

“Zorlandığını belli etme. Benim gitmemi hep istemişsindir zaten,” dedi usulca.

Ve gitti.

Düğünden sonra onu nadiren görebildim. Hep ben aradım, ben yazdım. Cevapları gittikçe kısaldı. Sonra numaramı engelledi.

Bir tanıdığımdan öğrendim: Emre, ona son darbeyi vurmuştu. “Senin annen zehir gibi, seni hep ezdi, seni hayata hazırlamadı,” demişti.

İki yıl geçti. Bir alışveriş merkezinde ona rastladım. Kocasıyla birlikteydi. Yorgun, gözleri çökmüş, gergin…

“Ayşe, kızım…” yanına yaklaştım.

“Yaklaşma bana,” fısıldadı. “Sen artık annem değilsin.”

Ve uzaklaştı.

Rafların arasında öylece durdum, bedenim titriyordu. Sanki bütün o yıllar – hastane geceleri, ateşler, ağlayışlar, yarı aç yatışlar – bir anda silinmişti. Sanki bir defterden yırtılıp atılmış bir sayfa gibiydim.

Bilmiyorum, geri dönecek mi? Benim hasta yatağının başında sabahladığımı hatırlayacak mı? Ona kitap alabilmek için aç kaldığım günleri? Her şeyden vazgeçip onun geleceği için çırpındığım yılları?

Bildiğim tek bir şey var: Ben onun annesiyim. Ve bunu reddetse bile, gerçek değişmeyecek. Onu sevmeye devam edeceğim. Artık canımın acımadığı yerden bile olsa…

Rate article
Lifequest
Anne Değilsin Artık: Hayatını Adayan Kadının Kızının İhaneti