Güneş İstanbul’un üzerine gülümserken, Aslıhan derin bir nefes aldı. Annesinin mezarını ziyaret etmek için çıktığı bu kısa yolculukta, yıllar sonra ilk kez özgür hissediyordu. Çocuklarını teyzesi Ayşe’ye bırakmıştı; sonunda bir an için nefes alabilirdi. Ama eve döndüğünde her şey bir anda dağıldı.
“Anahtarları ver, Aslı,” dedi Murat soğuk bir sesle kapının eşiğinde durarak. “Bu son. Derya hamile. Ben yeni bir hayata başlıyorum, sen de özgürsün.”
“Ne?..” Aslıhan elindeki çantasını neredeyse düşürüyordu. “Nasıl yaparsın, Murat?”
Gözünü bile kırpmadı. “Biliyordun ki bu sonsuza kadar sürmeyecekti. Ama üzülme, zaten hiçbir şeyin yok. Ev kiralık, iş amcamın, hesaplar annemin üzerine. Hadi, sahne yapmadan gidelim. Yoksa çocukları alırım.”
Bir zamanlar Aslıhan üniversitenin yıldızıydı. Sarışın, yeşil gözlü, zarif ve akıllıydı. Babası Mehmet Bey saygın bir adamdı, kendi işlerini kurmayı hayal ederlerdi. Ama bir yıl içinde her şeyi kaybetti. Önce babasını, sonra annesini… Diplomasını alırken gözleri yaşla doluydu, kalemi tuttuğunu bile fark etmiyordu. İşte o an Murat yanına gelmişti:
“Benimle evlen. Zaten burada acından öleceksin. Yeniden başlayalım.”
Düşünmedi bile, kabul etti. Babasının aldığı yurt odasına taşındılar, çalıştılar, sonra birlikte bir nakliye firması açtılar. Aslıhan anne babasından kalan evi bile sattı, işe yatırdı.
İşler iyi gidiyordu, başta her şey ortaktı. Sonra hamilelik, çocuklar… Ve yavaşça her şey Murat’ın amcasına geçti. Aslıhan sorgulamadı; evde yemek vardı, çocuklar sağlıklıydı. Ta ki kızı doğana kadar fark etmedi: Kaybettiği sadece mal varlığı değil, kendisiydi.
Dış görünüşü değişmişti. Gece beslemeler, bitmeyen çamaşırlar, ev işleri onu yormuştu. Murat ise tam tersine “açılmıştı”: spor salonu, uzun saçlar, bronz ten, kadınların ilgisi.
“Kendini bırakmışsın,” demişti bir gün tiksintiyle. “Seninle dışarı çıkmak bile utandırıyor. Git bir yüz maskesi yaptır.”
Kaynanası da fırsatı kaçırmıyordu:
“Aynaya bakıyor musun sen? Oğlum yakışıklı, sen ise… Neredeyse onun annesi gibi görünüyorsun! Ona layık değilsin!”
Aslıhan uğraştı, tedavi oldu, diyet yaptı. Ama yorgunluk, ihanet ve kayıtsızlık, kilo vermekten daha hızlı yıpratıyordu.
Ve şimdi Murat onu kapının önüne koymuştu. Bağırmadan, pişmanlık duymadan. Çantasında sadece birkaç kıyafet ve çocukların albümleri vardı. Evi yoktu, parası yoktu, işte payı yoktu, hatta istikrarı bile yoktu. Sadece eski kocasının “alacağım” dediği iki çocuğu vardı.
Teyzesi Ayşe’ye gitti, o da dedi ki:
“Çocuklar bende kalsın. Sen kendine gel. Ben yardım ederim.”
Ve etti. Hatta bir iş teklif etti: taşınma organizasyonu şirketi. Teyze birikimlerini koydu, Aslıhan da yurttaki eski odasını sattı. Küçük başladılar: iki araba, birkaç hamal. Sonra işler büyüdü…
Beş yıl sonra Aslıhan’ın bütün bölgede şubeleri olan bir lojistik şirketi vardı. Murat ise… Murat her şeyini kaybetmişti. Derya doğum yapmış ama hemen boşanıp evi almıştı. “Amca”nın işi de o kadar kârlı değildi, bir süre sonra yeğenini kapı dışarı etti.
“Sen kayıtlı bile değilsin. Sadece bir bekçisin,” demişti amcası. “Artık sana güvenmiyorum.”
“Anne, bir şey söyle!” diye bağırmıştı Murat.
“Ne diyeyim?” diye omuz silkmisti kaynanası. “Her şey burnunun dibindeydi. Kendin kaybettin.”
Geriye kalan “güzel hayat”, bir hostelde ranza ve kamyon şoförlüğüydü. Ama sağlığı bozulunca, şehrin en büyük lojistik firmasına şoför olarak başvurdu.
Mülakata girdiğinde karşısında… Aslıhan’ı gördü.
Zarif, bakımlı, özgüvenli bir kadın. Ona sakin, hatta hafif gülümseyerek baktı.
“Merhaba, Murat. İş mi arıyorsun?”
“Çok güzel görünüyorsun…” diye mırıldandı. “Belki eski hatıra için alırsın? Şehri bilirim, tecrübem var…”
“Alici babaları işe almıyoruz,” diye soğuk cevap verdi Aslıhan. “Borçların var.”
“Ama ödemeye çalıştım!” diye parladı. “Tamamını değil, ama elimden geleni yaptım!”
“Çocuklar artık on sekiz yaşında, sen hâlâ ‘çalışıyorsun’. Bizim böyle çalışanlara ihtiyacımız yok.”
Yumruklarını sıktı.
“Benden intikam mı alıyorsun?”
“Hayır, Murat. Sadece sınır koymayı öğrendim. Kendin ettin, kendin buldun. Ben ise ayakta kaldım. Sen olmadan.”
“Yeni kocan mı yardım etti?”
Aslıhan güldü ve ayağa kalktı. Saçları omuzlarına dökülüyordu, vücudu gençliğindeki gibiydi. Ama gözlerinde artık çelik vardı.
“Hayır. Ben tek başıma yaptım. Senden sonra kimseyi yakınıma sokacak gücüm yoktu uzun süre. Bunun için teşekkür ederim. İnsanı gerçekten sertleştiriyor.”
“Belki yine de alırsın…” diye mırıldandı. “Ben seni sevmiştim…”
Tam o sırada içeri uzun boylu, sarışın bir genç girdi — tıpkı Aslıhan’a benziyordu.
“Anne, yemeğe gidiyor muyuz? Sorun var mı?”Murat şehrin soğuk sokaklarında yürürken, hayatının en büyük hatasını yaptığını anladı, ama artık çok geçti.




