Kader İkinci Şansı Verdiğinde

— Neden bu kadar erken geldin?.. — şaşkınlıkla mırıldandı Levent, gömleğini ters giymiş bir halde. Ama Elif dinlemiyordu. Koridorda durmuş, parmaklarını acıtacak kadar sıkmış, girişte duran kırmızı ayakkabılara bakıyordu. Sıradan kadın ayakkabıları değildi bunlar… Bunlar Sibel’in ayakkabılarıydı, eski dostunun. Hiç şüphesiz tanımıştı. Çok kez görmüştü onları, şarap kadehlerinin yanında, fotoğraflarda. Ama kendi evinde görmeyi hiç beklemiyordu.

Her şey o sabah başlamıştı. Elif, iş yerinde kendini kötü hissetmişti. Aniden gelen mide bulantısı, gözlerinin kararması… Önce uykusuzluğa ya da strese bağladı. Ama ofis arkadaşı Deniz eğilip fısıldadı:
— Hamile misin yoksa?

— Yok canım, nerden çıktı şimdi… — diye geçiştirdi Elif, ama içinde bir şeyler sıkıştı. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu. Yirmi dakika sonra, ofisin tuvaletinde, üzerinde iki çizgi olan bir test tutuyordu.

Patronunun odasına nasıl gittiğini, ofisten nasıl çıktığını hatırlamıyordu. Aklında kalan tek şey, eve koşup bunu Levent’e söylemekti. Tepkisini görmek, ona sarılmak, mutluluktan ağlamak istiyordu. Ama…

Anahtarı kilide çevirdi, içeri girdi, ışığı yaktı. İlk gördüğü şey o ayakkabılar oldu. Birkaç saniye sonra, yatak odasından gelen fısıltıları duydu. Önce yanıldığını düşündü. Saçma bir tesadüftür diye. Ama kapıyı açınca, yarı çıplak haldeki kocasını ve göğsüne çarşafı sıkıca tutan Sibel’i gördü.

— Elif?.. Sen ne yapıyorsun?.. — kekeledi Levent, Sibel ise yere bakıyordu, tek kelime etmiyordu.

Sonrası bir bulanıklık gibiydi. Çığlıklar, gözyaşları, etrafa savrulan eşyalar… Ardından sessizlik çöktü. Gidiş. Boşluk. Elif, paramparça olmuş evinde tek başına kalmış, karnını tutarak yerde oturuyordu. İçinde minik bir hayatın attığı yerde…

Birkaç gün sonra bir karar verdi. Levent’le bağını sürdürmek istemiyordu. Yalnız bir anne olmak istemiyordu. Ailesi uzaktaydı, dostlarından biri eksilmişti. Maaşı, bezlere bile yetmezdi, dadıyı hiç saymayın. Ve Elif, özel bir kliniğe gitti.

Doktorun odasının önünde oturup duvara bakıyordu. Korkuyordu. Bu çocuğu istemiyordu… ama bir yandan da her şeyden çok istiyordu.

— Girebilirsiniz! — diye bir ses duyuldu kapıdan.

Ayağa kalktı, içeri girdi. Ama doktoru görür görmez yüreği sıkıştı.

— Kerem?! Sen misin?

Bu, onun lise sıralarından arkadaşı, ilk aşkıydı. Hiç unutamadığı çocuk. Mezuniyette yanağına kondurduğu o öpücük, hâlâ en tatlı anısıydı.

— Elif?! Gerçekten sen misin? — Kerem ayağa kalktı, eski bir dost gibi sıcakça sarıldı ona.

On dakika boyunca sanki yirmi yıl hiç geçmemiş gibi konuştular. Duygular biraz yatışınca, Kerem sordu:

— Ama sen muayene için buradasın. Ne oldu?

Elif, biraz utanarak, her şeyi anlattı: ihaneti, hamileliği, verdiği kararı.

— Ve gerçekten bu çocuktan kurtulmak mı istiyorsun? — diye sessizce sordu Kerem.

— Evet… Korkuyorum. Tek başıma altından kalkamam…

Kimi kayıplar, hayatın bize sunduğu ikinci şanslardan ibarettir. Bazen en karanlık anlar, yeni bir başlangıcın kapısını aralar.

Rate article
Lifequest
Kader İkinci Şansı Verdiğinde