Eşitsiz Birliğin Büyüsü

Eşitsiz Birliğin Büyüsü

Bayram tatilinde, İstanbul’un şirin bir semtindeki küçük bir kafede kalabalık bir grupla oturuyordum. Etrafımdaki insanlar samimiydi, ama çoğuyla daha önce tanışmamıştım. Yanımda, ellili yaşlarını geçmiş bir adam ve yirmi sekiz yaşlarında genç bir kız oturuyordu. Murat ve Ayşegül. Herkesten daha neşeliydiler, enerjileri bulaşıcıydı, oysa ikisi de sadece meyve suyu içiyorlardı. Ayşegül ona “baba” diye hitap ediyordu, ve ben içimden, ne kadar sıcak bir baba-kız ilişkisi diye düşündüm. Tam o sırada gitmeye hazırlandılar. Ayşegül gülümseyerek, “Bizi bekleyen bir küçük var, onsuz uyuyamaz,” dedi. Şaşırıp kaldım.

Ayrıldıklarında, ev sahibine usulca sordum: “Hangi küçük? Ne diyorlar?” Kaşlarını kaldırarak, “Oğulları tabii ki. Onlar karı koca,” dedi. Şaşkınlıkla, “Peki neden ona baba diyor?” diye sordum. Gülerek, “Aralarında bir şaka bu. Yıllar önce, tanıştıkları günlerde bir mağazaya girmişler, tezgahtar Murat’a, ‘Kızınız ne kadar güzel!’ demiş. O günden beri Ayşegül böyle hitap ediyor,” diye anlattı.

Sonra hikâyelerini öğrendim ve beni derinden etkiledi. Murat yetenekli bir heykeltıraş, ama hayatı hiç de kolay olmamış. İki başarısız evlilik, yıllarını içkiye veren bir dönem, bitmek bilmeyen eğlenceler. Büyük kızı, artık yetişkin bir kadın, onu neredeyse unutmuş. Kırk yedi yaşına geldiğinde, hayatına baktığında sadece boşluk görmüş. Sanatını icra ediyor, ama eserleri kimseyi etkilemiyor, siparişler neredeyse yok. Sonra Ayşegül çıkmış karşısına. Boğaz’da, sık sık eskiz yaptığı bir bankta tesadüfen tanışmışlar. O sırada Ayşegül daha yirmilerinin başındaymış, gençliği ve enerjisiyle parlıyormuş. Neden bu genç kız, hayatın yıprattığı, yorgun gözlü bir heykeltıraşa ilgi göstermişti? Kim bilir…

Ama Ayşegül’ün sevgisi Murat’ın kurtuluşu olmuş. Ona yeniden hayat vermiş. İçkiyi bırakmış, elleri yeniden güçlenmiş, eserleri ruh kazanmış. Heykelleri satılmaya başlamış, İstanbul ve Ankara’daki galerilerde sergiler açmış. Lokantalar için iç tasarım işleri yapmaya başlamış, iyi para kazanmış. Şimdi şehir merkezinde geniş bir dairede yaşıyorlar, dünyayı geziyor, hayatın tadını çıkarıyorlar. Ayşegül şimdi başarılı bir adamın eşi, ama o gün Boğaz’da gördüğü, sadece tıraşsız, hayalleri yıkılmış bir adamdı.

Şüphesiz arkadaşları ve annesi onu vazgeçirmeye çalışmıştır: “Aklını mı kaçırdın? Neredeyse ihtiyar adam!” Belki Ayşegül de şüpheye düşmüş, riskleri görmüştür. Ama riske girmiş—ve şimdi mutlu. Murat ise onu bir mucize, kendisine gönderilmiş bir melek olarak görüyor, böyle bir hediyeyi hak etmediğini düşünse de. Oğlunu ise taparcasına seviyor: onunla vakit geçiriyor, oynuyor, gezdiriyor. İlk kızına veremediği mükemmel babayı şimdi olmuş. Bu arada, büyük kızıyla da ilişkileri düzelmiş. Yıllar önce ondan umudunu kesmişken, şimdi onu enerjik, şefkatli, hayat dolu bir adam olarak görmeye başlamış.

Eşitsiz evlilikler şaşırtıcı derecede sağlam olabiliyor. Hatta birçok yaşıt çiftten daha sağlam. Türkiye’de her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Ama ben, eşler arasında yirmi, hatta otuz yaş fark olan birçok çift tanıyorum. Ve yaş farkı onların ilişkisini zayıflatmıyor, tam tersine, özel kılıyor.

Burada “zengin sponsor – para avcısı genç kız” ilişkisinden bahsetmiyorum. Hayır, sevginin temel olduğu gerçek ailelerden söz ediyorum. Yaşlı erkekler inanılmaz güvenilir eşler olabiliyor. Fırtınalarını atlatmış, eğlenmiş, içmiş, hatalar yapmışlardır. Artık onlar için ev, sıcaklık, aile önemlidir. Birçoğu birden mutfak yeteneklerini keşfeder. Bir çift tanıyorum, ellili yaşlarındaki adam genç eşini mutfağa sokmuyor: “Spa’ya git, kitap oku! Daha mutfakta zamanın gelmedi!” Eskiden sadece omlet yapabilen bu adam, yirmi beş yaşındaki eşiyle evlendikten sonra tam bir şef olmuş.

Genç bir eş için yaşlı bir koca sadece koca değil, aynı zamanda bir rehber, öğretmen, deneyimli bir insandır. Yaşıtları gibi boş boş konuşmaz, öğretici ve ilham verici hikâyeler anlatır. Hayatı bilir, ve bu sevgiyi daha derin, daha güçlü kılar. En önemlisi, bu erkekler harika babalar oluyor. Kendi deneyimimden örnek vereyim: kızımla kırk sekiz yaşında tanıştım. Herkes onun için en iyi baba olduğumu söylüyor. Ve biliyor musunuz, gerçekten de babalığa hazırdım. Geç olsun, güç olmasın.

Her sabah Boğaz’da koşarım. Kendimi otuz yaşında hissediyorum, elliyi geçmiş olmama rağmen. Şimdi gençliğimden daha heyecanlı yaşıyorum. İçimizde farkında bile olmadığımız muazzam bir enerji var. Ama çoğu zaman kendimizi mahvediyoruz. Jacques Cousteau’ya, yaşına rağmen nasıl bu kadar dinç olduğunu ve derinlere dalabildiğini sormuşlar. Cevabı şu olmuş: “Çocuklar. Hayatı uzatıyorlar.” İki oğlunu gençken, diğer ikisini ise yetmiş yaşında yapmış. Ve bu onun dolu dolu yaşamasına engBu büyülü aşk, tüm önyargıları yıkarak, yaşın sadece bir sayı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Rate article
Lifequest
Eşitsiz Birliğin Büyüsü