Geri Dönüş Yok: Telafisi İmkansız Hata

Bugün penceremin önünde durdum, İstanbul’un bu yeni apartman dairesinde, dışarıdaki hava sanki boğucu bir ağırlıkla çökmüş gibiydi. Nefes almak bile zor geliyordu. Bir zamanlar sağlam sandığım her şey, şimdi paramparça olmuştu. Gri gökyüzüne bakarken anladım: Geri dönüş yoktu.

Bir zamanlar bir ailem vardı. Elif—on beş yıl birlikte yürüdüğüm, sadık, sakin, evine bağlı eşim. İki kızımız, huzurlu bir ev, Sapanca’da bir yazlık, ortak mimarlık ofisimiz… Her şey doğru, istikrarlı… ve dayanılmaz derecede sıradandı. Her sabah aynı rutin. Konuşmalar hep günlük işlerdi, endişelerimiz ise kredi taksitleri ve okul kayıtlarıyla doluydu. Kendimi altın bir kafeste sıkışmış gibi hissediyordum.

Sonra ofise yeni bir çalışan geldi: Aslı. Genç, pervasız, gözleri alev alev yanan bir kadın. Şakalarıma kahkahalarla gülüyor, bana hayran bakışlarla bakıyor, omzuma dokunuyordu. İçimde unuttuğum bir şey uyanıyordu: heyecan, ilgi, gençlik hissi… Eve geç gelmeye başladım, ofiste kayboluyordum. Elif sormuyordu, ben de ona sessizliği için minnettardım—daha az konuşma, daha az tartışma demekti.

Ama hiçbir şey tesadüf değildi. Aslı ne istediğini biliyordu. Ve o beni istiyordu. İkili görüşmelerimiz, öğle yemekleri, ofis dışındaki buluşmalar derken birbirimize iyice yaklaştık. Sonunda bir gece yatağa kadar uzandı her şey. Farkına bile varmadan, kaçınılmazın içinde buldum kendimi. Ve bir gün, dayanamayıp eşyalarımı toplayıp ayrıldım.

Elif sessizce karşıladı bu durumu. Bağırıp çağırmadı, sahne yapmadı. Sadece gözlerimin içine baktı ve dedi ki:
“Bu günü unutma, Can. Sen seçtin bunu.”

Aslı’yla başlayan hayat ilk başta bir rüya gibiydi. Sevgi doluydu, gülümsemesi hiç eksik olmuyordu. Kendimi değerli, ilgi çekici, arzulanan biri gibi hissediyordum. Ama zamanla masal bozuldu. Aslı sinirli, talepkar birine dönüştü. Yeterince ilgi göstermediğimi, az para kazandığımı, akşamları bilgisayar başında vakit geçirdiğimi söylüyordu. İşte o zaman, ilk kez, geri dönmek istedim… terk ettiğim yere.

Bir bahane çıktı: Elif arayıp kızları Sapanca’daki yazlığa götürmemi istedi. Kabul ettim—bu yeni hayatın boğuculuğundan kaçmak için bir fırsattı. Kızlarla üç gün geçirdim. Güldük, kek pişirdik, bisiklete bindik. Bu kadar basit ve mutlu olabileceğimizi unutmuşum. Ve uzun zamandır ilk kez, içimde bir sızı hissettim—kaybettiğim şeyin acısıydı bu.

Elif’i aradım. Konuşmak, açıklamak, geri dönmek istedim. Dinledi. Sonra dedi ki:
“Kurallar belli. Aslı’yla her şeyi bitireceksin. Ayrılacaksın. Sıfırdan başlayacaksın. Ama unutma, güven asla eskisi gibi olmayacak. Bu yeni bir hayat, eskisi değil.”

Hemen cevap veremedim. Çok keskin, çok son bir karardı bu. Sonra Aslı hamile olduğunu söyledi. Sustum. Sonra boğuk bir sesle mırıldandım: “Baba olacağım…”

Sevinçle panik birbirine karışmıştı. Onu sevip sevmediğimden emin değildim. Bu çocuk bir kurtuluş muydu, yoksa son hüküm mü? Aldatmayla kurulan hiçbir şeyin sağlam olamayacağını biliyordum. İki dünya arasında parçalanmıştım—kızlarım ile gelecekteki oğlum, Elif ile Aslı, ihanet ettiğim geçmiş ve korktuğum şimdi arasında…

Elif’le bir parkta buluştuk. Her şeyi anlattım, süslemeden. Özür diledim. Uzun süre sustu, sonra dedi ki:
“Can, her şey net artık. Biliyor musun, rahatladım. Senin bir oğlun olacak. Benimse yeni bir hayatım. Geri dönüş yok. Sana kin beslediğimden değil, kendimi sevdiğimden.”

Ayağa kalktım, ona baktım. Güçlü, sakin, olgun—tamamen farklı bir kadındı. Ve o an anladım: Her şeyi kaybetmiştim. Kendi elimle. Ve şimdi gidecek bir yerim yoktu. Sadece ileri—kendi seçtiğim bu yolda yürüyecektim. Hiçbir yere çıkmasa bile…

Bugün öğrendiğim ders: Bazen en büyük kayıplar, farkına varmadan verdiğimiz kararlarla gelir. Ve pişmanlık, dönüşü olmayan yollarda en ağır yüktür.

Rate article
Lifequest
Geri Dönüş Yok: Telafisi İmkansız Hata