Koki’nin Dönüşü: Acıyı Aşan Aşkın Hikayesi

Beş yıl önce, İstanbul’un bir kenar mahallesinde, hayatım sonsuza kadar değişti. Sıcak bir yaz günüydü, pencerenin altından acıklı bir inilti duydum. “Bir köpek yavrusu olmalı,” diye düşündüm. Pencereye yaklaşıp baktım… ve donup kaldım. Küçük bir çukurun içinde, plastik bir poşete sarılı, zavallıca ağlayan bir köpek yavrusu vardı. Onu bir çöp gibi atmışlardı.

Hemen dışarı fırladım, dizlerim titriyordu. Çukura indim ve titreyen ellerimle onu çıkardım. Minik, kirli, toz içinde, korkmuş… Bana sokuldu ve o an anladım: O artık benimdi. Benim anlamımdı. Kaderimdi. Kocamın karşı çıkacağını biliyordum, çünkü kiradaydık ve zor geçiniyorduk. Ama başka türlü yapamazdım.

Yakında bir komşunun hurdaya dönmüş eski bir Tofaşı vardı. Anahtarlarını istedim ve köpeğe geçici bir yuva yaptım. Adını “Fındık” koydum. O günden sonra bir savaş başladı — komşularla, kocamla, kendimle… İnsanlar şikayet ediyor, bazıları zehirlemeye çalışıyordu. Kocam sinirliydi: “Bütün mahalleyi aleyhimize çevirdin!” Ama umurumda değildi. Yeter ki Fındık yaşasın.

Büyüdü, işten dönüşümü bekledi, oyunlar oynadı, gece vakti arabayı kilitlediğimde huzursuzlanıp sızlandı. Bazen gece yarısı sadece yüzümü göstermek için iniyordum — sakinleşsin diye. Sosis uzattığımda parmaklarımı kapıyordu. Geç kaldığım akşamlar asla uyumazdı. Beni beklerdi. Ta ki onu sevip eve çıkana kadar… Sonra arabasının yanında uykuya dalardı.

Kocam homurdanırdı, kıskanırdı: “O köpeği benden daha çok seviyorsun.” Ama artık Fındık olmadan yaşayamazdım. Hastalandığımda, iki gün boyunca hiçbir şey yemedi. Komşu arayıp sitem etti: “Ne hastalığın var böyle? Pencerenin altında oturuyor, yemiyor, ayrılmıyor, hep bekliyor…” Dayanamadım — ateşim varken fırlayıp yanına koştum.

Mahallemizi sevmişti, çocukların peşinden koşar, komşulara kuyruk sallardı. Önceden nefret edenler, gizli gizli yiyecek vermeye başladı. Benim dünyamın bir parçası olmuştu. Geç kalmaktan korkardım — çünkü o hep beklerdi. Arabanın sesini tanır, koşarak gelir, kollarıma atlar, yüzümü yalardı. Sadece onun yanında kendimi seviliyor ve değerli hissediyordum.

Kocamdan korkardı — hiç vurmadığı halde. Belki de soğukluğunu hissediyordu. Geceleri, tek başına sokak köpeklerini kovalayarak mahalleyi savunurdu, bir şövalye gibi. Doğum günlerimde bütün aile kemik toplardı — çünkü ilk önce Fındık’ın karnı doyacaktı. Onu herkes tanırdı. Ve herkes severdi.

Sonra bir gün… bir arkadaşımın doğum günündeydim. Eğleniyor, gülüyorduk. Birden telefon çaldı. Titreyen bir ses: “Eve gel… Fındık…”

Her şeyi bıraktım — pastaları, misafirleri, telefonu. Koştum. Eve vardığımda dizlerimin üstüne çöktüm. Fındık apartmanın önünde yatıyordu, kanlar içinde, paramparça olmuştu. Gözünden kırmızı bir damla süzülüyordu, vücudu bez gibiydi… Çığlık attım, ağladım, ne yapacağımı bilemedim. Mahallede veteriner yoktu. Kocam şoktaydı, komşular şaşkındı.

Fındık tepki vermiyordu, sadece ara sıra inliyordu. Birkaç adam onu arka tarafa, daha sakin bir yere götürdü. Ben evde oturdum, ağladım, ilaç içtim, dua ettim. Sabah oraya koştum. Ama o gitmişti.

Komşular dedi ki: “Gece yine o sürü geldi. O gitti… Tek başına ölmek için gitti. Senin onu böyle görmeni istemedi…”

Bayıldım. Ayıltmaya çalıştılar, sonra yatağa düştüm. Ateş, halsizik… Konuşmuyor, yemek yemiyor, dışarı çıkmıyordum. Arkadaşlar, akrabalar aradı. Gülüp geçenler oldu: “Ne var yani, sadece bir köpek!” Ama Fındık sadece bir köpek değildi. O her şeydi.

Üçüncü gün kocam, beklenmedik şekilde ısrar etti: “Hazırlan, seni götüreceğim.” Reddettim ama dinlemedi. “Parka götürür belki,” diye düşündüm.

Yazlığa vardık. Bana sarılıp fısıldadı: “Senin böyle eridiğini görmeye dayanamadım. Seni seviyorum…” Zorla gülümsemeye çalıştım. Ve birden… tanıdık bir havlamayı duydum. Yerimden fırladım. Ve gördüğüm şey — Fındık’tı! Battaniyenin üstünde yatıyordu, zayıf ama hayattaydı! Koşamıyordu bile, sadece başını kaldırıp kuyruğunu salladı…

Meğer o gece kocam onu aramaya gitmiş. Yarı baygın halde bulmuş, buraya getirmiş. Veteriner çağırmış, yaralarını dikmiş, iğneler yapmış. Bana hemen söylememiş, Fındık biraz kendine gelsin diye beklemiş.

Ağladım, güldüm, mutluluktan başım döndü. Ve o an anladım: Kocam beni gerçekten seviyordu. Ve Fındık — hayatta kalmıştı. Çünkü sevgi iyileştirir. Herkesi.

Şimdi bir ev inşa ediyoruz. Henüz duvarlar yok, çatı yok. Ama Fındık’ın kulübesi hazır. Ve bu en önemlisi.

Çünkü onun gibi olanlar, kalpte sonsuza kadar yaşar…

Rate article
Lifequest
Koki’nin Dönüşü: Acıyı Aşan Aşkın Hikayesi