Kader Kapıyı Çalarsa
Pazarlama departman müdürü Eren, bekar ve kendinden emin bir adamdı. Ofise yeni gelen göz alıcı ve cesur Elif’i görür görmez dayanamadı. Henüz masasına bile oturmamıştı ki, ilgisini saklamadan yanına gitti.
“Günaydın, meslektaşım,” dedi, yüzündeki sıcak, neredeyse yakıcı gülümsemesiyle Elif’in bakışlarını üzerinde tutmayı başardı.
“Günaydın,” diye nazik ama kıvılcımlı bir sesle cevap verdi Elif, dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.
“Peki o zaman, işe başlayabilirsiniz. Size her şeyi Deniz Hanım anlatacak, burada yeni gelenlerin elinden tutmak onun işi,” diyerek başını olgun bir kadına doğru çevirdi. “Talimatları dikkatlice okuyun. Haydi bol şans, umarım iyi bir takım oluruz.”
Çoğunluğu kadınlardan oluşan iş arkadaşları, onu uzun uzun süzdüler. Eren çıkınca, Deniz Hanım yanındaki Emel’e eğilip fısıldadı:
“Bizim Eren ne zamandan beri yeni gelenlere böyle incir şekeri dağıtır oldu?” İkisi de göz göze gelip kıkırdadılar.
Elif ilk başlarda temkinliydi. Yeni bir iş, yüzlerce yabancı. Ama utangaç biri değildi. Daha 23 yaşında olmasına rağmen ardında birkaç fırtınalı aşk hikayesi bırakmıştı bile. Üniversitedeyken, kendisinden 20 yaş büyük bir profesörle yaşadığı ilişki dedikodular ailesine ulaşınca son bulmuştu. O ise omuz silkip yola devam etmiş, ardında birkaç kırık kalp bırakmıştı.
Birkaç hafta sonra Eren iş çıkışı onu kordon boyundaki bir kafeye davet etti.
“Neden olmasın? Sonuçta siz benim patronumsunuz, patronlarla iyi geçinmek lazım,” diyerek şeytanî bir gülümsemeyle cevap verdi, adeta meydan okuyor gibiydi.
Sesi o kadar masumdu ki Eren bir an şaka yaptığını düşündü. Ama kalbi sevinçten hızla çarptı. 32 yaşındaydı ve hayatında hiç ciddi bir ilişki olmamıştı. Elif’le her şey çok hızlı ilerledi: buluşmalar, tutku, aşk. Kısa süre sonra tüm ofis bir haberle çalkalandı: Eren ve Elif, iş arkadaşlarını düğünlerine davet ediyordu!
**Sınırda Bir Aile**
Eren, Elif’in her isteğini yerine getirdi, en ufak kaprislerine bile boyun eğdi. Ama Elif bir şart koştu:
“Hiç çocuk yok, Eren. Kendim için yaşamak istiyorum. Hazır olduğumda söylerim. Ama şimdilik ne bebek arabaları ne de uykusuz geceler!”
Eren zamanla her şeyin değişeceğine inanıyordu. Onun fikrini değiştireceğini, çocuksuz bir ailenin mutluluğun yarısı olduğunu anlayacağını umuyordu. Ama aylar geçti, Elif ise hep aynıydı:
“Eren, baştan söylemiştim. Bana baskı yapma. Hazır değilim.”
Bir gün onu banyoda yakaladı. Elif, solgun yüzüyle titreyen ellerinde hamilelik testi tutuyordu.
“Elif… Hamile misin?” diye nefesi kesilerek sordu, inanamıyordu.
Elif sessizce başını salladı, gözleri yaşlarla doldu. Eren sevinçten deliye dönmüş bir halde onu kucağına aldı, ama Elif birden hıçkırarak ağlamaya başladı:
“Doğurmak istemiyorum! Şişman olmak istemiyorum, bu hayatı istemiyorum! Bir şey yap!”
Onu sıkı sıkı sarıldı, gözyaşlarıyla ıslanan yanaklarına öpücükler kondurdu.
“Ağlama, bu bir mucize. Seni çok seviyorum, Elif’im. Bir bebeğimiz olacak!”
Ama Elif kararlıydı. Doktora gidip çocuğu aldırmaya karar verdi. Eren bunu öğrenince kliniğe daldı, tam zamanında yetişti. Onu zorla dışarı çıkardı.
“Elif, yalvarırım, bunu yapma. Çocuğumuz yaşasın. Yanında olacağım, her şeyi ben hallederim,” dedi titreyen bir sesle.
Elif kabul etti ama bir şartı vardı: bezler, alt değiştirmeler, gece uyanmalar—bunlar onun işi değildi. Tüm hamilelik boyunca Eren yanındaydı, her isteğini tahmin ediyordu. Doğum vakti gelince onu hastaneye götürdü. Sağlıklı bir kızları olduğunu görünce rahat bir nefes aldı.
**Terk Edilen Kız**
Mutlu bir şekilde eve döndü, biraz dinlenecekti. Ertesi gün hastaneye geldiğinde ise şok oldu:
“Eşiniz yok. Çıktı gitti, çocuğu bıraktı,” dedi hemşire, katlanmış bir kağıt uzatarak. “İşte notu.”
“Olamaz!” diye haykırdı Eren, inanamıyordu. “Belki bir yere çıkmıştır? Bulun onu!”
Ama Elif yok olmuştu. Telefonlarına cevap vermiyor, numarasını değiştirmişti. Bir buçuk ay sonra aradı:
“Eşyalarımı topla. Kırıl gelecek, alacak. Boşanma davasını sen aç, ben geri dönmeyeceğim.”
Kızlarından tek kelime bile etmedi. Ona ihtiyacı yoktu, tıpkı Eren’e ihtiyacı olmadığı gibi. Böylece Eren, küçük Leyla’ya hem baba hem de anne oldu. Yakındaki bir semtte yaşayan annesi, torununa bakmayı üstlendi.
**Geçmişin Gölgeleri**
Zeynep, telefonun çalmasıyla kendini ekrana attı. Oğlu Ali’nin öğretmeni, Ayşe Hanım arıyordu. Ali ikinci sınıftaydı.
“Zeynep Hanım, hemen okula gelin! Oğlunuz öyle bir şey yaptı ki!” diye bağırdı öğretmen, telefonu kapattı.
Zeynep işten izin alıp koşarak okula gitti, kalbi hızla çarpıyordu.
“Ali bu ne yapmış olabilir? Hep sakin, uslu bir çocuktur. Hiç sorun çıkarmaz,” diye düşündü, adıHemen sınıfa girdiğinde, Ali’nin gözleri kıpkırmızıydı ve yanında duran küçük kız, dudaklarını bükmüş, ona dik dik bakıyordu.




