Rüyada bir kasabada, tepelerin ve çam ormanlarının arasında kaybolmuş, sonbahar rüzgârlarının sokaklarda kuru yaprakları savurduğu bir yerde, hayat hüzünlü bir düzenle akıp gidiyordu. Eski bir dağın eteklerindeki evde, sonbaharın çam kokusu ve dumanla karıştığı bir yerde Aslı yaşardı. Hayatı mükemmel görünüyordu: sevgi dolu kocası Emre, kızları Defne, şehir merkezinde geniş bir daire ve şehir dışında şirin bir ev. Emre, kadınlarını “yıldızlarım” diye çağırır, elinden geldiğince onları şımartırdı. Defne bebekken, Aslı’nın uyuyabilmesi için geceleri onunla Emre ilgilenirdi. Evleri sevgi, kahkaha ve sıcaklıkla doluydu.
**Gölgedeki İdil**
Emre’nin işleri iyi gidiyordu, para sel gibi akıyordu ve Aslı hiçbir şeye ihtiyaç duymuyordu. Emre, onun çalışmasını istemezdi, o da kendini kızına ve eve adaraktan mutlu oluyordu. Parklarda dolaşıyorlar, kıyafetler alıyorlar, evlerini güzelleştiriyorlardı. Ama bazen telefonlar çalarak bu sessizliği bozardı. Anonim sesler fısıldardı: “Kocan senin bildiğin gibi değil. Başka biri var, ona daire tutmuş, her isteğini yerine getiriyor.” Aslı bu düşünceleri kovar, hepsini kıskançlığa bağlardı. Emre bazen gecikir, iş seyahatlerine çıkardı ama döndüğünde Aslı ve Defne’ye o kadar büyük bir sevgi gösterirdi ki şüpheler sabah sisleri gibi dağılırdı.
**Dünyanın Yıkılışı**
Yıllar geçti. Defne on altı yaşına geldiğinde, Aslı’nın hayatı bir kâğıttan kale gibi yıkıldı. Emre bir kazada öldü. Buzlu yolda aracı kaymış, karşıdan gelen bir kamyona çarpmıştı. Ancak en kötüsü, onun iş seyahatinden değil, yakındaki bir şehirdeki metresinden dönerken yolda olduğunu öğrenmekti. İkisi de kurtulamamıştı. Aslı’nın yıllardır reddettiği gerçek, buz gibi bir dalga gibi üzerine çöktü. “İyi niyetliler” haklı çıkmıştı. Emre çift hayat yaşıyordu ve tüm dünyaları bir yalandan ibaretti.
“Nasıl fark edemedim?” diye mırıldandı, boşluğa bakarak. “Bana yalan söyledi, aldatıldı, ben ise her sözüne inandım.”
Emre’nin metresinin çalıştığı firmadaki meslektaşlarının acıyan bakışları kor gibi yakıyordu. Herkes biliyordu, sadece o bilmiyordu. Ruhu acı ve utançla parçalanmıştı.
Noter, vasiyeti okudu. Emre her şeyi Aslı’ya bırakmıştı: işi, daireyi, şehir dışındaki evi, birikimlerini. Defne için ayrı bir hesap vardı – yurtdışında okuması için. Ama para neşe getirmedi. Aslı ne işi ne de lüksü istiyordu. Dünyası griye dönmüş, hayatı boşalmıştı. Yaşamak istemiyordu.
**Kızın İsyanı**
Defne, o nazlı kızı, bir anda yabancıya dönüştü. Her şeyi istiyordu, sanki Aslı onun her kaprisini yerine getirmek zorundaydı.
“Anne, yeni bir telefona ihtiyacım var,” diye diklenmişti Defne. “Eskisi hâlâ kullanılır, deme sakın.”
“Defne, ama Emre sana son modeli daha yeni almıştı—” Aslı ölüm kelimesini söyleyememişti.
“Bana asla hayır diyemezsin!” diye bağırmıştı Defne. “Babam her istediğimi yapardı, sen ise onun işini ele geçirdin ve cimrilik yapıyorsun! O beni seviyordu, sen ise—” Telefonu duvara fırlatıp odasına kapanmıştı.
Aslı kanepenin üzerine çökmüş, gücünün tükendiğini hissetmişti. “Neden böyle?” diye düşündü. “Bizimle gülen o küçük kız nerede?”
**Uyanış**
Aslı bir yıl boyunca bir sisin içinde yaşamıştı. Ama bir gece Emre’yi rüyasında gördü. Gülümsüyordu ama konuşmuyordu. O rüyadan sonra içinde bir şey kıpırdadı. “Onun ihanetiyle kendimi tüketmek istemiyorum,” diye karar verdi. “Emre ile birlikte okuduk, ben de bu işi onun kadar iyi bilirim. Artık yaşamanın zamanı.” Kendine çekidüzen verdi, şık bir saç kesimi yaptırdı, resmi bir takım giydi ve ofise gitti.
Çalışanlar onu şaşkınlık ve fısıltılarla karşılaAslı, ofiste masasının üzerindeki kahvesinden bir yudum alırken, yeni bir hayatın daha henüz başlamak üzere olduğunu hissetti.




