Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Havalar soğudu, kar yağdı. Biraz hüzünlü, biraz da mutlu hissediyorum. Bu sabah kızımız Ayşe, torunumuz Elif’i işe götürürken bana emanet etti. Üstüne kalın bir kazak giydirdim, minik kızımızı sımsıkı sardım, henüz kar yağmış olan parka gittik. Ankara’nın kenar mahallesindeki bu küçük parkta genç anneler, babalar bebekleriyle geziyordu. Onların kahkahaları, ayaklar altında ezilen karın sesine karışıyordu. Elif, temiz havanın etkisiyle hemen uyudu. Ben ise daldım gittim, gençlik günlerimi düşündüm. Tek başıma oğlum Mehmet’i büyüttüğüm o yılları… Öyle derin düşüncelere dalmışım ki, ağlayan bir çocuk sesi duyduğumda irkildim. Acaba Elif mi diye baktım ama torunum huzurla uyuyordu. Biraz ileride, elinde bebek arabasıyla panik içinde bir adam duruyordu. Beni görünce yardım istedi:
“Abla, lütfen yardım edin! Ne yapacağımı bilmiyorum!”
Şaşırdım kaldım.
***
Mehmet ile Seda evlendiğinde onlara şart koşmuştum:
“Artık kendi ayaklarınızın üzerinde durmalısınız. Oğlum, seni tek başıma büyüttüm, okuttum. Şimdi biraz kendim için yaşamak istiyorum. Daha kırk altı yaşındayım. Hem sizin de birbirinize alışmanız lazım. Torun konusunu aceleye getirmeyin!”
“Annen çok kesin konuştu, incindim doğrusu,” diye suratını astı Seda.
“Üzülme canım, annem iyidir. Sadece beni tek başına büyüttü. Geçenlerde arkadaşıyla şaka yapıyorlardı, yeniden genç kızlara döndüklerini, evlenmek istediklerini söylüyorlardı. Hafta sonları danslara gidiyorlar, turlara katılıyorlar. Torunlarla kim ilgilenecek?” diye gülümsedi Mehmet.
“Peki başarılı olabildiler mi?” diye şüpheyle sordu Seda.
“Şimdilik hayır. Danslarda tek bir erkek vardı, o da başkasını seçti. Turlarda ise hep kadınlar! Ama merak etme, annem öyle söylüyor. Torunları olduğunda mutlaka yardım eder,” diyerek eşini kucakladı.
O sırada hala benim evimde kalıyorlardı. İtiraz etmedim ama evde pek bulunmuyordum. Sabah işe gidiyor, akşamları tiyatroya ya da arkadaşlarla buluşmaya koşuyordum. Hafta sonları da dışarıda geçiriyordum. Ev işlerini kendileri hallediyorlardı.
Seda, hamile olduğunu söylediğinde kızacağımı sanmıştı. Ama ben sadece gülümsedim:
“Çabuk karar vermişsiniz demek ki, hayırlısı olsun!”
Kız torun olacağını öğrenince sevindim:
“Hep kız çocuğum olsun isterdim, kısmet olmamıştı. Demek ki şimdi torunumla ödüllendiriliyorum!”
Ama başta Elif’le pek ilgilenmedim, sanki bana yük olacaklar diye korkuyordum. İşten hemen eve dönmüyordum, hafta sonlarımı özgür geçiriyordum.
“İyi ki benim annem babam ara sıra geliyor, Elif’le ilgileniyorlar,” diye üzgün bir sesle anlattı Seda bir akşam, yemek hazırlayamamıştı. Elif bütün gün huysuzlanmıştı, diş çıkarıyordu.
Mehmet, küçüklükten beri ev işlerine alışık olduğu için hemen eşine yardım etmeye başladı:
“Kendimiz istedik değil mi çocuğu?”
“O büyükanne! İyi ki en azından bebek arabasını aldı, ara sıra oynuyor Elif’le. Ama mesela arkadaşım Deniz’in annesi işten çıkar çıkmaz kızını alıyor. Senin annen hiç ‘Ben bakarım’ demedi!” diye söylendi Seda.
“Biz genciz, hallederiz. Annem de işten yorgun geliyor. Hem Deniz’in annesini de fazla yoruyorlar bence,” diye güldü Mehmet. “Annem bizi uyarmıştı zaten!”
Ama bir hafta sonu, sinemaya gitmek için Elif’i parka götürmemi rica ettiler. Planım olmadığı için kabul ettim.
Kalın kazağımı giydim, minik kızımızı iyice sardım. Dışarıda ilk kar yağmış, güneş pırıl pırıl parlıyordu. Yolun karşısındaki parka gittik. Genç anne babalar birbirlerine gülümsüyor, Elif ise temiz havanın etkisiyle derin bir uykuya dalmıştı.
Ben ise dalıp gittim. Mehmet’i tek başıma büyüttüğüm günleri düşündüm. Ailem köyde yaşıyordu, başarısız evliliğim yüzünden bana destek olmuyorlardı. Kocam daha bir yıl dolmadan terk etmişti beni. Gururluydum, her şeyi tek başıma sırtladım. Eski eşim arada bir nafaka yolluyordu ama her kuruşum oğlum içindi. Kendime en ucuz yiyecekleri alıyordum, aç kalmamak yeterdi. Mehmet büyüdükçe işler kolaylaştı. Eve yakın bir işte çalışıyordum, oğlum okuldan sonra ofise gelir, yemeğini yer, ödevlerini yapardı. Öyle geçti günlerim. O yılların etkisiyle hala yemek yemeyi çok severim.
Birden bir çocuk ağlaması düşüncelerimden sıyrıldı. İrkilerek Elif’e baktım ama torunum mışıl mışıl uyuyordu. Biraz ötemde bir adam, içinden feryatlar yükselen bebek arabasını sallıyordu. Beni görünce yalvarır gibi baktı:
“Abla, yardım edin! İlk defa torunumu gezdiriyorum, ne yapacağımı bilmiyorum!”
Şaşkınlıktan donakaldım. Beni genç bir anne sanması gururumu okşadı. Yanına gidince bebeğin emziğini düşürdüğünü fark ettim. Yerine koyunca çocuk sustu.
“Çok teşekkür ederim! Yakınlarda oturuyorlar, ben de uzak değilim ama panikledim,” diye mahcup mahcup gülümsedi adam. “Sizin kızınız mı?”
“Torunum”Artık her sabah parkta buluşuyoruz, hem torunlarımız oynasın diye hem de biz sohbet edelim diye.”




