Mutfakta kızarmış köftelerin kokusu varken kapı çaldı. Elif, önlüğünü bile çıkarmadan kapıyı açtığında karşısında genç bir kurye duruyordu.
— İyi günler! Paketiniz, — diyerek neşeli bir tonla uzattı.
— Hangi paket? Ben bir şey sipariş etmedim ki, — şaşırdı Elif.
— Onuncu kat, doğru mu? — diye sordu kurye.
— Evet.
— O zaman her şey yolunda.
Elif tereddütle imzasını attı ve büyük bir kutu aldı. Kutuyu açtığı anda kanı dondu. İçinde bir cenaze çelengi vardı. Süs değil, gerçek bir çelenk… Üzerinde siyah bir kurdele ve onun adı yazıyordu: “Huzur içinde uyu, Elif.”
Gönderen belli değildi. Sessiz bir mesaj…
— Bir insan nefret etse bile evine çelenk gönderir mi? — titreyen bir sesle mırıldandı sonra.
Kocası, Emre, umursamadı:
— Annemin yaptığını nereden çıkardın? O seni sever!
— Sever mi? Benim adımı bile ağzına almaz! — acıyla hatırlattı Elif.
Gerçekten de kayınvalidesi ondan hiç hoşlanmamıştı: boyu “metre beş santim”, resepsiyon memurluğu, sade kıyafetleri… Elif elinden geleni yapmış, kendi elbiselerini dikmiş, kibarlık göstermişti ama karşılığı hep hor görme ve iğneleyici sözler olmuştu.
— Şu zavallıya bak, — diye fısıldardı oğluna Gülten Hanım. — İki lafı bir araya getiremiyor bile!
Emre ise susardı, her şey yolundaymış gibi davranırdı. Ama bu suskunluk onaylamaktan farksızdı. Annesi her geçen gün daha fazla ileri gidiyordu… Hem de onların evinde yaşadıkları halde.
Elif bir gün evi kiraya verip, kayınvalidesine uygun bir yer tutmayı önerdi. Ama Gülten Hanım tüm seçenekleri reddetti. Bağırarak, sitem ederek, ağlayarak… Emre ise çayını içiyor, susuyordu.
Çelengin işe yaramaması üzerine sıradaki hamle geldi. Emre, dolapta erkek külotları buldu.
— Bunu nasıl açıklayacaksın? — diye sıktı dişlerini, bulduğu şeyi göstererek.
— Sen hiç garipsemedin mi? Ben oraya nasıl yetişebilirim? Sandalyeyle bile zor erişilir oraya!
Ev anahtarı kayınvalidedeydi. Her şey anlaşılmıştı. Ama Emre yine sustu.
Sonraki “hediye” bir kova yaban mersiniydi. Kayınvalidesi gülümseyerek uzattı:
— Vitamin! Gelinin için!
Ertesi sabah Elif, kovanın içinde… buzdolabında donmuş, ama hayatta olan bir yılan buldu. Neyse ki kocası yanındaydı. Tabii ki inanmadı: “Kendisi girmiştir, böyle şeyler olur.”
Daha sonra yatağın altında iğnelenmiş bir bebek buldu. Artık durum ucuz bir gerilim filmi gibiydi. Yine de dayandı. Çünkü seviyordu. Çünkü arkasındaki erkeğin bir koruyucu olduğuna inanmıştı; annesinin oğlu değil.
Son damla tesadüfen geldi. Elif işten erken dönmüştü ve kocasını başka bir kadınla yakaladı. Kendi evinde.
Dışarı attı. Hızlıca. Sertçe. Çorap gibi, dedikleri gibi.
Emre savunmaya geçti:
— O kendisi geldi! Ben bir şey planlamadım!
Ama Elif artık inanmıyordu. Üstelik “misafir”, kayınvalidesinin arkadaşının yeğeni çıkmıştı. Her şey çok açıktı.
Üç yıl dayanmıştı. Kimileri üç ay bile dayanamazdı. Ama o umut etmişti.
Emre’ye gelince? Annesine döndü. Nereye gidecekti ki?
Ama orada da bir sürpriz vardı. Annesinin bir aşkı çıkmıştı. Son aşk, ilkinden daha şiddetliymiş meğer. Hem de kendi evinde değil, sevgilisinin dairesinde. Gülten Hanım, aşk uğruna evsiz kalmıştı.
Kaderin cilvesi mi?
Ders? İsteklerinizi dikkatli seçin. Bazen gerçekleşirler. Ama umduğunuz gibi değil…




