Kış Parkının Şarkısı: Hayatın Yeni Bir Sayfası
Sevim Hanım kalın paltosunu giydi, minicik torunu Elif’i iyice sarıp sarmaladı ve onunla birlikte İzmir’in karla kaplı bir kenar mahallesindeki parka doğru yola koyuldu. Parkta bebek arabalarıyla gezen genç ebeveynlerin kahkahaları ve konuşmaları, ayaklar altında ezilen karların hışırtısına karışıyordu. Battaniyeye iyice sarılmış Elif, temiz havada uykuya dalmakta gecikmedi. Sevim Hanım, gençlik günlerine, oğlu Deniz’i tek başına büyüttüğü o zorlu yıllara daldı. Öyle derin düşüncelere dalmıştı ki, bir bebeğin ağlama sesini ilk başta fark etmedi. Önce Elif’in ağladığını sandı, ama torunu huzurla uyuyordu. Biraz ötede, panik halinde etrafına bakınan bir adam, bebek arabasını sallıyordu. Sevim Hanım’ı görünce yalvarır gibi:
“Hanımefendi, yardım edin! Ne yapacağımı bilmiyorum!”
Sevim şaşkınlıkla donakaldı.
***
Deniz ve Sibel evlendiğinde, kayınvalidesi hemen şartını koşmuştu:
“Artık kendi başınızın çaresine bakacaksınız. Seni büyüttüm, okuttum oğlum. Ben de biraz kendim için yaşamak istiyorum, daha kırk altı yaşındayım. Üstelik sizin de birbirinize alışmanız lazım. O yüzden torun işini çok abartmayın!”
“Senin annen ne iddialı konuştu, içim acıdı,” diye suratını astı Sibel.
“Üzülme canım, annem iyidir. Sadece beni tek başına büyüttü,” diye gülümsedi Deniz. “Geçenlerde arkadaşlarıyla şaka yapıyordu, ‘Yeniden genç kız gibi hissediyoruz, evlenmek istiyoruz,’ diye. Hafta sonları danslara gidiyorlar, eş arıyorlar. Turlara katılıyorlar, tatillere çıkıyorlar. Torunlarla kim ilgilenecek?”
“Peki, başarılı oldular mı?” diye şüpheyle sordu Sibel.
“Şimdilik pek bir şey yok. Danslarda tek erkek vardı, o da başkasını seçti. Artık gitmiyorlar. Turlarsa kadın kaynıyor! Ama endişelenme, annem öyle söylüyor. Torunlar olunca elbet yardım eder,” diyerek eşini kucakladı Deniz.
O sırada Sevim Hanım’ın evinde kalıyorlardı. O itiraz etmiyordu ama evde neredeyse hiç bulunmuyordu. Sabah işe gidiyor, akşamları ya tiyatroya ya da arkadaşlarıyla buluşmaya koşturuyordu. Hafta sonları da ortadan kayboluyordu. Genç çift kendi işlerini kendileri halletmeye alışmıştı.
Sibel, hamile olduğunu öğrendiğinde kayınvalidesinin kızacağından endişeleniyordu. Ama Sevim Hanım sadece gülümsedi:
“Vay canına, çabuk davrandınız! Madem kararınızı verdiniz, hayırlısı olsun!”
Kız torun olacağını öğrenince daha da sevindi:
“Ben hep bir kızım olsun isterdim ama olmadı. Demek ki şimdi kız torunum olacak!”
Tabii ilk başlarda Sevim Hanım, Elif’in bakımına pek karışmadı, sanki kendini sorumlu hissetmekten korkuyor gibiydi. İşten erken çıkmıyor, hafta sonlarını özgürce geçiriyordu.
“İyi ki benim annem babam ara sıra geliyor, Elif’le ilgileniyor,” diye iç çekti bir gün Sibel, akşam yemeğini hazırlayamadığı için. Elif bütün gün huysuzlanmıştı, diş çıkarıyordu.
Deniz, annesi tarafından küçük yaştan itibaren ev işlerine alıştırıldığı için hemen eşine yardım etmeye ve onu teselli etmeye başladı:
“Canım, çocuk istememiş miydik biz?”
“O bir büyükanne! İyi ki en azından bebek arabasını aldı, arada bir Elif’le oynuyor. Ama mesela benim arkadaşım Aslı’nın annesi işten çıkar çıkmaz kızını alıyor. Senin annem hiç ‘Ben bakarım,’ demedi bile!” diye küstü Sibel.
“Biz genciz, hallederiz. Annem de işte yoruluyor. Hem senin Aslı’nın annesini de çok yoruyorlar bence,” diye güldü Deniz. “Annem bizi uyarmıştı zaten!”
Ama sonunda bir hafta sonu, sinemaya gidebilmek için Sevim Hanım’dan Elif’le parkta biraz vakit geçirmesini rica ettiler. O gün başka planı olmayan kayınvalidesi kabul etti.
Sevim Hanım paltosunu giydi, minik kızı iyice sardı – dışarıda ilk kar yağmıştı ama güneş pırıl pırıldı, güzel bir yürüyüş vaat ediyordu. Park karşıdaydı ve kısa sürede karlı yollarda yürümeye başladılar. Bebek arabalarıyla gezen genç anneler ve babalar birbirlerine gülümsüyor, Elif ise temiz havanın etkisiyle mışıl mışıl uyuyordu.
Sevim Hanım, geçmişe dalıp gitti. Deniz’i tek başına büyütmüştü. Ailesi köyde yaşıyordu ve onu başarısız evliliği yüzünden hep eleştiriyordu. Kocası, bir yıl dolmadan terk etmişti onu. O ise gururluydu, her şeyi tek başına sırtlamıştı. Eski kocası arada bir nafaka gönderiyordu ama eline geçen her kuruş oğluna gidiyordu. Kendi yemeği hep en ucuz şeylerden olurdu, aç kalmamak yetiyordu. Deniz büyüdükçe işler kolaylaşmıştı. Evine yakın bir işte çalışıyor, oğlu okuldan sonra ofisine gelip yemeğini yiyor, derslerini yapıyordu. Böyle idare ettiler. Sevim Hanım hâlâ lezzetli yemeklere düşkündü – o aç yılların izleriydi.
Aniden bir bebek ağlaması onu düşüncelerinden çekip çıkardı. İrkilerek Elif’in uyandığını sandı ama torunu hâlâ uyuyordu. Biraz ötede bir adam, içinden feryatlar yükselen bebek arabasını çaresizce sallıyordu. Sevim Hanım’ı görünce:
“Sevim Hanım gülümseyerek bebek arabasına yaklaştı ve “Belki de torunlar bize ikinci bir şans vermiştir,” diye düşündü.




