Kocamın ve annesinin İstanbul’un tarihi Fatih semtindeki eski bir binada dört odalı büyük bir dairesi var. Annesiyle birlikte, ablası Halime Teyze de kalıyor; ikisi de uzun zamandır dul. Tavanları yüksek, pencereleri geniş, ahşap parkeleri ayak altında gıcırdayan bu ferah daire, geçen yüzyılın başında inşa edilmiş. Tavandaki süslemeler, ağır ahşap kapılar, döküm radyatörlerle eski İstanbul’un o büyülü havasını taşıyor. Güzel görünse de dairenin tadilata ihtiyacı var: eski tesisat, kimi yerde sorunlu elektrik, kışın yetersiz ısınma yüzünden odalar soğuk oluyor.
Biz, kocamla birlikte Anadolu Yakası’nda küçük bir apartmanda yaşıyoruz. Kendi hayatımız, işlerimiz ve planlarımız var ama kayınvalidem sık sık bizi davet ediyor, özellikle bayramlarda. Misafirperverliğiyle ünlü, sofrayı şenlendirmekten hoşlanıyor: mercimek çorbası, mantı, köfte, zeytinyağlılar… Her şey en güzel geleneklere göre. Halime Teyze ise sessiz, ama mutfakta ona yardım ediyor. İkisi birbirini tamamlıyor: biri neşe kaynağı, diğeri sakin ve mantıklı.
Ancak bir sorun var ki beni endişelendiriyor. Kayınvalidem ve Halime Teyze yetmişlerini geçtiler. Şimdilik idare ediyorlar ama işler zorlaşıyor. Bu kadar büyük bir daireyi temizlemek bir işkence, market alışverişiyse maceraya dönüşüyor. Kocam bazen tamiratla ilgileniyor ya da onları yazlığa götürüyor ama her zaman yanlarında olamıyoruz. Bir temizlikçi tutmayı önerdim ama kayınvalidem kesinlikle reddetti: “Kendi işimizi kendimiz görürüz, eve yabancı sokmayız!”
Geçenlerde binalarının kapsamlı bir tadilata gireceğini öğrendim. Bu hem iyi, hem kötü. İyi çünkü bina gerçekten yenilenmeye muhtaç: asansör ayda bir bozuluyor, çatı akıyor, cephesi yıpranmış. Kötü çünkü tadilat sırasında taşınmaları gerekebilir. Peki nereye? Başka evleri yok, bizim küçük dairemizse onlara yetmez. Kocam yakında bir kiralık bulmayı önerdi ama kayınvalidemin taşınma fikrinden bile nasıl gerildiğini görüyorum. Onun için bu ev, sadece dört duvar değil; anılar, tarih ve bütün bir hayat demek.
Çözüm arıyorum. Belki bu daireyi satıp daha küçük, modern bir daire almalarını teklif edebilirim; eski borular ve soğuk kışlar derdi olmaz. Ama kayınvalidemin asla kabul etmeyeceğini biliyorum: “Bu ev bize aileden kaldı, çocuklarımız burada büyüdü, ben de burada kalmak istiyorum,” diyor. Halime Teyze sessizce onaylıyor.
Bazen, belki de bizim onlara taşınmamız gerektiğini düşünüyorum. Yer yeter de artar bile. Ama o zaman kendi yaşam tarzımızdan vazgeçmek zorunda kalacağız: bağımsızlığıma, düzenimi istediğim gibi kurduğum sıcak yuvama alışkınım. Üstelik hep birlikte nasıl geçineceğimiz de belirsiz—farklı kuşaklar, farklı alışkanlıklar. Kocam şimdilik meseleyi geçiştiriyor: “Acele etmeyelim, bir yolunu buluruz,” diyor. Ama biliyorum ki bir gün bu konu kaçınılmaz olarak önümüze çıkacak.
Şimdilik onları daha sık ziyaret edip küçük yardımlarla yetiniyoruz. Kayınvalideme pratik bir elektrikli su ısıtıcısı aldım, gazla uğraşmasın diye. Halime Teyze’ye de pencerenin yanında oturup kitap okurken üstüne örtsün diye sıcak bir battaniye hediye ettim. Ama bunların geçici çözümler olduğunu biliyorum. Ev meselesini, konforlarını ve güvenliklerini düşünmemiz gerekiyor. Belki okuyanlar bir öneri sunar? Onların isteklerine saygıyla, sağlıklarını düşünerek dengeyi nasıl kurabiliriz? Benzer durumları yaşayan varsa, tecrübelerini paylaşabilir mi?




