Fakir Bir Ailenin Çocuğuyum Ama Bizde Böyle Şeyler Görülmezdi!

Bugün, sevgilimin ailesini ziyarete gittiğimde yaşadığım şeyleri anlatmak istiyorum. Küçük bir aileden geliyorum ama bizim evde böyle şeyler yoktu! Hepimiz ayrı tabaklardan yeriz, bulaşıkları sırayla yıkarız ve geçenlerde annemle babam sonunda bir bulaşık makinesi aldı. Bu yüzden sevgilimin ailesinde gördüklerim karşısında şok oldum.

Sevgilim, adına Selim diyelim, beni ailesiyle tanışmaya davet etti. Küçük bir kasabada, bahçeli şirin bir evde yaşıyorlardı. Birkaç aydır birlikteydik ve ciddi olduğunu düşünüyordum. Annesi—adına Leyla Hanım diyelim—beni sıcak karşıladı: gülümsedi, sohbet etti, çay ve ev yapımı börek ikram etti. Babası, Mehmet Bey, de son derece cana yakın bir insandı—şakalar yapıyor, gençliğinden hikâyeler anlatıyordu. İlk izlenim harikaydı.

Ama sonra akşam yemeği vakti geldi ve işler değişti. Masaya oturduğumuzda gördüğüm şey tek bir büyük tencerede patates, bir kâse salata ve derin bir tabaktı. Başlangıçta bunun ortak bir servis tabağı olduğunu sandım ama öyle değildi. Leyla Hanım tabağa patates ve et koydu, üstüne salata ekledi ve… yemeye başladı. Sonra tabağı Mehmet Bey’e uzattı. O da aynı tabaktan yedi. Ardından Selim aldı, sonra sıra bana geldi. Donup kalmıştım. Bizim evde herkes kendi tabağından yerdi, böyle bir şeyle hiç karşılaşmamıştım.

Şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım ama sanırım yüzümden okunuyordu. Selim, “Bizde böyle alışılmış, merak etme,” diye fısıldadı. Ama nasıl merak etmezdim ki? Azıcık yemek alıp, o tabağın herkesin elinden geçtiğini düşünmemeye çalıştım. Leyla Hanım, rahatsız olduğumu fark edip, “Biz böyle alışmışız, hem su ve zaman tasarrufu oluyor,” dedi. Kibarca güldüm ama kafamda tek bir soru vardı: Nasıl böyle yaşanabilir?

Yemekten sonra belki bunun bir kerelik bir şey olduğunu düşündüm ama öyle değildi. Bulaşıkları yıkama zamanı geldiğinde, hiçbir şeyin doğru düzgün yıkanmadığını gördüm. Leyla Hanım aynı tabağı çalkalayıp rafa koydu. Tencere ve kâse de öylece duruyordu. Yardım teklif ettim ama “Misafir bulaşık yıkamaz,” diye nazikçe reddettiler. İyi niyetliydiler ama keşke kendim yıkayabilseydim.

Ertesi gün bir başka tuhaflık daha öğrendim. Sabah Mehmet Bey kahvaltı yaparken yumurta kırdı ve kabukları… mutfağın köşesindeki küçük bir çöp yığınına attı. “Sonra toplarız, önemli değil,” dediğinde kulaklarıma inanamadım. Ama kimse toplamadı! O çöp yığını büyüdü: sebze artıkları, süt poşetleri, kullanılmış peçeteler… Leyla Hanım, “Biz haftada bir topluyoruz, her gün vakit kaybetmiyoruz,” diye açıkladı. Şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Bizim evde çöp her gün çıkardı, mutfak her zaman pırıl pırıldı.

Selim, durumumu görünce, “Biz böyle alışığız, normal geliyor bize,” dedi. Ama nasıl normal olabilirdi bu? Tek bir tabaktan yemek, mutfakta çöp biriktirmek… Yargılamamaya çalıştım, sonuçta onların evi, onların kuralları. Ama içimde bir ses, “Bu nasıl bir düzen?” diye bağırıyordu.

Birkaç gün sonra eve döndüğümde rahat bir nefes aldım. İlk iş bulaşık makinemize sarıldım ve kendi tabağımdan yemek yedim. Selim’le görüşmeye devam ettik ama artık ailesinin evinde uzun süre kalmamaya karar verdim. O da bu durumu anlayışla karşıladı, hatta bazen kendisinin bile bu alışkanlıklardan utandığını itiraf etti.

Bu olay, insanların ne kadar farklı yaşayabildiğini gösterdi bana. Yanlış olduklarını söylemiyorum, ama bu tarz bana göre değil. Artık Selim’le geleceği konuşurken netim: Herkesin ayrı tabağı olacak, çöp her gün çıkacak ve bulaşık makinesi lüks değil, zorunluluk olacak. Ve biliyor musunuz, o da bana katılıyor.

Bu ziyaret bana şunu öğretti: Kimsenin hayat tarzını yargılamamak gerek, ama kendi sınırlarını da bilmek lazım.

Rate article
Lifequest
Fakir Bir Ailenin Çocuğuyum Ama Bizde Böyle Şeyler Görülmezdi!