Bu Benim Düğün Hediyem mi?!” diye Haykırdım, Bunu Görünce

“Bu da ne, benim size düğün hediyem mi?!” şaşkınlıkla haykırdım, damadım ve gelinimi evlerinde ziyaret ettiğimde. Düğünlerinden bir yıl sonra ilk kez onları görmeye gitmiştim ve hediyemin bulunduğu durumu görünce gözlerime inanamadım. Bu hikâye, genç çifti mutlu etmek isterken aslında bana unutulmaz bir ders veren bir sürprizle başlamıştı.

Yürekten bir düğün hediyesi
Oğlum Emre evleneceğini açıkladığında, dünyalar benim olmuştu. Gelin adayı Ayşe, ilk görüşte kalbimi fethetmişti: tatlı, ev işlerinde becerikli ve güzel gözleri vardı. Onlara özel bir hediye almak istedim. Çok param yoktu—ömrümü öğretmenlik yaparak geçirmiş, emekli maaşım da mütevazıydı. Ama onlara aile hayatlarında işlerine yarayacak anlamlı bir hediye vermek istiyordum.

Uzun düşünceler sonunda genç çifte çamaşır makinesi almaya karar verdim. Sıradan bir makine değildi bu; en yeni model, fonksiyon dolu, ekonomik ve beş yıl garanti süresi olan bir makineydi. Yıllarca biriktirdiğim paralarla kendime alacaktım ama gençlerin daha çok ihtiyacı olduğunu düşündüm. Düğünde onlara makinenin belgelerini ve anahtarını verdim (makine evlerine önceden teslim edilmişti). Emre ve Ayşe çok mutlu oldular, beni sıkı sıkı sarılıp teşekkür ettiler. Böyle bir mutluluğa vesile olduğum için yüreğim huzur doluydu.

Bir yıl sonraki ziyaret
Düğünden sonra oğlum ve gelinimle pek sık görüşemedik. Başka bir şehirde yaşıyorlardı, yaklaşık üç saat uzaklıktaydılar. Kendi hayatları, işleri vardı ve ben de fazla müdahaleci olmak istemedim. Telefonlaşır, bayramlarda beni ziyaret ederlerdi ama düğünden beri evlerine gitmemiştim. Derken, bir yıl sonra onları görmeye karar verdim. Emre çok sevindiğini söyleyince, ev yapımı börekler ve reçellerle yola koyuldum.

Evlerine girdiğimde her yer tertemiz ve derli topluydu: pencerelerde çiçekler, mis gibi bir hava… Sonra banyoya girdim ve donakaldım. Benim hediye ettiğim çamaşır makinesi köşede toz içinde, üzeri çiziklerle duruyordu. Yanında ise yepyeni, parıl parıl başka bir makine vardı. Ayşe’ye sordum: “Benim aldığım makineye ne oldu?” Biraz duraksadı, sonra “Aa, o biraz gürültülüydü ve kullanışlı değildi. Yenisini aldık, bunu da… şimdilik burada tutuyoruz,” dedi.

Tepkim ve konuşma
Şok olmuştum. “Bu da ne, benim size düğün hediyem mi?!” diye patladım. Yıllarca biriktirip aldığım hediyeye bu kadar kayıtsız kalmalarına inanamıyordum. Emre ortamı yumuşatmaya çalıştı: “Anne, üzülme, sadece daha modern bir şey istedik. Seninkini ara sıra kullanıyoruz.” Ama makinenin kullanılmadığı, atıl durduğu belliydi.

Sakin konuşmaya çalıştım ama içimde fırtınalar kopuyordu. Bu hediyenin sıradan bir eşya değil, yürekten verilmiş bir armağan olduğunu, almak için çok şeyden feragat ettiğimi anlattım. Ayşe, beni kırmak istemediklerini, yenisinin daha pratik olduğunu söyledi. Emre de makineyi yazlığa götürmeyi planladıklarını ekledi. Yazlığa! Sanki eski bir hurdaymış gibi!

Anladığım şey
Eve dönerken yüreğim buruktu. Bir yandan, onların hayatı olduğunu ve hediye üzerinde diledikleri gibi tasarruf edebileceklerini biliyordum. Öte yandan, emeğimin kıymetinin bilinmemesi canımı acıtmıştı. Sonsuz minnet beklemiyordum ama en azından benim için değerli olan şeye saygı duyabilirlerdi.

Şimdi ilişkileri bozmamak için bu konuyu açmıyorum. Emre ve Ayşe yine arar, bayramlarda gelirler. Ama kendime bir söz verdim: artık bu kadar kıymetli hediyeler vermeyeceğim. Biriktirdiğim parayı kendime, mesela yıllardır hayalini kurduğum bir sahil gezisine harcayacağım.

Bu hikâyeden çıkardığım ders şu oldu: Sevdiklerimize değer verirken, kendimizi de unutmamalıyız. Bazen en büyük iyilik, kendi mutluluğumuzu ertelememektir.

Rate article
Lifequest
Bu Benim Düğün Hediyem mi?!” diye Haykırdım, Bunu Görünce