Sonunda mutluluk onu buldu
Leyla, Emre ile evlendiğinde, yeni eşinin kötü bir alışkanlığın esiri olacağını hayal bile edemezdi. İlişkileri hızla ilerlemişti; Emre neşeli, cana yakın ve kararlıydı. Evlenme teklifini de bir partide, hafifçe sarhoşken yaptı.
“Leylacım, benimle evlenir misin?” diye güldü, üzerine sinmiş alkol kokusuyla eğilerek.
“Ne oldu, içtin mi? Şu halde mi evlenme teklif ediyorsun?” diye şaşırdı Leyla, ama sesinde gerçek bir kızgınlık yoktu. O da bir an önce evlenmek istiyordu, neredeyse tüm arkadaşları evliydi.
“Ne var bunda? Sevinince içilir. Hadi, uzatma, ‘evet’ de artık!” diye ısrar etti kocaman bir gülümsemeyle.
Leyla kabul etti. Tek bir şartı vardı: sadece özel günlerde içecekti. Emre hiç düşünmeden başını salladı: “Tabii, öyle olsun!”
Leyla o zamanlar Emre’nin babasının da ömür boyu içkiye düşkün olduğunu bilmiyordu. Bu zafiyet, bir zincir gibi oğluna da geçmişti. Annesi, Ayşe Hanım, eşinin oğluna kadeh uzattığı her seferinde kavga çıkarırdı.
“Kendini mahvettin, şimdi de oğlunu mu mahvedeceksin?” diye bağırır, fakat cevap hep aynı kahkahaydı: “Alışsın, erkek çocuk bu!”
Evlendikten sonra çift, Leyla’nın İzmir’in banliyösündeki, büyükannesinden kalan evine yerleşti. Başlangıçta her şey yolundaydı. Emre çalışıyordu, ama sık sık eve içkili geliyordu. Her seferinde bir bahanesi hazırdı:
“Ne yapayım, bugün Murat’ın oğlu doğdu! İçmez miyim? Ya da Ali’nin doğum günü. Ya da inşaattaki patron ikram etti. Saygısızlık olmaz!”
Leyla, oğlu Deniz’i dünyaya getirdi. Ama Emre içmeye devam etti. Çocukla hiç ilgilenmedi.
“Neden yanına bile gitmiyorsun? Bu senin oğlun!” diye tepki gösterdi Leyla.
“Sen istemiyorsun ki sarhoş halimle yanına gideyim,” diye savuşturdu umursamazca.
“Öyleyse içme! Sana kaç kez söyledim…”
Yıllar geçti. Sekiz yıl. Emre gittikçe daha fazla içiyor, işten atılıyor, bir yerden bir yere savruluyordu. Leyla her şeyi tek başına taşıyordu: evi, oğlunu, hayatı. Tek ışık kaynağı, kayınvalidesiydi. Anlıyor, destek oluyor, torunu için para ve kıyafet yardımı yapıyordu.
“Leyla altın gibi bir kız. Keşke oğlumun biraz olsun vicdanı olsaydı…” diye iç geçirirdi kız kardeşine.
Deniz on yaşına geldiğinde, Leyla artık böyle devam edemeyeceğini anladı. Kocası bir insan gölgesine dönüşmüştü. Eskiden çekici olan yüzü, kavgalarda dökülen dişleri, seyrelmiş saçları ve donuk bakışlarıyla tanınmaz hale gelmişti.
“Boşan ondan,” diyorlardı iş arkadaşları. “Leyla, daha ne kadar dayanacaksın?”
Ama o hep erteliyordu. Yüreği fazla yumuşaktı; sokak hayvanlarına, insanlara, hatta kocasına bile acıyordu.
Ta ki gerçek bir sebep ortaya çıkana kadar. Leyla yeni birine âşık oldu. Adı Barış’tı.
Ofise birkaç ay önce katılmıştı. Uzun boylu, mavi gözlü, samimi gülümsemesiyle herkesi etkilemişti. En kıvrak dilli kadınlar bile ona yakınlaşmaya çalışıyor, ama o kibarca geri çeviriyordu.
Barış boşanmış, Kayseri’den taşınmış ve babasıyla yaşıyordu. Ofisteki dedikodulara hiç kulak asmıyordu.
Leyla ise yıllar sonra ilk kez kalbinin yeniden canlandığını hissetti. Uzun süre kimseye, hatta kendine bile bir şey söylemedi.
Boşanma kararını hem kayınvalidesine hem de kocasına bildirdiğinde, Emre tepki bile vermedi. Çantasını aldı ve annesinin evine gitti.
Leyla ise adeta yeniden doğmuş gibiydi.
Bir gün iş çıkışı, Barış onu çağırdı:
“Leyla, biraz vaktin var mı? Seni akşam yemeğine davet etmek istiyorum…”
Yanakları kızardı, ama başını salladı.
Bir kafede oturdular. Önce hayattan, işten, aileden konuştular. Sonra Barış şöyle dedi:
“Boşandığını öğrendim. Ve… affedersin, ama ilk gördüğümde anladım ki sen benimsin.”
Leyla şaşırdı. Tam da duymak istediği sözlerdi bunlar.
“Ben hiç fark etmemiştim…” diye mırıldandı.
“Ben ise hissettiklerini tahmin ediyordum,” diye gülümsedi Barış. “Sadece söylemeye cesaret edip edemeyeceğimi bilemedim.”
O günden sonra görüşmeye başladılar. İş yerindeki dedikodular umurlarında bile değildi. Çünkü artık Leyla’nın kalbi huzurla doluydu.
Eski kocası karışmıyordu, ama kayınvalidesi Ayşe Hanım torununu görmeye ve gelinini desteklemeye devam ediyordu. Oğlunun neden kovulduğunu biliyor, Leyla’yı suçlamıyordu.
Bir cumartesi, Leyla ona Barış’ın evlenme teklifini anlattı. Barış ona bir yüzük vermiş, her şey resmiyete dökülmüştü.
“Ayşe Hanım, Barış… bana evlenme teklif etti. Kabul ettim.”
Kadın birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra aniden ona sarıldı.
“Sonunda! Leylacığım, sen mutluluğu hak ettin. Umarım her şey gönlünce olur.”
Leyla kulaklarına inanamadı. Kınama beklerken, sıcak bir kucak ve onay bulmuştu.
“Düğününüze yardım edeceğim. Her şeyin güzel olmasını istiyorum. Ve Deniz de bilsin ki artık yanında gerçek bir erkek var.”
O günden sonra aralarındaki bağ daha da güçlendi. Leyla sadeBarış ile evlendiklerinde, Leyla hayatının en güzel hatasının aslında doğru bir seçim olduğunu anladı.




