“Onlar senin yanında kalsınlar! Sen onu böyle yetiştirdin zaten!” diye bağırıyordu telefonun diğer ucunda eski eşim, Emre. Sesindeki öfkeyle titriyordu, ben ise telefonu kulağıma yapıştırmış, içimin nasıl da daraldığını hissediyordum. Konu oğlumuz, Deniz, ve onun kız arkadaşıydı, birlikte yaşamaya karar vermişlerdi. Ama bu konuşma sadece Deniz’i değil, geçmişte yaptığımız hataların ailemizi nasıl etkilediğini de düşündürdü bana.
Emre’yle on yıl önce boşanmıştık. Deniz o zamanlar on beş yaşındaydı ve ayrılığımız ona çok ağır geldi. Bazen beni, bazen babasını suçluyor, bazen de içine kapanıyordu. Ben hem annesi hem de arkadaşı olmaya çalıştım: derslerine yardım ettim, arkadaşlarıyla ilgili hikayelerini dinledim, antrenmanlarına götürdüm. Emre ise boşandıktan sonra uzak durdu. Nafaka ödüyor, bazen onu hafta sonları alıyordu ama aralarında bir yakınlık yoktu. Oğlumun babasını özlediğini görüyordum, ama Emre hep meşguldü: yeni işi, yeni ailesi… Yargılamıyordum, ama içim Deniz için acıyordu.
Şimdi Deniz yirmi beş yaşında. Büyüdü, üniversiteyi bitirdi, bir IT şirketinde çalışıyor. Altı ay önce bana kız arkadaşı İrem’le tanıştırdı. Tatlı bir kızdı, tasarımcı olarak çalışıyor, her zaman nazik ve güleryüzlü. Deniz ve İrem birlikte yaşamaya karar verdiler, ben de onlar için sevindim. Ama henüz kendi evleri olmadığı için bende kalmak istediler. İki odalı dairem saray değil elbette, ama yer vardı. Yatak odamı onlara verdim, ben de salondaki kanepede yatmaya başladım. Geçici bir süre kalacaklarını, birikim yapıp kiralık ev bulana kadar diye düşünmüştüm.
Her şey yolunda gidiyordu. İrem ev işlerine yardım ediyor, Deniz alışveriş yapıyordu, bazen beni de yemeğe davet ediyorlardı. Ama birkaç ay sonra Deniz’in daha sinirli olduğunu fark ettim. İrem’e küçük şeyler için ters cevaplar veriyor, bir keresinde para yüzünden tartıştıklarını duydum. Karışmamaya çalıştım—artık yetişkinlerdi, kendi işlerini hallederlerdi. Sonra Emre aradı. Öfkeliydi: “Oğlunun bana tamirat konusunda yardım etmeyi reddettiğini biliyor musun? Kendi planları var dedi! Üstelik şu İrem de hiç saygılı değil!”
Şaşırdım. Deniz hiç bahsetmemişti babasının bir yardım istediğinden. Meğer Emre, oğlundan yazlık evinin çatısını tamir etmek için gelmesini istemiş. Deniz ise işlerinin yoğun olduğunu söyleyerek reddetmiş. İrem ise Emre’nin dediğine göre “kendini fazla önemsiyordu”. Onu sakinleştirmeye çalıştım: “Emre, onlar genç, kendi hayatları var. Belki sen biraz fazla üstlerine geliyorsun?” Ama patladı: “Sen onu şımarttın! Annesinin kuzusu olarak büyüttün, şimdi de babasına saygısı yok! Madem sen bu kadar iyisin, bırak yanında kalsınlar!”
Sözleri beni incitti. Ben mi yetiştirdim? Deniz’in babaya ihtiyacı olduğunda o neredeydi? Ergenlik dönemini, kavgaları, gözyaşlarını tek başıma sırtladım. Ama belki de Emre haklıydı? Belki Deniz’e fazla koruyucu davrandım, şimdi de bencil biri oldu? Aklıma geldi, her istediğini alışım, onu sorunlardan koruyuşum… Belki gerçekten de fazla bağımlı yetiştirdim onu.
Deniz’le konuşmaya karar verdim. İrem arkadaşlarına gittiğinde yavaşça sordum: “Deniz, babanla aranızda ne oldu? Senden yardım istediğini söyledi.” Oğlum kaşlarını çattı: “Anne, her şeyi bırakıp yazlığa gitmemi istiyor. Oysa işlerim var, projelerim, hepsini bırakamam. İrem’in de ona yaranmak gibi bir zİrem’in de ona yaranmak gibi bir zorunluluğu yok.




