Ya Selim, restoranda vaftiz partisi mi olurmuş? Hadi canım, bir de hediye almamız lazım!” dedim kocama, kızımızın minik bebeği için görkemli bir vaftiz partisi düzenlediğini duyduğumda. Bu hikâye, torunumuzun vaftizini nasıl kutlayacağımızı anlamaya çalışırken neden bu kadar tartışma çıktığını anlatıyor.
Vaftiz Daveti
Kızımız, Ayşe, altı ay önce bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Torunumuz, Elif, ailedeki ilk çocuğumuz ve Selim’le onun için canımızı veririz. Ayşe vaftiz töreni yapacağını söylediğinde çok sevindim; önemli bir olaydı ve geleneğe uygun olsun istedim. Ama sonra bunun sadece kilisede ve evde çay içmekle sınırlı kalmayıp bir restoranda, kalabalık bir davetle, sunucu ve fotoğrafçıyla yapılacağını söyledi. Şaşırdım: “Ayşe, bu kadar gösterişli olmasına gerek var mı? Bu vaftiz, düğün değil!”
Ayşe, her şeyin güzel ve unutulmaz olmasını istediğini söyledi. Kocası, Mehmet de destekledi: “İlk çocuğumuz, özel bir şekilde kutlamak istiyoruz.” diye ekledi. Ben itiraz etmedim ama içimde bir burukluk kaldı. Selim’le ben sade insanlarız, ömrümüz boyunca mütevazı yaşadık, böyle harcamalar bize fazla geldi.
Hediye Meselesi
Asıl zorluk, hediye konusunu düşünmeye başladığımda ortaya çıktı. Vaftizde genelde manevi değeri olan şeyler verilir: altın kolye, dua kitabı, çocuğun geleceği için para. Ama Ayşe, restoranda diğer misafirlerin de olacağını ve “boş elle gitmenin ayıp olacağını” ima etti. Sordum: “Yani zarfa para mı koyalım?” Cevabı dolambaçlıydı: “Nasıl isterseniz, ama herkes bir şeyler getiriyor.” Bir hesap yaptım, zarfa 100 lira koymak saçma olur, daha fazlası da bizde yok. Emekli maaşımız az, birikmiş paramızı da çatı tamiratına harcadık.
Selim, restorana hiç gitmemeyi önerdi. “Ertesi gün gideriz, Elif’i evinde kutlarız, gönlümüzden ne koparsa veririz.” dedi. Ben de katıldım: ev daha samimi, hem zarfın içine ne koyacağımızı düşünmeye gerek kalmaz. Gümüş bir kolye ve resimli bir çocuk İncil’i almaya karar verdik; hem anlamlı, hem içten bir hediye olacaktı.
Kızımızla Tartışma
Ayşe’ye planımızı anlattığımda alındı. “Anne, yani siz vaftize gelmeyecek misiniz? Bu Elif’in önemli bir günü, siz böyle kolayca vazgeçiyorsunuz!” Vaftize karşı olmadığımızı, sadece “restoran gösterisine” katılmak istemediğimizi anlatmaya çalıştım. Ama Ayşe bunu kişisel bir hakaret gibi aldı. “Bütün dedeler, nineler orada olacak, siz ailenin parçası olmak istemiyor musunuz?” dedi. Bu beni incitti. Tabii ki ailenin parçası olmak istiyoruz, ama neden mutlaka bir restoranda olmalı?
Selim daha da sertti: “Onlar para harcamak istiyorsa kendi bilecekleri iş, biz torunumuzla evde vakit geçiririz.” Ama Ayşe’nin üzüldüğünü görünce tereddüt ettim. Belki de biz gerçekten çok eski kafalıydık? Belki de içimizden gelmese bile gitmeliydik?
Nasıl Çözüm Bulduk?
Sonunda bir orta yol bulduk. Selim’le ben restorandaki bankete gitmedik ama vaftiz törenine katıldık. Elif, beyaz giysisiyle melek gibi görünüyordu. Ertesi gün de Ayşe’lerin evine gidip kolyeyi ve İncil’i verdik, torunumuzla vakit geçirdik, çay içtik. Ayşe başta biraz gücenmişti ama Elif’in bize nasıl sevgiyle yaklaştığını görünce yumuşadı.
Anladım ki gelenekler herkes için farklı. Ayşe için büyük bir kutlama önemliydi, bizim içinse sadece torunumuzun yanında olmak. Ama yine de içimde bir ukde kaldı: bundan sonra her aile kutlaması böyle mi olacak? Zarf hesabı, zorunluluklar…
Sizin de benzer durumlarınız oldu mu? Nasıl çözüm buldunuz? Çocukların istekleriyle kendi prensiplerimiz arasında dengeyi nasıl kuracağız? Yoksa biz Selim’le gerçekten aşırı mı mütevazıyız? Anlatın, tavsiyeye ihtiyacım var.




