Kayınvalideden Damat Vizesi Yok: “Sadece Sen ve Torunum Gelebilirsiniz

Her anne, kızının mutluluğunu hayal eder; güvenilir bir erkekle sağlam bir yuva kurmasını, çocuklarını sevgiyle büyütmesini ister. Ancak bazen hayat, hayallerden acımasızca sıyrılır. Ne kadar çok seversen, düşüşün o kadar sert olur.

İpek, kaderini bulduğuna emindi. Lise yıllarında tanıştığı Can, uzun boyu ve sinema yıldızlarını aratmayan gülüşüyle onu baştan çıkarmıştı. Gece yürüyüşleri, içten itiraflar, umut dolu sözler… Zamanla aşkları iyice pekişti.

Annesi, Neriman Hanım, ilk günden beri Can’dan hoşlanmamıştı. Onun tembel, düzensiz biri olduğunu seziyordu. Ama İpek körü körüne aşıktı. Üniversite sınavında başarılı olurken, Can zar zor bir meslek yüksekokuluna yerleşmiş, sonrasında eğitimini yarıda bırakmıştı.

“Anne, sen anlamıyorsun! Bu gerçek aşk!” diye diretiyordu İpek, hiçbir eleştiriye kulak asmadan.

Can bir elektronik mağazasında satış elemanı olarak işe başladığında, bunu büyük bir başarı saymıştı. Kazandığı para zar zor bira ve cipse yetse de, onu hiç rahatsız etmiyordu. Neriman Hanım’ı ise çileden çıkarıyordu. Kızına ulaşmaya çalışıyor, ama nafile…

Aşıklar mütevazı bir düğünle evlendi. Can’ın arkadaşlarının eski bir apartman dairesinde, ince duvarlı, meraklı komşuların göz önünde olduğu bir odada yaşamaya başladılar. İpek için önemli olan sevdiği adamla olmaktı. Can işini savsaklıyor, her yardım isteğinde omuz silkiyordu. İpek sık sık annesinden para istemek zorunda kalıyordu. Neriman Hanım asla geri çevirmiyor, yiyecek, giysi hatta birikimleriyle destek oluyordu.

Damadı her gördüğünde içi fırtınalar kopuyordu. Ona yabancı, gereksiz, zayıf geliyordu. Onun gözünde gerçek bir erkek değildi.

Zamanla işler iyice zorlaşınca, İpek annesinden birkaç aylığına kalacak yer istedi. Biriktirip kira evi bulacaklardı. Neriman Hanım gönülsüzce kabul etti, ama pişman oldu: Can sabah akşam kanepeye yapışmış, tüm yük kızının omuzlarına kalmıştı. İpek bir yandan derslerine çalışıyor, bir yandan uzaktan ek iş yapıyor, bitkin düşse de kocasını savunmaktan vazgeçmiyordu.

“Yoruluyor sadece…” diye bahane üretiyordu.

Üç ay sonra Can, baskıya dayanamayıp İpek’i o eski apartman dairesine geri dönmeye ikna etti. Orada belki dardı, ama kimse ahlak dersi vermiyordu. Neriman Hanım rahat bir nefes aldı, tek bir korkusu vardı: Kızının hamile kalmaması.

Ama kader acı bir oyun oynadı. Can işini kaybetti. İpek ise terfi alıp daha iyi kazanmaya başladı. Ve kısa sürede anlaşıldı ki, bir bebek bekliyordu.

Neriman Hanım torun olacak diye sevindi, ama bu sevinç kısa sürdü. Damadı hiç sevmemişti, şimdi de görmek istemiyordu. İpek, apartman hayatından yorulup yeniden annesine taşınmayı teklif ettiğinde, Neriman Hanım şartını koydu:

“Sadece sen ve bebek. Can’ı getirme. Kapımdan içeri adım atmasın.”

“Anne, o çocuğumun babası!” diye isyan etti İpek.
“Sen onunla evlenirken hiç düşündün mü bunu?” diye buz gibi kesildi annesi. “Önce adam gibi adam olsun, sonra gelsin.”

İpek içinde parçalanıyordu. Bir yanda yorgunluk, yenidoğan, rahat bir yuva özlemi… Diğer yanda gurur ve kırgınlık. Kocasıyla o daracık odaya döndü, annesinin fikrini değiştireceğini umarak. Ama Neriman Hanım kararından dönmedi.

Onun gözünde Can, kızı ve torunu için istenmeyen biriydi. Ama ne yapabilirdi? Çocuklar seçimlerini akılla değil, kalple yapardı. Annenin kalbi kanıyordu, ama kararını değiştirmedi.

Zaman kimin haklı olduğunu gösterecek. Şimdilik, anne ve kız, birbirlerini mesafeden de olsa sevmeyi öğreniyor, hayallerle örtüşmeyen seçimleri kabulleniyorlardı.

Peki sizce Neriman Hanım doğru mu yaptı? Yoksa kızı ve torunu için damadı kabullenmeli miydi?

Rate article
Lifequest
Kayınvalideden Damat Vizesi Yok: “Sadece Sen ve Torunum Gelebilirsiniz