Artık nasıl yaşayacağımı bilemiyorum. Kız kardeşim bir hain çıktı.
Kocamla birbirimize âdeta su katılmamış derecede bağlıydık. Bizi gören herkes, bu dingin, sıcak ve uyumlu ailenin hayranlığını gizlemezdi. Kocam her zaman nezaket timsaliydi—evde de, dışarıda da. Hatta arkadaşlarım şaşırır, “Böyle bir şey olmaz, evde hiç gürültü çıkmaz mı?” diye sorarlardı. “Bu böyle uzun sürmez,” derlerdi. Ben de güler geçerdim… Keşke gülmeseydim. Belli ki nazar değdi.
Her şey bir anda yıkıldı. Kız kardeşimin başına bir belâ geldiğinde her şey başladı—işten atılmıştı. Parasız pulsuz kalmış, üstüne bir de içinde kocaman bir suçluluk duygusu taşıyordu. Annemiz vefat ettikten sonra ona hem abla hem anne olmuştum. Düşünmeden, “Gel bizde kal, iş bulana kadar,” dedim. Ona bir oda ayırdık.
Başlarda her şey yolundaydı. Ama çok geçmeden evde bir tuhaflık baş gösterdi. Kocam gerginleşmiş, asabî olmuştu. Eskiden onu mutlu eden şeyler artık yüzünü bile güldürmüyordu. İşten döndüğümde karşılaştığım o sıcak gülümseme yok olmuştu. Küçük şeyler yüzünden tartışmaya başladı, kabalaştı, sürekli kız kardeşimden şikâyet ediyordu: “Bardakları yanlış yere koyuyor, çamaşırları düzgün asmıyor,” diye.
İçime bir kurt düşmüştü ama bunu strese bağlıyordum. Bir gün kardeşimle konuşmaya karar verdim, usulca “Ev düzenine dikkat etsen iyi olur,” dedim. Sadece başını salladı, “Anlıyorum,” diye mırıldandı.
Sonra her şeyi değiştiren o an geldi.
O gün işten her zamankinden erken döndüm. Ev sessizdi. Herkesin dışarı çıktığını düşündüm ama yatak odasının kapısını açtığım anda dizlerimin bağı çözüldü. Yatağımızda, bizim yorganın altında onları gördüm. Kocamı… Ve öz kardeşimi.
Savunma bile yapamadılar. Sessizce kapıyı kapattım, mutfağa yürüdüm. Kalbim davul gibi atıyor, kulaklarım uğulduyordu. Dünya bir anda başıma yıkılmıştı. İnşa ettiğim her şey, inandığım her şey bir yalanmış.
Bağırmadım, sahne yapmadım. Sadece kocamın eşyalarını toplayıp kapının önüne koydum. Kardeşimi ise oracıkta kovdum. Ağlayışlarını, mazeretlerini dinleyecek ne gücüm ne de isteğim vardı. Bunu bana nasıl yapabilirdi? Hem kendi ailesini hem de benimkini nasıl bu kadar acımasızca yıkabilirdi?
Aylar geçti ama hâlâ cevabını bulamadım: Bu ihanetin üstesinden nasıl geleceğim? Affetmek mümkün mü—ya da böyle bir şey affedilir mi? Ruhum bomboş şimdi. Bana en değer verenler beni arkamdan hançerledi.
Ama yaşamaya çalışıyorum. Her geçen gün nefes alışım biraz daha hafifliyor. Derler ya, zaman her yarayı sararmış. Emin değilim. Ama inanıyorum ki bir gün, yeniden güvenmeyi öğreneceğim. Yalnız, bu sefer körü körüne değil…




