Ayrılıktan Sonra Aşk: Mutluluğa Engel Olmayan Çocuklar

Kar üstünde biriken hikayeler gibi, Kars’ın karlı sokaklarında da rüzgar, hayalleriyle birlikte savrulup giden kadınların hikayelerini fısıldar. Aile sıcaklığını koruyabilmek, bu soğuk diyarda her kadının nasibi olmaz. Sevgi ve güven, kırılgan bir buz tabakası gibi, hayatın ağır yükü altında çatlayabilir. Çocuklarıyla tek başına kalan anneler, dipsiz bir uçuruma bakıyormuşçasına kaygıyla dolar içleri. Kimi meslek değiştirir, kimi hayallerinden vazgeçir, kimi de eğitimini yarım bırakır ailesini doyurabilmek için. Böyle anlarda umutsuzluğa kapılmak, hayatın cilvelerini hatta kendi çocuklarını suçlamak kolaydır. Ama bu sadece bir yanılsamadır, bilinmezlik korkusunun arkasına saklanan bir maskeden ibaret.

Yalnız kalmak, desteksiz kalmak, geçim sıkıntısı çekmek korkusu, yüreği donduran bir kış gecesi gibi sıkıştırır insanı. Bu korku, bazı kadınları bitmiş ilişkilere tutunmaya, dayanılmazı katlanmaya zorlar. Hatta bazen, zorba bir eşin tahammül edilmez davranışlarına göz yumarlar, çünkü boşanmanın çocukları babasızlığa mahkum edeceğini, kendilerini de son umutlarından edeceğini düşünürler. Oysa boşanmak babalığı silmez. Eski eş, çocuklarının babası olarak kalır ve onlara bakmakla, nafaka ödemekle yükümlüdür. Eğer bu sorumluluğu reddederse, kanun annenin yanındadır. Mahkeme, onu görevini yapmaya mecbur eder. Artık bir kafese dönüşmüş aile yanılsaması için kendini feda etmeye gerek yoktur.

Ama en korkuncu, umutsuzluğa düşen bir kadının çocuklarını suçlamaya başlamasıdır. Hayat bir kâğıttan ev gibi üstüne çöktüğünde, “Bütün bunların sebebi çocuklarım” diye patlamak kolaydır. Bir annenin yapabileceği en büyük hata budur. Çocuklar, büyüklerin verdiği sözleri tutamamasından sorumlu değildir. Öfkeyle savrulan bu sözler, çocuğun kalbinde on yıllarca kapanmayan yaralar açar. Eğer bir kadın, acısının taştığını, hayata olan kırgınlığının boğazını sıktığını hissediyorsa, bir psikoloğa gitmekten çekinmemelidir. Bu bir zayıflık değil, kendini ve sevdiklerini kurtarma adımıdır. Çocuklar bir yük değil, bir armağandır; büyüklerin hatalarının günah keçisi yapılamazlar.

Bir efsane vardır ki pek çok annenin yüreğini zehirler: “Çocuklu bir kadını hiçbir erkek sevmez, onun yavrusunu kabul etmez, ona bakmak istemez.” Oysa hayat bunun tam tersini gösterir. Tüm zorluklara rağmen gücü ve inceliğiyle parlayan bir kadınla karşılaşan erkek, onu olduğu gibi sevebilir, çocuğunu da bağrına basabilir. Kars’ta, herkesin birbirini tanıdığı bu şehirde, böyle hikayelere sık rastlanır. Yeni bir partner, çocuğa sadece bir üvey baba değil, gerçek bir baba olabilir – şefkatli, ilgili ve sevgi dolu. Bazen bu bağ, öz babadan daha güçlü hale gelir, özellikle de gerçek baba gölgelere çekilip gitmeyi seçmişse.

Korkuların ve bahanelerin arkasına saklanıp çocukları bir kalkan gibi kullanmamak gerekir. Kendine inanan, hayatın zorlukları karşısında ruhunu ezdirmeyen bir kadın, her zaman ilgi çeker. Yeni bir aile kurabilir, bu ailede huzur hüküm sürer ve çocuklar sevgiyle büyür. Boşanmak bir son değil, bir başlangıçtır. Kendi hikayenin editörü olma, sadece mutlulukları değil, yükleri de paylaşacak birini bulma şansıdır. Kars’ın karla kaplı sokaklarında, her gün soğukla mücadele eden bu kadınlar, etrafındakilerin yüreğini ısıtan birer fener olurlar.

Rate article
Lifequest
Ayrılıktan Sonra Aşk: Mutluluğa Engel Olmayan Çocuklar