Ruhun Sefaleti: İzmir’den Ayşe’nin Hikâyesi
Ayşe, yol kenarındaki ot gibi büyüdü – kimsenin umurunda olmayan, vahşi. Onu ne seven oldu, ne şımartan, ne de başını okşayan. Üstüne giydikleri hep başkalarının elinden çıkma, bazen içinden zayıf dizleri görünen paçavralardı. Ayakkabıları hep delik ve ya büyük ya küçük. Annesi saçlarını “çanak kesimi” yapardı, şekil vermekle uğraşmamak için, ama saçları her yöne dikilir, sanki bu kayıtsızlığa isyan ederdi.
Anaokuluna gitmedi Ayşe – ailesinin ona ayıracak vakti yoktu. Tek düşündükleri nereden içki bulacaklarıydı. Babası acımasız bir ayyaş, annesi Zeynep ise sürekli duman altında ve akşamdan kalma. Evde kavga başladığında çocuk girerdi apartman boşluklarına saklanırdı. Kaçmak, dayak yememek demekti. Ama yetişemezse, morlukları sonradan örtbas ederdi. Komşular iç çeker, başlarını sallardı: “Zeynep hep hafifmeşrepti, bir de o sabıkalıyla bir olunca iyice battı,” derlerdi. Ayşe’ye acırlardı. Yemek verirler, giysi getirirlerdi. Ama annesi en iyi eşyaları hemen içkiye çevirirdi. Böylece kızcağız hep eskiler içinde kaldı.
Okul zamanı geldiğinde, Ayşe, her şeye rağmen derslere sarıldı; tıpkı bir can simidi gibi. Okumak onun dünyası oldu, bir kaçış yeri, kimsenin bağırmadığı, vurmadığı, aşağılamadığı bir liman. Ateş gibi okurdu, kütüphanede saatler geçirir, derslerde parmak kaldırır, belki birinin o sessiz ama kararlı sesini duyacağını umardı.
Ama çocuklar acımasızdır. Özellikle de farklı olanlara karşı. Fakir kıyafetli, tuhaf saçlı bu kız, çabucak bir lakap edindi: “Sefil.” Sonrası daha kötüydü. Sınıf arkadaşlarının aileleri onunla arkadaşlık etmelerini yasakladı: “Alkolik kadının kızı, tehlikeli,” dediler. Öğretmenler, Ayşe’nin yetenekli olduğunu görseler de ses çıkarmadı. Sonuçta, korunaksız bir kızı savunmaktansa göz yummak daha kolaydı. Böylece büyüdü Ayşe – bütün bir dünyaya tek başına karşı.
Onun kurtuluşu, gölet yanındaki parktaki yaşlı bir çınar oldu. Gölgesine sığınır, yanına kitaplarını alıp okur, hayaller kurardı. Bazen, evde durum çok kötüyse, orada sabahlardı. Onu dinleyen tek canlar sokak köpekleri ve kedilerdi – ihanet etmeyen yegâne kimi varsa.
Babası, Ayşe on dört yaşındayken öldü. Bir içki gecesinin ardından karda donmuştu. Cenazede sadece Zeynep ve Ayşe vardı. Kız hiç acı hissetmedi. Sadece utanç ve rahatlama. Annesi bundan sonra tamamen çığırından çıktı. Öfke nöbetleri ve baygınlıklar peş peşe geliyordu. Çalışmayalı çok olmuştu. Ayşe, açlıktan ölmemek için apartmanları temizlemeye başladı. Kazandığı birkaç kuruşla ikinci el tıp kitapları alıyor, doktor olmayı hayal ediyordu. Annesini o dibe çekildiği yerden kurtarmak istiyordu.
Ama okulda zorbalık bitmedi. Bir gün, derse geç kalmışken, elinden bir psikiyatri kitabı düştü. Ne yazık ki, tam o sırada orada sınıfın güzeli ve baş belası Aslı vardı. Kitabı yerden aldı, başlığını okudu ve yüksek sesle:
“Psikiyatri ha! Sen sadece sefil değilsin, annen gibi manyakmışsın!” dedi.
Ayşe dayanamadı. Gözyaşları içinde sınıftan fırladı, bahçeyi geçti, o çınarın yanına koştu. Karların üzerine yığılıp hıçkırdı. “Neden bu kadar acımasızlar? Ben onlara ne yaptım?” diye fısıldadı, ağaç gövdesine sarılarak.
Tam o anda, gölette bir köpek gördü. Buzun üzerinde yürüyordu ve aniden battı. Kız çığlık attı ve hayvanı kurtarmak için koştu. Buzun üzerine yatarak süründü. Köpeğe ulaştı, tutundu – ama o anda kendisi de suya gömüldü. Soğuk göğsüne saplandı, nefesi kesildi. Ayşe mücadele etti – köpek için, kendisi için, sevdiği herkes için.
Artık gücü tükenmişken, buz bir mezar taşı gibi üzerine çökerken – biri onu çekip çıkardı. Bu, yeni öğrenci Vedat’tı. İstanbul’dan yeni nakil olmuş, yakışıklı, zeki, ağırbaşlı bir çocuk. Kızlar ona deli oluyordu. O ise elini uzattı Ayşe’ye:
“Gel. Donarsın. Annem doktor, sana yardım eder.”
Köpeği de aldı yanına. İkisini de eve götürdü. Ertesi gün, sınıfa Ayşe’yle birlikte girdi. Aslı ona yapıştı:
“Ciddi misin? O sefil biri!”
“Aslolan ruhun sefaletidir,” dedi Vedat sakince. “Onu ne giysi ne makyaj gizler. Ne kadar örtersen, o kadar belli olur.”
Aslı’nın yüzü bembeyaz oldu ve kaçtı. Sınıfta bir sessizlik çöktü. Ayşe ise ilk defa yalnız olmadığını hissetti. Artık bir arkadaşı vardı. Ve kurtardığı köpek Karabaş. Hepsinin ötesinde – yeni bir hayata tutunma şansı.




