“Sen çocuğun hastalanmasına sebep olan şeysin! Defol buradan! Hemen! Artık seni bu evde görmek istemiyorum!” diye bağırıyordu, sesinde en ufak bir şüphe yoktu. Sadece öfke ve suçlama vardı.
Böylece Emre, noktayı koydu. Tartışmaya değil, bizim ailemize.
O, oğlumuzla ilgili her şeyin benim suçum olduğuna emindi. Ateş, öksürük, çocuğun gözyaşları… Hepsi sanki benim yüzümdendi. “Kötü bir anneyim, dikkat etmedim, hep yanlış yapıyorum” diye düşünüyordu. Onu ikna etmek imkansızdı. Dinlemiyor, dinlemek bile istemiyordu.
Koridorda duvara yapışmıştım, o ise dairede deli gibi dolanıyor, kapıları çarpıyor, çocuğun eşyalarını öfkeyle topluyordu. Diğer odada oğlumuz yatıyordu; ateşler içinde, uykulu, halsiz. Bütün gece yanındaydım, su verdim, ateşini düşürmeye çalıştım, bir an olsun ayrılmadım. Şimdi ise “defol” diyordu.
Emre çocuğu yatırdıktan sonra yanıma geldi. Yüzü buz gibiydi. Gözlerinde ise katı bir kararlılık vardı.
“Neden hâlâ buradasın? Söyledim ya, defol git. Çocuğu unut artık. Böyle bir anneye ihtiyacı yok. Bir daha da seni görmek istemiyorum.”
Bağırmadım, tartışmadım. Sadece oğluma olan sevgimi, daha iyi olmak için ne yapacağımı fısıldadım. Durması için yalvardım. Ama dinlemedi.
“Sen sadece engel oluyorsun. Ona zarar veriyorsun, Elif,” diye patladı. “Artık her şeyi anladım.”
Çantamı topladı. Sessizce kapıyı açtı. Ve çıkmamı işaret etti.
Sokakta nasıl buldum kendimi, hatırlamıyorum. Gözlerimin önü her şey bulanıktı. Ellerim titriyordu, kafamda tek bir düşünce vardı: “Oğlumu bıraktım… Çocuğumun hayatından kovuldum.”
Emre ertesi gün telefonumu açmadı. Bir hafta boyunca haber vermedi. Her yerde engelledi beni.
Mesaj attım, annesini aradım, en azından oğlumu görmeme izin vermeleri için yalvardım. Ama kimse cevap vermedi. Sanki yok olmuştum.
Ben bir anneyim. Dokuz ay bu çocuğu karnımda taşıdım. Onu doğurdum, ninniler söyledim, uykusuz gecelerinde yanında oldum, diş ağrısından ağladığında kucağımda tuttum.
Ve şimdi… “hiçim.”
Emre, çocuğumu benden alma hakkına sahip olduğuna karar verdi. Mahkeme değil, sosyal hizmetler değil. Sadece bir erkek, çocuğun hasta olmasına sinirlenmiş.
Oysa ben gerçekten suçlu değildim. Bu sadece basit bir soğuk algınlığıydı. Sonbahar, cereyan, herkesin hapşırdığı çocuk yuvası… Ama Emre için bu bir bahaneydi. Bitirmek için. Suçlamak için.
Nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum. Ama pes etmeyeceğim. Bir yol bulacağım. İster mahkeme yoluyla, ister yıllar alsın… Ama oğlumu geri alacağım.
Çünkü ben bir anneyim. Ve annelik geçici bir görev değil. Bu, bir ömür boyu sürer. Hayatın kapalı bir kapının ardında kalmış olsa bile…




