— Kızım, telefonunuz düştü! Bekleyin! — diye seslendi yabancı bir adam, şiddetli yağmurun gürültüsünü bastırmaya çalışarak.
Elif, İstanbul’un ıssız sokaklarında ağır adımlarla yürüyordu. Yüzünden süzülen soğuk yağmur damlalarıyla gözyaşları bir olmuş, farkında bile değildi. Yavaşça döndü, adamı yorgun ve kayıtsız bir ifadeyle süzdü.
— Bu sizin mi? — diye sordu adam, ekranı çatlamış ıslak telefonu uzatarak.
— Benim… — diye fısıldadı Elif, sesi soğuktan ve acıdan titriyordu.
— Böyle yağmurda tek başınıza ne arıyorsunuz? Şemsiyeniz bile yok, sırılsıklam olmuşsunuz! Hastalanacaksınız! — dedi, sesinde gerçek bir endişe vardı.
Adam rahatsız edici görünmüyordu. Elif, içinden gelen bir hisle peşinden gitti, en yakındaki dükkânın saçak altına sığındılar. Köşedeki küçük bir kafeye girip çay içerek ısınmaya karar verdiler.
— Ben Arda, — diye tanıştı adam, gülümseyerek. — Ya siz?
— Elif… — diye mırıldandı, yere bakarak.
— Böyle bir havada tek başınıza sokaklarda ne işiniz var? Köpekleri bile böyle yağmurda eve alırlar.
— Beni… beni de sokak köpeği gibi kovdular, — diye patladı Elif’in içinden, sesi gözyaşlarıyla boğuldu.
Anılar bir anda bastırdı. Yüreğini sıkan o acıyı bastırmaya çalışmıştı ama artık dayanamıyordu. Elif, büyük emeklerle kurduğu hayatının bir anda yıkılacağını hiç düşünmemişti. Serkan’la her şeyi birlikte atlatmışlardı: İstanbul’un dışında bir ev almışlar, küçük bir kafe açmışlar, çocuk hayalleri kurmuşlardı. Elif, kendini işe vermiş, kariyer basamaklarını tırmanırken kendini unutmuştu. Ta ki Serkan ona el kaldırana kadar… Hemen paltosunu kapıp soğuk yağmura fırlamıştı evden.
Yanında sadece kimliği, banka kartı ve şimdi çalışmayan bir telefon vardı.
— Telefonunuz iyice ıslanmış, — dedi Arda, konuyu değiştirmeye çalışarak.
Elif, gidecek bir yerinin olmadığını fark etti. Yabancı bir şehir, ne dost ne de aile… Kendini bomboş hissetti. Gözyaşları sel gibi aktı, yıllar sonra ilk kez böyle ağlıyordu.
— Telefon için mi üzülüyorsunuz? Tamir edebilirim, — diye yumuşak bir sesle teselli etmeye çalıştı Arda.
— Sizi ne ilgilendirir ki? Birbirimizi bile tanımıyoruz! — diye patladı Elif, ama sesindeki öfkeden çok çaresizlik vardı.
— Kızmıyorum, sadece… sizi gördüm, bir şeylerin yolunda gitmediğini anladım. Yardım etmek istedim, — diye sakince cevap verdi.
Elif derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı ve bu yabancıya hikâyesini anlatmaya karar verdi.
— On iki yıl önce İzmir’den gelmiştim buraya. Ailem orada kaldı, onlarla bağlarım neredeyse koptu. Bütün bu yıllarımı işe verdim. Arkadaşım yok, vakit bulamadım. Her dakikam projelere, kafeye, gelecek hayallerine gitti. Doğru olduğunu sanıyordum. Bugünse… Serkan eve sinirli geldi. Akşam yemeğine çağırdım, ama o, sevdiği şarabı almadığım için bağırmaya başladı. Almadım çünkü zaten çok içiyordu. Sessiz kaldım, kavga etmek istemedim, ama o… beni itti. Kaburgam ağrıyor, nefes alırken bile acıyor.
— Bunu biliyorum, — diye sessizce dedi Arda. — Kuzenim de böyle biriyle yaşıyordu. Sizi anlıyorum. Yardım etmeme izin verin.
— Derdiniz ne benimle? — diye yorgun bir sesle sordu Elif. — Bu ilk değil. Birkaç gün bir tanıdıkta kalırım, sonra geri dönerim. O zaten arar, özür diler. Her zamanki gibi.
— Ama telefonunuz çalışmıyor, — diye hatırlattı Arda.
— O zaman ben gider özür dilerim, — diye acı bir tebessümle ekledi. — Başka ne yapabilirim ki?
— Belki de bu bir işarettir? — diye birden söyledi Arda. — Her şeyi değiştirmenin, yeni bir hayata başlamanın…
Elif düşündü. Yeni bir hayat fikri aklına gelmişti, ama hep korkmuştu. Çok emek vermişti, çok şey kaybetmişti. Ama şimdi, yağmurun sesi eşliğinde Arda’nın sözleri bir can simidi gibiydi.
— Sizi güvenli bir yere bırakayım, — diye teklif etti. — İstediğiniz kadar kalabilirsiniz. Telefonu tamir edip getiririm. Sonra ne yapacağınıza karar verirsiniz. Kabul mü?
— Teşekkür ederim… — diye fısıldadı Elif, akşamdan beri ilk kez biraz rahatlamış hissederek.
Derin bir nefes aldı, sanki omuzlarındaki ağır yükü atmış gibiydi. Uzun yıllar sonra ilk kez birisi onun yükünü paylaşmıştı. Bitmeyen bir koşuşturmanın ardından, birkaç günlük bir mola hak etmişti.




