Kırık Kalpler ve Gizli Büyü
Elif, küçük bir Eskişehir kasabasındaki veli toplantısından eve döndü. Kapıdan içeri adımını atar atmaz oğlunun odasına yöneldi ve onunla ciddi bir konuşma yapmaya başladı.
“Anne, yeter artık, bu sürekli nasihatlerin bıktırdı!” diye isyan etti Arda.
“Ne demek yeter? Daha yeni başlıyorum! Öğretmenin Ayşe Hanım senden hiç memnun değil,” diye sert bir bakış attı Elif.
“İstediğim gibi davranırım! Tıpkı babam gibi! Şimdi anlıyorum neden başka bir kadın var—sen de onu tıpkı benim gibi bunaltmışsındır!” diye patladı Arda.
“Ne kadını? Neden bahsediyorsun?” Elif donakaldı, sesi şaşkınlıktan titriyordu.
Elif, toplantıdan gelirken öğretmenin Arda hakkındaki şikayetlerini dinlemişti: ödevlerini yapmıyor, derslerde dikkatsiz, sürekli laf yetiştiriyor. Bu çocuğun başına ne geldi? Dağınık, içine kapanık, hiçbir şey anlatmıyor. Kocasıyla konuşmalıydı, baba otoritesi işe yarayabilirdi.
Tam o sırada kocasının arabasını caddenin kenarında gördü. Yoksa onu almak için mi gelmişti? Ne kadar düşünceli! Elif adımlarını hızlandırdı, ama aniden durdu. Arabadan kocası Murat çıkmıştı, elinde bir demet çiçekle, ama ona değil, tanımadığı bir kadına doğru yürüdü. Kadın onu kucakladı, çiçekleri aldı ve birlikte uzaklaştılar.
Elif olduğu yerde donup kaldı. Bu kadın kimdi? Uzun, kızıl saçlı, dar bir elbise giymişti—kendisinin tam zıttıydı: kısa, koyu renk kıvırcık saçlı, sade giyinen bir kadın. Murat işte kalacağını, yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını söylemişti. Yoksa bu kadın onun iş arkadaşı mıydı? On beş yıllık evliliklerinde Elif hiç şüphe duymamıştı.
Aşk evlenmişlerdi, üniversiteden hemen sonra. Murat’ın varlıklı ailesi onlara Eskişehir’in merkezinde bir daire hediye etmişti. Kayınvalidesi Elif’i çok sever, doğan kız torunlarını ise gözlerinin bebeği yapmıştı. Murat, babasının sağlık sorunları nedeniyle işi bırakması üzerine şirketin başına geçmişti. Zorlu başlangıçlar olmuştu, ama başarmıştı, çalışanlar ona saygı duyuyordu. Kazançları iyiydi: şehir dışında bir yazlık almışlar, arkadaşları ve aileleriyle orada vakit geçiriyor, yurtdışı tatilleri yapıyorlardı. Murat, Elif’e hemşireliği bırakıp kendini ailesine adamasını teklif etmişti, ama o mesleğini seviyordu, insanlara yardım etmek ona huzur veriyordu.
Şimdi ne olacaktı? Başka bir kadın varsa, demek ki onu artık sevmiyordu. Yakında onu terk edecekti… Gözyaşları yanaklarını yaktı. Ne kadar acı, ne kadar haksızdı! Eksik olan neydi? Sadece karı-koca değil, en yakın arkadaştılar; her şeyi paylaşıyorlardı. Nasıl böyle bir ihanet edebilirdi? Murat hiçbir zaman başka kadınlara bakmazdı, halbuki yakışıklı bir adamdı.
Evde Elif, oğluyla konuşmaya devam etti.
“Anne, yeter, bu derslerinden bıktım!” diye karşılık verdi Arda.
“Ne demek yeter? Ayşe Hanım senin için çok şikayetçi!”
“İstediğimi yaparım, tıpkı babam gibi! Şimdi anladım neden başka bir kadın var—sen onu da bunaltmışsın!”
“Ne kadını? Neden bahsediyorsun?” Elif’in sesi titredi.
“Babamı bir kafede güzel bir kadınla gördüm. Yanlarından geçtim, beni fark etmedi. Ne diyeceksin şimdi?”
Elif kanepeye çöktü, yüzünü elleriyle kapadı. Gözyaşları sel gibi aktı.
“Anne, ağlama…” Arda, her zaman annesini koruyan bir çocuktu, şaşkına dönmüştü.
“İşte böyle oğlum… Yaşadık, sevdik, şimdi başkası var…”
“Anne, her şey olabilir. Ben de babamı seviyorum, ama sana böyle davranıyorsa, gitsin. Biz yine de yaşarız. Ben artık 13 yaşındayım, küçük değilim… Ama üzüldüm. Babam çok kötü davrandı.”
Arda annesine bir mendil uzattı. Elif gözyaşlarını sildi ve oğluna sarıldı.
“Onunla konuşacağım. Doğruyu söyleyecek.”
Birkaç saat sonra Murat eve döndü. Bitkin görünüyordu.
“Elif, iş arkadaşlarımla yemek yedim, duş alıp uyuyacağım. Çok yoruldum.”
“Murat, seni gördüm…Ona çiçek verdin, sonra gittiniz. Okuldan geliyordum…”
Murat dondu kaldı, yüzü bembeyaz oldu.
“Gördün mü? Evet… Yeni asistanım Deniz’le aramda bir şeyler var. Nasıl oldu bilmiyorum.”
“Peki şimdi ne olacak? Aileden ayrılacak mısın?”
“Elif, gitmek istemiyorum… Ama ona karşı bir çekim var, mıknatıs gibi. Seni seviyorum, ama bu bir tür büyü gibi. O ilk adımı attı, evine çağırdı, belgelerde yardım istedi. Annesiyle tanıştırdı, akşam yemeği yedik. Sonra tekrar davet etti, reddedemedim. Ve… aşık oldum. Yazlığımızda buluştuk. Affet beni…”
“Bizim yazlıkta mı? Bizim evimizde mi?! Murat, nasıl yaparsın!” Elif’in nefesi kesiliyordu.
“Özür dilerim. Boşanmalıyız. Yaşadıklarımı unutup normal hayatıma devam edemem. Oğlumuzu bırakmayacağım, destek olacağım. Daire sizde kalsın, arabayı ve yazlığı alacağım.”
“Çoktan kararını vermişsin… O genç, biraz eğlenir sonra seni bıBir yıl sonra Murat pişmanlık içinde kapılarını çaldı, ama artık çok geçti.




