**Kırık Hayaller ve Yeni Yıl Mucizesi**
Ayşegül, Mehmet’le bir yıldan fazladır görüşüyordu. Buluşmaları o kadar nadirdi ki takvime kırmızı kalemle işaretlenebilirdi, tıpkı bayramlar gibi. Mehmet İstanbul’da yaşıyor, şirket işleri için sadece Konya’nın küçük bir kasabasına uğruyordu. Büyük planlar yapıyorlardı ve bu Yılbaşı’nda kimin kime taşınacağına karar vereceklerdi. Ama aniden telefon çaldı. Ayşegül irkildi—Mehmet arıyordu!
“Merhaba, canım,” dedi, telaşlı gününe rağmen sesini yumuşatmaya çalışarak.
Ama hattın diğer ucundan keskin bir kadın sesi duyuldu:
“Merhaba, yavukluk bozan!”
Ayşegül donakaldı, tek kelime bile edemedi.
O Yılbaşı öncesi gün her şey ters gidiyordu. Sabah ofisten arayıp yurt dışı ortaklarla sözleşme imzalaması için baskı yapmışlardı. Kimse Ayşegül’ün kuaför randevusunu umursamamıştı. Genel müdür bir sahil kasabasında rahatını sürerken, o birkaç küfür mırıldanıp taksi çağırarak ofise gitmişti.
İş merkezinden çıkarken arkadaşı Elif’in diktiği elbiseyi almayı unuttuğunu hatırladı. Yılbaşı gecesi için aldığı elbise aniden üzerinde bir çuval gibi duruyordu. Ayşegül kilo verdiğini düşünmeyi tercih etti, kumaşın ucuz olduğunu değil. Elif’e mesaj attı:
“Elif, kusura bakma, elbiseyi unutmuşum!”
“Ayşegül, neredeydin? Bir saattir seni arıyorum!” diye bağırdı Elif, istasyonun gürültüsü arasından.
“Şu müdür yüzünden,” diye iç çekti Ayşegül. “Peki elbise nasıl? Gelebilir miyim?”
“Ayşegül, özür dilerim,” dedi Elif’in sesi titreyerek. “İstasyondayız, tren yarım saat sonra kalkıyor.”
Telefonu indirdi, umutları yıkılıyor gibiydi. “Tamam,” diye düşündü. “Elbisesiz, saçım dağınık, ama ne gam! Mehmet gelecek, bu geceyi beraber geçireceğiz. O kadar da kötü değil.”
Yirmi altı yaşındaydı ama hâlâ mucizelere inanan romantik biriydi. Korkunç bir günün ardından bile Yılbaşı gecesinin ona bir sihir getireceğini umuyordu.
Telefon tekrar çaldığında irkildi, hayallere dalmıştı. Mehmet’in adını görünce toparlanmaya çalışarak açtı.
“Merhaba, canım—”
“Merhaba, yavukluk bozan!” diye kesti kadın sesi. “Ailesini bırakıp seninle mi kalacak sandın? Numarasını sil, yoksa pişman olursun!”
Hat kesildi, Ayşegül’ün zihninde her şey yerine oturdu. Seyrek buluşmalar, hafta sonları sessiz kalışları, Mehmet’in tuhaf laf kaçırmaları… Karanlık bir tablo çiziyordu. Durağa doğru yürüdü, bir direğe yaslanıp boşluğa baktı. “Yavukluk bozan” sözü yüreğine balyoz gibi inmişti. Dünyası bir anda çökmüştü. Eski yıl, tüm inandıklarını da alıp gidiyordu.
“Hanımefendi, iyi misiniz?” diye bir ses onu kendine getirdi. Önünde kırmızı kürklü, beyaz yakalı sakallı bir adam duruyordu.
“Hayır,” diye fısıldadı gözyaşlarını tutamayarak. “Siz kimsiniz?”
“Noel Baba, başka kim olacak!” diye güldü adam. “Hadi, arabaya, donacaksın!”
Koluna girip arabaya yönlendirdi. Şaşkınlık içinde itiraz edemedi bile. Araba hareket edince kendine gelip bağırdı:
“Durun! Beni nereye götürüyorsunuz? İndirin beni!”
Şoför kenara çekip döndü:
“Yardım etmek istedim. Bir kafeye gidiyordum, sıcak çay ısmarlayayım dedim. Soğukta öylece duruyordun. Yılbaşı yaklaşıyor, biliyorsun, azıcık Noel Baba gibiyim.”
Son cümle biraz garip kaçmıştı ama Ayşegül gülmekten kendini alamadı. Gülüşü, o günün acısını hafifletmişti: mahvolan elbise, bozulan saç, Mehmet’in ihaneti ve bu tuhaf “Noel Baba”.
“Affedersiniz,” dedi gözyaşları arasında.
“Önemli değil,” diye gülümsedi adam. “Eski yıl gidiyor, kötü ne varsa alıp götürüyor. Her şey düzelir. Bak mesela, en iyi arkadaşım bu yıl gelmeyeceğim dedi. On beş yıllık geleneği yeni eşi yüzünden unuttu!”
Ayşegül bir anda rahatladı. Belki soğuktan, belki de bu garip tesadüftü ama yüreğindeki ağırlık kalkmıştı.
“Sizi bekleyen vardır,” dedi adam arabayı çalıştırırken. “Nereye bırakayım?”
“Gidecek yerim yok,” diye buruk bir gülümsemeyle cevap verdi. “Evde kimse yok, elbiseyi alamadım, saçım berbat. Rüzgâr kadar özgürüm. Ne yapacağımı bile bilmiyorum.”
“O zaman Yılbaşı’nı beraber mi kutlarız? Küçük bir kafe biliyorum, büyülü bir gece vaat ediyorlar.”
“Olur, ama üstümü değişmem lazım,” dedi Ayşegül. Bu geceyi yalnız geçirmek istemiyordu.
Evde hızla giyindi, arabaya gülümseyerek bindi. Işıklarla süslü kafede adamı daha iyi görebildi.
“Neden Noel Baba kıyafeti giyiyorsunuz?” diye sordu merakla.
“Uzun ve komik bir hikâye,” dedi gülerek kürkü çıkarıp sakalını düzeltirken. “Adım Murat, bu arada.”
“Ayşegül,” diye elini uzattı. “Anlatın Murat, bugün pek gülecek halim yoktu.”
Murat çay sipariş edip anlatmaya başladı. Konuşmaları o kadar doğaldı ki üzüntüsü eriyip gitti, tıpkı güneşle karlar gibi. Camın ardında kar taneleri düşerken, Yeni Yıl kapıyı çalıyordu.
Böylece eski yıl acıları ve hayal kırıAyşegül, Murat’ın gözlerindeki sıcaklığı görünce, yeni bir başlangıcın ilk ışıklarının içini ısıttığını hissetti.




