İhanetin Yaraları

Sıcak bir İzmir akşamında, Elif bulaşıkları yıkarken mutfağın sessizliğini telefonun keskin zili bozdu. Ellerini havluyla kuruladıktan sonra telefonu açtı.

“Elifçiğim, merhaba canım!” diye tatlı bir sesle teyzesi Nermin konuştu.

“İyi akşamlar,” diye karşılık verdi Elif, soğuk bir tonla.

“Neredeyse unutmuştum, oğlum İzmir’e taşınıyor, bir süre senin yanında kalabilir mi?” diye yumuşak bir sesle sordu teyze.

“Hayır! Kalamaz! Kendini idare etsin!” diye sertçe yanıtladı Elif, yüzünün kızardığını hissederek.

“Ama nasıl… Biz aileyiz,” diye kekeledi Nermin, şaşkınlıkla.

“Yaptıklarınızdan sonra sizi tanımıyorum bile!” diye kesin bir ifadeyle konuştu Elif.

“Ne yaptım ki?” dedi teyze, panikle.

“Elif, reddetmezsin değil mi?” diye yapışkan bir sesle konuştu Nermin, sanki bir iyilik yapıyormuş gibi.

Elif pencerenin önünde durmuş, yumruklarını sıkıyordu. Bu tür konuşmalar sürekli tekrar ediyordu. Yine “aile” için kendi planlarını bir kenara atması gerekecekti.

“Ne oldu?” diye sordu, cevabı zaten tahmin eder gibiydi.

“Yeğeninin matematikten yardıma ihtiyacı var!” diye hızlıca anlattı teyze. “Sınavlar yaklaşıyor, öğretmen de çok sert, herkese zayıf veriyor. Sen bizim akıllı kızımızsın, bir el atarsın, değil mi?”

Elif dişlerini sıktı. Zaten dört akraba çocuğuna bedava ders veriyordu. Ama hayır diyemezdi—ona böyle öğretmişlerdi.

“Tamam,” diye içini çekti, kendinden nefret ederek.

Onların ailesinde, akrabalara yardım etmek kutsal bir kuraldı. Elif’in anne ve babası, küçüklüğünden beri ona ailenin bir destek olduğunu, yakınlarını asla yalnız bırakmamak gerektiğini öğretmişlerdi. Zamanlarından ve paralarından hiç esirgemezlerdi. Akrabaları yardım istediğinde her zaman koşarlardı.

“Bir gün bize de yardım ederler,” diyordu annesi sık sık.

Elif inanıyordu.

Ailesi çok zengin değildi, ama küçük bir bakkal dükkanı işletiyorlardı. Mütevazı ama düzenli bir hayatları vardı. Bu bile tüm akrabaları için bir “sponsor” olmalarına yetiyordu. Kimi İzmir’e gelip onlarda kalıyor, otel parasından kurtuluyordu. Kimi borç para istiyor, geri vereceğini söylüyor ama borçlar havada kayboluyordu. İşe yerleştirilmek isteyenler babasına koşuyordu.

Elif de geri durmuyordu. Üniversiteden sonra yeğenlerine, kuzenlerine, uzak akrabalarına bedava ders vermeye başladı. Yıllarca akşamlarını onların çocuklarına harcadı, kendi zamanını feda etti. Eğer bir gün ailesinin yardıma ihtiyacı olursa, akrabaların da aynı şekilde karşılık vereceğine inanıyordu.

Bu inancı paramparça oldu.

“Emin misiniz?” diye sordu Elif, sesi titreyerek, parmakları masanın kenarına gömülmüştü.

Doktor ona acıyan bir ifadeyle baktı, bu tür haberler vermeye alışkındı.

“Birkaç kez kontrol ettik,” diye sessizce söyledi. “Tedaviye hemen başlamalıyız.”

Elif başını salladı, yerin ayaklarının altından kaydığını hissederek. Tek avuntusu, yalnız olmadıklarıydı.

Evde ölü bir sessizlik vardı. Babası duvara bakıyordu. Annesi odanın içinde volta atıyor, telefonu sıkı sıkı tutuyor ama aramaya cesaret edemiyordu. Elif onlara bakıyor ve teslim olmaya hakları olmadığını biliyordu.

“Hallederiz,” dedi, sessizliği yırtarak. “Çokuz. Birlikte güçlüyüz.”

Babası derin bir nefes aldı.

“Peki ya para? Bu çok pahalı…”

“Parayı buluruz,” diye kesin bir sesle cevap verdi annesi.

Aramaya başladılar. Her şeyi sattılar: Elif’in evini, arabayı, takıları, hatta mobilyaları. Anne ve babası işteki tüm birikimlerini çektiler. Ama yetmedi. O zaman doğal gelen şeyi yaptılar: yıllarca yardım ettikleri akrabalarına döndüler.

“Yakınlarımız, başımız dertte,” diyen annesinin sesi titriyordu. “Yardıma ihtiyacımız var. Ne kadar olursa.”

Cevap sessizlik, sonra dolambaçlı bahaneler oldu.

“Dayanın,” dedi bir teyze. “Biz de yardım ederdik ama kendi işimiz zor…”

“Ah, çok üzüldüm,” diye ekledi bir amca. “Evde tadilat var, borç içindeyiz…”

“Verirdim ama param yatırımda, çekemem,” diye kayıtsızca söyledi bir kuzen.

Elif dinledi ve inanamadı. Yıllarca onlardan para alan, evlerinde kalan, bağlantılarından yararlananlar, şimdi birkaç bin lira bile veremiyordu.

Sadece uzak bir akraba yardım etti. Küçük bir miktar gönderdi, daha fazla veremediği için özür diledi. Elif bunun onun için çok olduğunu biliyordu ve minnettardı.

“Teşekkürler,” dedi, gözyaşlarını tutarak.

Sonra telefonunu kapattı ve yumruklarını sıktı. Başaracaklardı. Kimse inanmasa bile.

Anne-baba evini rehin gösterip kredi çekmek zorunda kaldılar.

“Bunu gerçekten yapıyor muyuz?” diye sordu Elif, sesi titreyerek, başını elleriyle tuttu.

“Seçeneğimiz yok,” diye yorgun bir sesle cevap verdi annesi.

Mutfakta, fatura ve borç hesaplarıyla dolu dağınık bir masada oturuyorlardı. Dışarıda hava kararıyordu ama ışıkları açmadılar—tasarruf ediyorlardı.

“Ödeyemezsek, her şeyi kaybedeceğiz,” diye fısıldadı Elif.

“Durursak, babamızı kaybedeceğiz,” diye kesin bir ifadeyle karşılık verdi annesi.

Para çabuk geldi, ama aynBundan sonra Elif, gerçek ailenin sadece kan bağı değil, zor zamanlarda yanında duranlar olduğunu öğrenmişti.

Rate article
Lifequest
İhanetin Yaraları