Müjde, oyuncağı olan peluş tavşanını koltuğa oturtup ona sert bir şekilde parmağını salladı:
— Burada otur, yoksa büyük büyük annem gelir ve yerini alır!
Leyla, sekiz yaşındaki kızının mırıldanmalarını duyunca gülümsedi, mutfakta camları silmeye devam ediyordu. Duvardaki kuş figürlü saat neşeli bir şekilde tik tak yapıyordu, Leyla’nın büyükannesi Zehra Hanım’ın gelmesine dakikalar kalmıştı. Zehra Hanım, seksen üç yaşına yeni basmıştı.
Dokuz yıldır ilk defa böyle bir yolculuğa cesaret etmişti—yarı ülkeyi geçip torununu kucaklamak ve ilk kez büyük torunuyla tanışmak için.
Eskiden Leyla, ailesi ve büyükannesiyle birlikte küçük bir Karadeniz kasabasında yaşardı. Ama 2004’te taşındı, evlendi, yeni bir hayat kurdu. Annesi neredeyse her yıl gelirdi, ama büyükanne, zaten yaşı geçkin olduğu için, torununun onu ziyaret etmesini bekledi durdu.
Ancak genç çiftin hayatını iş ve mortgage yükü sarmıştı. Tatil nadirdi, memleket yolculuğu hep ertelendi durdu.
Bu yıl Leyla’nın annesi gelecekti, ama onun yerine Zehra Hanım geldi—seksen üç yaşında, kalbi hasta, ayakları yorgun, binlerce kilometreyi aşarak.
— Anne, büyük büyük annemiz zaten var, hem de hem Nine Vildan hem de Nine Selma var. Neden bir tane daha gerekli? — diye sordu Müjde, çocuksu bir dürüstlükle kollarını kavuşturdu.
— Nasıl yani? O benim büyükannem, senin de büyük büyük annen. Bizi görmeye geliyor. Sana ondan bahsetmiştim!
Müjde burnunu kırıştırdı:
— Ama o çok yaş-lı!
Leyla, Zehra Hanım’la telefonlaşır, Müjde büyüdükçe ona da telefonu verirdi, konuşsunlar diye. Fotoğraflar da vardı. Ama anlaşılan o ki, telefonun diğer ucundaki ses ve fotoğraflar, gerçek bir tanışmanın yerini tutmuyordu. Müjde, büyük büyük annesini hiç görmemişti, onu sadece “yaşlı bir kadın” olarak görüyordu.
Leyla bağırmak istedi ama kendini tuttu. Suçluluk duygusu içini kemiriyordu: dokuz yıldır memlekete gidememişlerdi. Kızının yanına oturdu ve anlatmaya başladı:
— Evet, o yaşlı. Ama o bizim ailemizden, tıpkı Nine Vildan ve Nine Selma gibi. Büyüklerimize böyle şeyler söylememeliyiz. Zehra Hanım harika bir kadın, onu seveceksin.
Müjde anlamış gibi göründü, ama Leyla’nın içinde bir burukluk kaldı. Kızının büyük büyük annesini tanımamasından, kendisinin de onu ziyaret etmeye zaman bulamamış olmasından utanıyordu.
Aynı gün Leyla, postadan bir kutu aldı. Gönderen adresinde Zehra Hanım yazıyordu. Garip, çünkü o iki gün sonra gelecekti. Evde kutuyu açınca içinde hediyeler ve özenle katlanmış kıyafetler buldu. Yanında dolaşan Müjde, ilk önce antika bir yelpaze fark etti—biraz sararmış ama zarif, sanki geçmiş yüzyıldan kalma. Yanında ince dantelli eldivenler ve ayrı bir pakette kabarık bir balo elbisesi vardı.
— Vay be! Bu ne? — Müjde gözlerini kocaman açtı, kumaşa dokundu.
— Neden büyükannem bunları göndermiş, kendisi gelecekken, şaşırdım — diye mırıldandı Leyla.
— Bu onun mu? — Müjde şüpheyle baktı. — O da benim gibi dans mı ediyormuş?
Elbise, eski olmasına rağmen, işlemeleriyle göz kamaştırıyordu. Bütün akşam Leyla ve Müjde eşyaları inceleyip büyükannenin ne yapmaya çalıştığını tahmin etmeye çalıştılar. Müjde yelpazeye aşık oldu, eldivenleri denedi (büyük gelse de) ve kendi dansları için böyle bir elbise hayal etti.
— Büyüyünce sana da böyle bir tane dikeceğiz, — dedi Leyla, gülümsemesini gizleyerek.
Üç gün sonra, Leyla’nın kocası Emre, havaalanından Zehra Hanım’ı almaya gitti. Leyla, Müjde’nin “yaşlı” lafını hatırlayıp endişelendi, kızının ağzından bir şeyler kaçırmasından korkuyordu.
— Kızlar, misafirimiz geldi! — diye neşeyle bağırdı Emre kapıda.
Leyla, onun sesindeki coşkuyu hemen fark etti.
— Süper nine, — diye fısıldadı karısına, göz kırptı.
Arkasında Zehra Hanım duruyordu: şık bir pardösü, küçük bir şapka, alçak topuklu botlar, elinde çantası. Hafif boyalı kaşlar, ince çizgili gözler, kusursuz ruj. Leyla çocukluğundan beri onun sözlerini hatırlıyordu: “Ruj, ayna olmadan bile mükemmel olmalı.” Ve büyükannesi bunu bir usta gibi yapardı.
— Büyükanne! — Leyla gözyaşlarını tutarak ona koştu.
Uzun uçuştan sonra Zehra Hanım yorgun görünüyordu, ama gözleri o kadar sıcaktı ki en soğuk günü bile ısıtabilirdi.
— Canım benim, — diyerek kollarını açtı.
— Ben işe gidiyorum, siz bensiz idare edersiniz, — diyerek gülümsedi Emre, kapıya yöneldi.
Girişte Müjde, misafiri izliyor, nasıl davranacağını bilemiyordu. Zehra Hanım, büyük torununu fark etti, ona sevgiyle baktı ama ona sarılmadı, çekingenliğini hissediyordu. Gülerek salona geçti, Leyla’ya yaslanarak.
— Yol benim yaşım için değil, ama sizi görmek istedim, daha fazla bekleyemezdim. Daha erken gelebilirdim ama şu kemik kırığı… bu yaşta…
— Büyükanne, asıl biz utanmalıyız, — dedi Leyla iç çekerek. — Önce iş, sonra Müjde doğdu…
— Anlıyorum tatlım, tBüyükannenin gözlerindeki ışıltı ve Müjde’nin ona sarılırken attığı “Büyük büyükannem artık benim en sevdiğim dans partnerim!” çığlığı, Leyla’nın yıllardır içinde biriken pişmanlığını o an unutturdu.




