Gerçek Hayat Senaryosu: Filme Yakın Ama Farklı

Bir Zamanlar, Tıpkı Dizilerdeki Gibi Değil Ama Yakın

Ayşegül, pembe dizilere bayılırdı ve hayatının da tıpkı ekrandaki gibi mutlu sonla bitecek bir aşk hikâyesine dönüşmesini dilerdi. Ancak hayaller hep hayal olarak kaldı, gerçek ise Rize’nin küçük bir köyünde tekdüze ve soluk akıp gidiyordu.

Sasha ile evlenmişti, belki de aşk sandığı şey buydu. Ama Sasha, gençliğinden beri kararsız ve havai biriydi, hiç değişmedi. Onu eski evine getirdi, üç yıl sonra ise ansızın, “Şehre gidiyorum. İstersen burada kal,” dedi.

“Ama neden? Her şey yolunda,” diye kekeledi Ayşegül, ne olduğunu anlamadan.

“Senin için belki, benim için değil.”

Bu sözlerle pasaportunu ve eski sırt çantasını alıp gitti. Köy dedikodularla çalkalanıyordu. Komşu kadınlar fısıldaşıyordu:

“Sasha, Ayşegül’ü bırakıp şehre kaçtı. Belli ki başkasını buldu.”

Ayşegül sessiz kaldı. Ağlamadı, şikayet etmedi, Sasha’nın evinde yaşamaya devam etti. Gidecek yeri yoktu; ailesinin evinde kız kardeşi ve ailesi vardı, yer kalmamıştı. Çocuğu da olmamıştı.

“Demek ki Allah, Sasha’nın baba olmayacağına hükmetti,” diye düşündü, komşunun çocuklarını seyrederken.

Her akşam işlerini bitirip televizyonun karşısına geçer, aşk dolu dizileri izlerdi. Kendini kaptırır, sonra yatağında dönüp durur, uyuyamazdı.

Yeni gün, küçük domuzu beslemek, tavukları yemlemek ve Badem adlı buzağıyı bağlamakla başlardı. Sürüye karışmasını istemezdi.

“Ayşegül!” diye bağırdı bir komşu. “Badem kaçtı, köyde dört nala koşuyor!”

“Nerede?” diye fırladı kapıdan. Buzağı, komşunun yeni çitlerine boynuz atmaya çalışıyordu.

“Badem, Badem,” diye yalvardı, ekmek uzatarak. Buzağı başını salladı. “Allah belanı versin!” diye çıkıştı Ayşegül. Badem birden fırladı, komşunun kazlarını ürküttü.

Ne kadar koştuğunu bilmiyordu ki, tam o sırada tamirci Mehmet çıkageldi. Ustalıkla ipi yakalayıp buzağıyı çeke çeke bağladı. Ayşegül, onun güçlü ellerine, yıpranmış gömleğin altındaki kaslarına baktı. Birden o kolların onu kavramasını, göğsüne bastırmasını istedi.

Sonra kendine geldi:

“Ne oluyor bana? Sanki genç kız gibiyim.”

Utanmıştı. Mehmet, onun eski sınıf arkadaşıydı; kızıl saçlı, her zaman gülümseyen bir şakacı. Yan evde, güçlü kuvvetli bir kadınla, Nilgün’le yaşıyordu. Ona ihtiyacı yoktu.

“Hiç böyle hissetmemiştim,” diye geçirdi içinden, bakışlarını kaçırarak.

Sasha gider gitmez boşanmıştı. Talip olanlar çıkmıştı, hatta evlenme teklif edenler bile, ama hiçbiri hoşuna gitmemişti. Sevgiye aç, yalnız yaşıyordu.

Mehmet ellerini otlarla silerken, Ayşegül aniden:

“Gel, avluda ellerini yıka,” dedi.

Ona doğru yürüdü. Sırtı, Mehmet’in bakışlarını hissediyordu.

Bir gün fark etti ki, Mehmet ona farklı bakıyordu. Şaşırdı:

“Ne oluyor böyle?”

Mehmet ellerini yıkadı, havluyla kuruladı, ona anlamlı bir bakış attı ve gitti.

O günden sonra aralarında görünmez bir bağ oluştu. Mehmet yanından geçerken Ayşegül’ün yanakları kızarıyordu. Artık onun avlusundan geçiyordu, halbuki önceden böyle bir alışkanlığı yoktu. Ayşegül erken kalkıp bahçeyi sabah serinliğinde çapalıyordu—kendine böyle söylüyordu ama aslında Mehmet’i bekliyordu. Göz göze geldiklerinde, onun bakışlarında samimi bir ilgi, neredeyse hayranlık vardı.

Düşüncelerini kovuyor, Nilgün’den korkuyordu:

“Görürse mahvolurum. Bütün köye rezil eder.”

Ama Mehmet gelmeye, ona yanıp tutuşan bakışlar atmaya devam etti. Ayşegül de ona şefkatli bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sanki bir dizi gibiydi; ne sonu belliydi, ne de nasıl biteceği.

Bir gün avluyu süpürürken tanıdık bir ses duydu:

“Selam, Ayşecim.” Sasha böyle hitap ederdi ona.

Arkasını döndü. Eski kocası oradaydı: aynı küstah sırıtış, mavi gözlerin şehvetli bakışı, tıraşsız yüz.

“Geldim… Beni kabul eder misin?”

“Ne oldu, şehir hayatı iyi gitmedi mi?”

Kalbinde bir sızı bile hissetmedi. Belki de aşk hiç olmamıştı, ya da çoktan sönmüştü. O, “güzel hayat” peşinde onu terk edip gittiğinde, ruhunun kapıları kapanmıştı.

Sasha evine döndü. Ayşegül’ün gidecek yeri yoktu, mecbur kabul etti. O gece odasının kapısını kilitleyip dolabı dayadı. Sasha evin diğer tarafına yerleşti. Evde pek durmuyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyordu.

Mehmet asık suratla dolaşıyordu. Ta ki bir gün Ayşegül’ü pencereden çıkarken görene kadar. İçi kaynadı:

“Demek ki onu gerçekten kabullenmedi.”

Ertesi sabah, Ayşegül pencereden çıkarken ayağının altında bir basamak buldu. Pencerenin altında iki çakılı tahta duruyordu.

“Bunu kim yaptı?” diye merak etti. “Sasha değil, onun vakti yok.”

Mehmet gece vakti, ona kolaylık olsun diye basamak yapmıştı. Nilgün’le evli değillerdi, yıllardır birlikte yaşıyorlardı. Çocukları yoktu ama Mehmet, Nilgün’ün ilk evliliğinden olan kızına gözüO günden sonra artık ne Sasha’nın bakışları ne de köyün dedikoduları onu incitir oldu, çünkü Mehmet’in yanında gerçek bir aşkı ve huzuru bulmuştu.

Rate article
Lifequest
Gerçek Hayat Senaryosu: Filme Yakın Ama Farklı