— Ayşe, ne oldu sana?! — diye telaşlandı Fatma, arkadaşının telefon ekranına bakarken birden renginin attığını görünce.
— Elif öldü… — diye fısıldadı Ayşe.
— Elif mi? Senin bir kız kardeşin mi vardı? Hiç bahsetmemiştin. Kuzen miydi?
— Hayır… öz kardeşim. Ama neredeyse yirmi yıldır konuşmuyorduk. Ben… dayanamıyordum.
— Allah’ım… Kaç yaşındaydı?
— Benden dokuz yaş büyüktü. Elli sekiz…
— Hastalandı mı?
— Bilmiyorum Fatma… Hiçbir şey bilmiyorum… — Ayşe ağlamaya başladı, telefonu yere düşürdü.
Ayşe daha üç yaşındayken, ablası Elif onunla kendi çocuğu gibi ilgilenirdi. Anne babası sabah akşam çalıştığı için küçük kardeşin yükü Elif’in omzundaydı. Birbirlerinden ayrılmazlardı — Elif büyüdükçe, Ayşe de onun yanında yetişti.
Elif on sekizine bastığında, Cemal’le evlendi. Herkes Cemal’i severdi. Özellikle de Ayşe. Ona deliler gibi âşıktı. “Ben de senin gibi biriyle evleneceğim,” diye şaka yapardı hep.
Aile çok mutluydu, kardeşlerin arası öyle sıcaktı ki, ruhları birbirine karışmış gibiydi. Elif ve kocası iş için Sivas’a taşınınca, Ayşe hafta sonları onları ziyaret etmeye başladı.
Saatlerce mutfakta oturup eski günleri yâd eder, dertleşirlerdi. Cemal asla araya girmezdi — ikisi için ne kadar önemli olduğunu bilirdi.
Ayşe de evlendi. Ama kötü bir evlilik oldu. Kocası gizli bir alkolikti. Tedavi oldu, sonra yine başladı. Ayşe boşanma davası açtı. İşte o zaman her şey oldu. Hayatlarını paramparça eden o şey.
Cemal memlekete iş için geldi. Elif ona, “Git kardeşimi gör,” dedi, “Ona abi gibi davran. Konuş onunla. Şu an çok kötü. Yalnız olmadığını hissetsin.”
— Tabii, — diye başını salladı Cemal. — Unutmuyorum, ne kadar hassas bir kalbi var.
Meyve, şarap, Ayşe’nin sevdiği çikolatalardan aldı. Kapıyı çaldı. Uzun süre açan olmadı. Tam gidecekti ki, kapı aralandı.
Karşısında Ayşe vardı — bitkin, gözleri ağlamaktan şişmiş.
— Geldiğin iyi oldu… — diye kekeledi.
Mutfakta oturdular. Ayşe susuyor, Cemal ise onu neşelendirmeye çalışıyor, işten, çocuklardan bahsediyordu.
Ayşe dinledi, sonra aniden konuştu:
— Dayanamadım Cemal. İçiyordu, rezil oluyordu… Hayvan gibi… Sana benziyor diye evlenmiştim. Ama o… hiç sen değildi.
— Böyle konuşma Ayşe… — diye yumuşak bir sesle karşılık verdi. — Sen çok daha iyilerine layıksın.
Pencereye yürüdü. Cemal de arkasından gitti, sarıldı:
— Ağla biraz… rahatlarsın.
Döndüğünde gözlerindeki acı ve yalnızlık öyle derindi ki… Cemal onu kendine çekti. Nasıl öpüştüklerini, nasıl yatakta bulduklarını kendisi de anlamadı.
Sabah uyandıklarında yan yanaydılar. Cemal sessizce giyindi ve gitti. Ayşe yatakta öylece kaldı, tavana bakarak olanları kabullenemiyordu.
O günden sonra aralarına kocaman bir duvar örülmüştü. Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Kimsenin aklına bile gelmedi.
Ayşe, ablasını gittikçe daha az ziyaret etmeye başladı. Elif anlam veremiyordu:
— Niye benden kaçıyorsun? Ne yaptım sana?
Ayşe, ablasının kocasıyla yattığını söyleyemezdi. Söyleyemedi. Unutmak istedi, silmek… Ama kalbinde bir kor gibi yanıyordu.
Cemal de acı çekiyordu. Elif’i seviyordu. Hiç aldatmamıştı. O geceye kadar. Şimdi ise içinde taşıdığı suçlulukla yaşıyordu.
Yıllar geçti. Ayşe yeniden evlendi, bir kızı oldu. Elif’le ne görüştüler, ne konuştular. Elif gelmedi, Ayşe de gitmedi. Cemal hastalandı. Tedaviler işe yaramıyordu. Ayşe duyunca, yasa rağmen kendisi gitti.
Cemal’i görünce yüreği burkuldu: eskiden güçlü duran adamın gölgesiydi, zayıflamış, gözlerindeki ışık sönmüştü. Yüzünü çevirdi, ona bakamadı.
Ayşe gittikten sonra Elif’i yanına çağırdı:
— Beni affet lütfen… — diye fısıldadı. — İtiraf etmeliyim. Sana ihanet ettim. Bir kez… Ayşe’yle… o zaman, yıllar önce…
Elif donup kaldı. Sonra yavaşça ayağa kalktı ve odadan çıktı. O gün bir daha yanına dönmedi.
O gece Cemal öldü.
Elif, kocasının ölümünü sessizce kabullendi. İki gün sonra kapıyı çalan Ayşe’yi görünce, yüzü taş kesildi:
— Niye geldin? Sen de günah çıkarmaya mı geldin? — diye sertçe çıkıştı.
— “Sen de” ne demek?.. — Ayşe’nin yüzü bembeyaz oldu.
— O anlattı. Beni arkamdan vurdun. Sonra da hiçbir şey yokmuş gibi yaptın. Defol git. Artık kardeşim değilsin!
— Elif… en azından cenazeye…
— Senin orada işin yok! — diye bağırdı ve kapıyı çarptı.
Ayşe çılgın gibi sokağa fırladı. Kalbi yerinden çıkacaktı. Gözleri dolu doluydu. Geri döndü, kapıyı çaldı, telefon etti. Açan olmadı.
Altı ay boyunca denedi. Mektuplar, aramalar. Cevap yok. Elif bir gün kendisi aradı:
— Bir mektup daha yazarsan, herkese senin kim olduğunu anlatırım. Hayatımdan silin!
Ayşe sustu.
Yıllar geçmişti ama Ayşe’nin yüreğindeki yangın hâlâ sönmemiş, ablasına duyduğu pişmanlık her sabah yeni bir yara gibi kanıyordu.




